şükela:  tümü | bugün
  • kıt'alar

    genc-i uşşâka safâ islambol
    cem'i irfân ü vefâ islambol
    olmasa muzdarîbü'l hal şeref
    sadr-i buldân-i cefâ islambol

    gencîne-i irfan olan islambol
    mahbûbe-i buldan olan islambol
    müştâk seni görmeye gayetle şeref
    ey mecma'-i yarân olan islambol

    (19. yüzyıl)
    şeref hanım
  • okuyan yâdigârım anlasın kim bir zamân ile
    bu dergâha şeref nâmında bir şâ'ir de yüz sürmüş
  • 19. asırda istanbul'da yaşamış, divan edebiyatının klasik dönem son şairlerindendir. şiirlerinde 19.asrın ortalarında filizlenen yeniliğe kapılarını kapayarak hem içerik hem de vezin yönünden eskiye bağlı kalmış bir hanım şairimizdir. gazelini okuduğumuzda bu durum aşikar olacaktır:

    temayülün kime cânâ bilinmedi gitti
    tabiatın dahi bâlâ bilinmedi gitti

    ser-i rehinde mi, zülfünde mi vatan tuttu
    karargeh-i dil-i şeydâ bilinmedi gitti

    rümûz-i aşkı bilen, bilinmeyene eder ikrar
    nedir hakîkati amma bilinmedi gitti

    bilindi derd-i dili, bülbülün figanından
    gülün başındaki sevda bilinmedi gitti

    kimin esîri kimin âşık-ı fikendesidir
    şeref dedikleri rüsvâ bilinmedi gitti

    (bkz: mefâ’ilün fe’ilâtün mefâ’ilün fe’ilün)
  • şeref hanım, 1809'da istanbul'da dünyaya gelmiş, 1861'de yine istanbul'da âhirete göçmüş. tariki mevleviyye müntesibi şeref hanım, divan edebiyatının klasik döneminin son şâirlerindendir. âşık-ı sâdık gönüllerinden bir naat-ı şerifi:

    günahtan gayri yok bir özge kârım yâ rasûlallah
    geçer gafletle her leyl ü nehârım yâ rasûlallah
    serâpâ dolmada defterler a’mâl-i kabîhimle
    kirâmen kâtibîn’den şermisârım yâ rasûlallah
    nide pervâz edem uçmağa ferdâ kalmışım âciz
    kemend-i nefs ü şeytâna şikârım yâ rasûlallah
    eşiğin görmeğe bin cânım olsa eylerim kurban
    o rütbe hadden aştı intizârım yâ rasûlallah
    ölür isem gubâr-ı ravzana yüz sürmeden tâ haşr
    döğünsün taş ile seng-i mezârım yâ rasûlallah
    senin evsâfını kaabil midir etmek şeref îfâ
    ne çâre elde yoktur ihtiyârım yâ rasûlallah
  • "ey gönül yine gelen mâh-ı muharrem’dir amân,
    vakt-i mâtem, dem-i gâm, mevsim-i âh û efgân.

    başla feryâde değil sabr u tahammül zamanı,
    çâk çâk olmanın eyyâmıdır işte bu zaman.

    eğer erseydi bu eyyâm-ı elem encâma,
    yusuf’i anmaz idi hüzn ile pîr-i kenân.

    eser-i nâlem ile bencileyin dünyanın,
    yıkılıp her tarafı ben gibi olsun vîrân.

    yedi kat yerlere geçsin yine seyl-i eşkim,
    nara-i âhım ile nuh felek olsun lerzân.

    at gönül pîrehen-i gafleti baştan dinle,
    sana bir kıssa-i cân-sûz edeyim şerh û beyân.

    iki şehzade-i ‘uzmayı şehid eyledi âh,
    birleşip ehl-i fesâd ile yezîd ü mervân.

    zulm ile akibet ol hain-i bed sîretler,
    nettiler hani hasan hani hüseyn-i zîşân.

    suyu zehr etti birine, birine vermedi hiç,
    yanmasın mı bu hararet ile sabr u sâmân.

    onların emrine fermânber iken ins ü melek,
    da’vâyı hükm ü hilâfet nedir ey bî-iz’ân.

    hazreti fatıma’nın merdum-u çeşmânı’na sen,
    nice diktin çıkası gözlerini ey nâdân.

    cedlerinden de mi hiç eylemedin havf ü hirâs,
    acep ey kâfir bîdîn ü hayâ ü imân.

    kim eder âh ciğerkûşe-i peygambere kasd,
    t’an ederse yeri var sana beşikteki sübyân.

    kalmadı tâb ü tuvânım nice söylemeyim âh,
    bu kadar derd ü elem dilde olur mu pinhân.

    doğmasın mâh-ı siyâdetle sa’âdet güneş,
    ehli imana nice olmasın alem zindan.

    kerbelâ’da olan ahvali anıp leyl ü nehâr,
    demidir iki gözümden dökeyim yâş ile kân.

    nice olur öyle zevât ile adavet heyhat,
    birisinde yok imiş zerrece akl ü irfan.

    nice sundu yed-i murdârını şimr-i bî-âr,
    ah o gerdân idi busegâh-ı fahr-i cihân.

    allah allah ne cesaret ne fezâhat bunlar,
    geçti firavn ile nemrud’u bila şekk ü güman.

    sebep oldun bu kadar fitneye fikret a yezid,
    müntakimdir yanına kor mu cenâb-ı yezdân.

    ne kıyamet ne ukûbet kopacaktır başına,
    ruzi mahşerde kurulsun hele sabret divan.

    tutuşur âteş gayretle sizi gördükte,
    yeni baştan olur elbette cehennem suzân.

    bu gam-ı renciş u mihnetle habibullah’ın,
    yaktın ümmetlerinin canını var sen dâhi yan.

    ne kadar söylesem ey hâme tükenmez billah,
    mahşere bile benimle gidecek bu hicrân.

    gayrı yad etme yeter nâm-ı leimânı biraz,
    benim ahvalimi perîşânımı eyle ilân.

    mevc-i tûfân teessüf ile edip cûş ü hürûş,
    yazarım her sene bir mersiye giryân giryân.

    der-i eltâfınıza geldi şeref nâmında,
    arz-ı hâl etmeye bir aciz ü bîçâre hemân.

    bu siyah rûyi kerem-cûyi şefaathâhın,
    olmasın haline hayran arasat ü mîzân.

    bir fakîr ümmetiyim ceddinizin rûz-i ceza,
    ya hasan el medet ve ya huseyn el ihsan.

    mücrîm isem de şu düşmanlara karşı dilerim,
    sâye-i devletinizde bulayım emn ü emân."
  • kerbelâ'da olanların etkisini öyle güzel tahlil etmiş ki:

    "geçti fir'avn ile nemrudu bilâ şekk ü gümân,
    sebeb oldun bu kadar fitneye, fikr et a yezîd !"

    rahmetli şeref hanım bu beyitle farkettirdi ki;

    nemrut, firavun ve adı sayılmamış dünyanın gördüğü ne kadar zalim varsa hepsinin toplamından daha büyük bir fitnenin ateşini yakmış bu yezid isimli haris.. bin dört yüz küsur senedir hala alev alev o ateşin yakıldığı topraklar.. yüzlerce yıl sonra bu gün bile ölüler isimleriyle değil sayılarıyla ifade ediliyor hala..

    ...

    ne yalan söyleyeyim üzüldüm.. hakikaten çok üzüldüm.. ne acı akıbet imiş yezid olarak göçmek.. düştüğü derekeyi ölçmeye birim yok..

    allah ibret alanlardan eylesin bizleri..

    bu vesileyle şeref hanım merhumeye de rahmetiyle muamele etsin..