şükela:  tümü | bugün
  • harabe halindeki ciragan sarayinin bahcesinde yer alan , 1970 lere dek lig maclarinin bile yapildigi futbol sahasi. simdi otel kempinsky'nin bahcesi.
  • 1980'lerin ortalarına kadar beşiktaş idmanlarını burada yapardı. fulya tesislerine göre çok daha sıcak ve samimi bir yer olmakla birlikte tabii ki toprak bir sahada ve hayli zor koşullar da yapılırdı idmanlar. ama rıza çalımbay , metin tekin , ziya doğan fikret vs gibi futbolcuların soyunma odasından çıkıp 10 cm. önünüzden geçip idmana çıkışını izlemek güzeldi.
  • stadin besiktas tarafindaki kale arkasinin ust tarafinda bugun bile neden var oldugunu cozemedegim inanilmaz buyuk ,betondan , yuzlerce kisiyi icine alabilen bir yuzme havuzu vardi. soyunma odalarinda hakikaten kediden buyuk farelerin cirit attigi , fareler bizzat tarafimdan gorulmustur, sık sık topun denize kactıgı için idman sırasında denızde kayıkla adam bekletildiği bir mabetti. büyük beşiktaşımızın sezon açılışlarında seref stadından besiktaş meydana binlerce beşiktaşlıyla şarkılarla türkülerle birlikte yürümemiz halen unutulmaz. idmanlarda koşmayan olursa zaten cok ufak beton tribunlerden hemen fırcalar gelirdi.. o zamanlar kafam basmıyordu bu işlere , ama çok merak ederim o yer bjk nın elinden nasıl gıtmiştir.hangi özalvari oyunlarla bilmem ne kempinsikime oteline verilmiştir , halen isyan ederim. derlerki orası verildi fulya kiralandı. al fulyayı...hep sorarım bizim hatıralarımızı çalan şeref stadımızı çalanların hatta buna göz yumanların hiçmi şeref leri yoktu. burası fb nin veya gs nin veya zuhuratbabasporunda olsa onlarında ellerinden almamaları gereken bir mabetti. tozluydu , kireçliydi ,kışın dondururdu ama orası başkaydı. bogazın kıyısında 102 yıl once kurulan şerefli kulubumuzun ,semtınde denızın kıyısında tek yeri burasıydı ..ve ne acıdırki bugun hale beşiktaş semtinde bilmem kimlerin bile boğaz kıyısında yeri hatta gs nin adası olmasına rağmen bizim kulubümüzün bir karış toprak parçası yok...
  • 1970'lerde 23 nisan törenleri burada yapılırdı. beşiktaş ve çevresindeki onlarca ilk öğretim okulu bayramlık özel kıyafetlerine bürünür, şiirler, nutuklar, halk oyunları eşliğinde bu toz toprak stadyumda ulusal egemenlik ve çocuk bayramını kutlarlardı. hatta seçkin okullardan güzelce bir kız abartılı makyajıyla ve deniz kızı kostümüyle bir el arabasına yatırılır, seyircilerin önünden geçirilirdi. ve biz törenler biter bitmez bayramlıklarımızı çıkarıp bulduğumuz temizce bir taşın veya mermerin üzerine koyarak donlarımızla boğazın buz gibi sularına atlardık. ama ne atlama. çivi gibi olurdu su. girmemizle çıkmamız arası saliselerle ölçülürdü ancak. ama yaz sezonunun açılışını yapmış olurduk yine de. ondan sonra artık kabataş vapur iskelesi, beşiktaş motor iskelesi, yani nereyi bulursak kendimizi denize atacağımız oradan dalardık boğazın akıntılı sularına yaz boyunca.
  • yerine şahsi kanaatimce zevksizlik ve kitch abidesi olan çırağan palace hotel kempinski yapılmıştır. inönü stadı için de planlar aynıdır.
  • şeref stadı, çırağan sarayı bahçesinde uzun yıllar beşiktaş jimnastik kulübünün antrenman sahası olarak hizmet veren yerdir. şimdi orada çırağan-kempinski oteli yükseliyor.

    1980 yılında asker kaçağı olarak askerlik şubesine teslim edildim. sonrasında bir şekilde askerliğim tecil edildi ve aynı yıl üniversiteye girdim. okul anadolu yakasında ev avrupa yakasında. beş kuruş para yok. köprüden de yaya geçilmiyor. bir yığın iş yaptıktan sonra inönü stadı, açıkhava tiyatrosu ve spor sergi sarayında elimde tepside sandviç ayran satarak vapur parasını kazanıp boğazı aşabildim ve okula gitmeye başladım. çok başarılı idim. kısa sürede şef oldum. o zamanlar bu tesislerin işletmecisi izzet basut idi. benim amirim de prof. herkes prof. derdi. efsane biri idi. artin özağaç idi ismi. kumar profesörü idi. istanbul kumar aleminde acayip bir itibarı vardı. onunla o zamanki kumar mekanlarını tek tek dolaşıp malum alemi çok çok iyi tanımıştım. prof'un sağ kolu oldum. çok başarılı idim. ikramiye olarak da şeref stadı büfesi işletmesi bana verildi. dört yıl burasının büfesini çalıştırdım. taa ki arkadaşım selim "asker kaçağıyım işe ihtiyacım var" deyinceye kadar. ben de ona teslim ettim. o kapanışı yaptı...

    en eskilerde şeref stadı'nın olduğu yerde çırağan sarayı vardır. 1910 yılında çıkan yangında saray maray kalmaz. duman olur her şey. beşiktaş yöneticilerinden ahmet şerafettin bey çabaları ile 1932 yılında beşiktaş için antrenman sahası olarak kiralanır. ancak kanser hastalığı nedeniyle kiralandığını göremeden ahmet şerafettin bey ölür. o nedenle burası şeref stadı olarak anılır.

    11 ocak 1933 günü stadın hafriyatı başlar. saha oluşturulur. cadde tarafındaki yüksek duvarının önüne tribünler yapılır. bizim büfe de o tribünlerin arkasında yer alırdı. deniz tarafındaki alçak duvarın önüne de birkaç basamaktan ibaret açık tribün vardı. deniz tarafında beşiktaş semtinin üfürükçüleri ve şarapçıları yatıp kalkardı. bize "ulema" gibi bakıp saygı gösterirlerdi. bizi sevseler de bunun ana nedeni prof abinin onlara verdiği bahşişlerdi.

    1947 yılında inönü stadı açılıncaya kadar lig ve yabancı maçlar bu toprak sahada oynanmıştır. daha sonra beşiktaş'ın antreman sahası ve amatör küme maçlarının oynandığı yer olmuştur.

    7 ekim 1986'da beşiktaşlı futbolcuların son kez antreman yaptıkları şeref stadı'yla birlikte benim oradaki muhteşem anılarım da yıkılmıştır...
  • üzücü hadiselerden biri.

    rakip makip sallamıyorum aga. bazı şeylerin farklı değerleri olur.

    iyi bir fenerbahçeli olarak galatasarayın stafının yıkılması da üzmüştü beni. hiç gitmesemde önünden geçerken bile gülümsetmişti her zaman. şimdi baktığımda şey gibi kuleler buz kestiriyor. keşke direnselerdi, orada kalsalardı.

    beşiktaşın stadını direnerek aynı yerine yapması da ayrı bir güzelliktir benim için.

    ama keşke burası için de çaba harcasaydı beşiktaş. en azından altyapısındaki gençlere efsanelerinin ezdiği çimlerde koşup ter dökme imkanını sağlasaydı.

    edit" sifsi yazarın uyarısıyla sahanın toprak olduğu bilgisi geldi. o zamanlar öyleymiş yani.

    keşke sadece oralar değil takımların soyunma odaları da olduğu gibi kalsaydı. misal hagi metin oktayın dolabını kullansaydı veua oğuzhan baba hakkının. daha farklı bakarlardı, sahiplenirlerdi kulüplerini.

    st pauli hala o eski manuel skor tabelası kullanıyor misal. mis

    edit 2: hatta sifsi bey sadece görmemiş ve çalıştırmış orayı. güzel hikayeler birikmiştir. bi entrylerine bakacağım yoksa da rica ederiz belki yazar