şükela:  tümü | bugün
  • ornek gosterilen yonetmenlerdendir.tiyatro deneyimini muhendis(mimar degil) bilgisiyle gelistirince isiklandirmadan kamera duzenegine vesairesine bir cok sistemi buldu kurdu uretti.film goruntusu ve sesleri uzerine 3 kitabi igrenc bir turkceyle cevrilmis sinemaseverleri sogutmak uzere beklemektedir.
  • sinemaya girişmeden önce avant-garde bir tiyatrocuymuş sergei amca. seyirci koltukların altına konulmuş fişekler, seyirci üzerine gerilmiş ağlar ve benzeri çarpıcı efektlerle, aşırı deneysel bir tiyatroyla neredeyse sinemasal bir anlatım aramakta olduğu söylenegelir.

    kurgu kuramını geliştiren kişi addedilmesi, lev kuleshov'a biraz haksızlık oluyor bence. her ne kadar, kuleshov'un çalışmalarına katkısı görmezden gelinemeyecek düzeyde de olsa, montaj kuramının öncülü olarak anılması gereken kişi sinemasal deneyleriyle kuleshov'du. eisenstein'ın kanımca önemi, bu montaj kuramının üzerine bir anlatı felsefesi kurabilmesi olmuştu. yani bence, eisenstein montajın atası değil, onun üzerine bir anlatı dili yerleştirmiş ilk kuramcılarından biri olmasıyla ilk büyük sinemacılardan olmuştur.

    ingilizcesi "the montage of attractions" olan bir manifestoda anlatır kuramını.

    eisenstein sinemasını kurarken kuleshov dışında iki temel kaynaktan çok etkilenmiş:
    öncelikle david wark griffith'in sineması içerdiği ırkçı motiflere rağmen, bütün dünyayı çarptığı gibi, onu da şaşkına çevirmiş.
    ama asıl sinemasal anlatımını güçlendiren şey, japon kabuki tiyatrosu üzerine çalışması olmuş. japon filolojisi üzerine araştırmalar yapmış.
    şurada biraz bu etkiden bahsediliyor:
    http://www.hatii.arts.gla.ac.uk/…bjects/eastinf.htm

    gelelim politik kısmına. sovyet avant-garde'ı ile "bürokratik sanatçılar" arasındaki ayrım pek ünlüdür. elbette brik, sonra başta mayakovski olmak üzere, meyerhold, malevich, rodchenko, el lissitzki, gabo, vertov gibi sanatçıların birleştiği lef ile çok yakın ilişkileri varmış eisenstein'ın da. yukarıda bahsi geçen manifesto lef'in dergisinde yayınlanmış misal. hatta lef yanlısı olduğu için, tiyatro yaptığı proletkült ile arası oldukça açılmış. sonra sinema alanına kayması sayesinde, oradan ayrılarak da büyük bütçeli sanat yapıtları ortaya koyma imkanını bulabilmiş. bu süreçte, "grev" filmi de ortaya çıkınca, allah baba "yürü ya kulum" demiş.

    daha detaylı bilgi için çeşitli kaynaklar:
    türkçe: http://www.kameraarkasi.org/…/sergeieisenstein.html
    ingilizce: http://www.carleton.edu/…/media110/severson/bio.htm

    bir de not: eisenstein'a duyduğum saygı bir tarafa, sinemaya bir ebeveyn arıyorsak, o bence georges melies'dir.
  • birbiriyle çelişen iki sahneyi al, montajla, ortaya etkiyi (sentezi) yaratan yeni bir sahne çıksın diye özetlenebilecek montaj fikrini hegel'in diyalektik kavramından yola çıkarak oluşturmuştur bu abi. bir de seyircide belli duyguları uyandırmak konusunda pavlov'un refleks ve şartlandırma teorilerinden epeyce yararlanmıştır. che viva mexico! işi sarpa sarıp da rusya'ya geri dönünce karşısında batıyla bu derece içli dışlı olmasına sinir olan bir stalin hükümeti bulmuş, "james joyce'u mu seviyon yoksa devrimi mi" tarzı pek çok denyoca eleştiriyle muhattap olmak durumunda kalmıştır...
  • aks atlamasının ne olduğunu keşfetmiş kişi, aradan nerdeyse yüz yıl geçti, hala keşfedemeyen yönetmenlerin şerefine
  • potemkin zırhlısı, ekim, grev gibi filmlerin yönetmeni. kurgunun babası. a+b=c diyerek kurgu ve diyalektiği birleştirmiş.
  • (bkz: #14849875)
  • hep sinemayı; toplumsal örgütlenme, en basit dille, sosyal mesaj vermek ve ezilenlerin, işçi sınıfının sesi olmak için bir silah/araç olarak kullanmıştır ve bunu devrim niteliğindeki; kamera teknikleriyle, kurgusuyla, montajıyla yapmıştır. yani hem sanatsal açıdan, hemde toplumsal açıdan çekilecek filmlerde en büyük yol gösterici olmuştur. birde "dram halkın afyonudur." da demiştir. ne güzel demiştir*.
  • sinemanın temelinde kurgunun yattığını belirtir; ancak bu süreklilikten çok kopukluk üzerine kurulu bir kurgu anlayışıdır. anlamı imgelerin içinde değil ardışık çekimler arasındaki ilişkide yaratır. bu tarz zıtlıkları abartarak diyalektik kurguyu geliştirmiştir.

    eisenstein'a göre bir imge bir diğeriyle bitiştirildiğinde ikisi arasındaki çatışma bir duygu üretir. bu duygu da izleyiciyi marxist bir devrimci sürece taşır. filimin etkisi bir taraftan panayır havası içinde olsa da düşünsel boyutta bir devrim niteliği taşır. her çekim, hem kendi içinde çelişen, zıtlaşan ögelerin birlikteliği hem de öteki çekimlerle çelişen biyolojik bir organizmadır, bir hücredir. yani kurgu, çekimlerin birbirleri ardına, duvar örercesine yerleştirilmesi değil, hem kendi içlerindeki hem de birbirleri arasındaki organik ilişkinin kurulmasıdır. a ve b çekimleri yan yana geldiklerinde aralarındaki gerilim sürtüşmesi ve zıtlaşmadan ötürü yalnızca a+b değil c de oluşacaktır.

    potemkin zırhlısı'ı kurgusal etkilerle doludur. örneğin filmin 1.bölümünde subayların tabaklarının yıkanması sırasında, genç bir denizcinin üzerinde "bugünkü rızkımızı da veren tanrıya hamd olsun" yazısı bulunan tabağı kırışını 3 ayrı açıdan yaptığı çekimlerle kurgulayarak vermiş ve 4-5 saniyelik eylemin süresini 9-10 saniyeye çıkararak etkisini güçlendirmiştir.

    eisenstein'ın montaj anlayışı, hollywood başta olmak üzere pek çok sinema tarafından içselleştirilmiştir. örneğin mr. smith goes to washington * filminde washington gezilir; gerçek mekanlar, heykeller ve abd'yi abd yapan imgeler perdeye zincirleme yansır. birkaç dakika sonra izleyiciye ingiliz ve abd ulusal marşları eşliğinde abd bağımsızlık savaşı ve 1.dünya savaşından görüntüler izletilir. aslında smith, washington'ıbu kronolojik sıra ile gezmemektedir. ideolojik bir kurgu ile bu sıralama belirlenmiştir; yozlaşmış bugüne zıt zafer dolu bir geçmiş. ancak lincoln anıtı önündeki küçük çocuk ve dedesi gelecek için umudu temsil etmektedir.
  • sinemada kurgunun ağa babasıdır. "film biçimi" ve "film duyumu" kitaplarında kurguyu derinlemesine anlatmıştır. kurguyu anlatmaya japon"kabuki" tiyatrosundan girer; heykelden, resimden, şiirden geçer; japonca'nın dil yapısından çıkar. entellektüel birikimi uzaydan çıplak gözle görülebilir. başlarda d.w. griffith hayranıdır ancak boynuz kulağı geçer. eisenstein kurgusu sinemayı derinden etkilemiş ve sinemaya çok şey katmıştır. yan yana koyulan görüntülerin bütünün parçaların toplamından daha büyük bir şey olduğunu kendi filmleriyle de kanıtlamıştır. bugün eisenstein'ın ismi geçmeden sinemada kurgudan bahsedilemez.
  • film biçimi isimli kitabını okuyorum şu ara. derin ancak bir o kadar da açıklayıcı ifadelerle sinema sanat ilişkisini yazmış. sadece entelektüel birikim noksanlığı sebebiyle verdiği örnekleri bilmediğim zamanlar bir anlama güçlüğü yaşatıyor.

    fizikçi değil galiba, ama sanatçı bir fizikci tarzıyla sinematik etkenlerin, yani ses, kurgu, oyun, senaryo vb. meselelerin birleşip bütünü oluşturduğu yerleri köklerine inerek, frekans, titreşim seviyelerinde anlatmayı başarmış. bu tarzı çok beğendim.

    edit:imla