şükela:  tümü | bugün
  • izlemesi, anlaşılması, anlaşılmaya çalışılması zevkten öte bir deneyim olan dizi. klasik ticari anime çizgisinden uzak olup bilim kurgu temalı animelere dudak ısırtacak komplekslikte bir konuya sahip ve konuyu ne fazla açarak, ne de hiç ipucu vermeyerek kapatamayadan adeta bir denge ile sunarak kendisini özel yapan bir statüye sahip. hakkında yeterince şey yazıldığı için uzatmanın manası yok girişi.

    sadece izlemenin anlamaya, üzerinde düşünmeye yetmeyeceği bir dizi lain. aksi takdirde ancak görsel bir zevk alınabilir, ki o da yeterli sayılabilir aslında fakat bana daha çok zevk veren bölüm, izledikten sonra konu ile ilgili araştırmalar sayesinde ulaşılabilecek yeni yorumlar ve bilgiler. hakkında okuduklarım ile ve birazda kendi mantığımı kullanarak kendimce bir açıklama getirebildim diziye ve şu şekilde özetliyebilirim sanırım;

    --- spoiler ---

    konunun başladığı noktaya gelişine kadar olan olaylar, yani dizinin geçmişi iki ana bölüme ayrılabilir. gerçekler ve dizide vuku bulan olaylar. dizide vuku bulan olaylara altyapı hazırlayan gerçekler zaten dizinin içinde açıkça belirtildiği için onların üstünden bir daha geçmeye gerek yok sanırım. dizideki olayların başlangıcı ise 15 sene öncesine, profesor hodgson tarafından yapılan kensington deneylerinin
    bir parçası olan kid sistemine (kids) dayanır. bu sistemde çocukların potansyel psişik güçleri toplanarak bir sonuca varılmaktadır ama kullanılan çocukların ölmeleri, yada en azından fiziksel varlıklarını kaybetmeleri sonucu deneyler iptal edilir ve veriler yok edilir ama bunda başarılı olunamaz ve bilgiler yayılır. bu bilgiler, tam olarak net olmasada tachibana labin insanın moleküler yapısı üzerine yaptığı
    araştırmalarda da yardımcı olur. bu arada bir tachibana çalışanı olan masami eiri bu bilgileriden yararlanarak yeni bir protokol, protokol 7yi tasarlar ve bu onun işinden atılmasınsa sebep olur. masami eiri bu olaydan bir hafta sonra ölür.

    protokol 7, schumann rezonansını kullanarak insanları ağa (wired) herhangi bir araca ihtiyaç duymadan bağlanabilmesine olanak verir, yani wired ile gerçek dünyayı birbirine bağlar, birbiri ile etkileşim halinda tutup karıştırır. bunu yaparken de ortak bilinçsizliği ortak bir bilinç haline getirir, yani herkes birbiri ile bağlanmış olur.

    (carl gustav jung'a göre tin üç bölüme sahiptir; ego, yani bilinçlilik durumu, kişisel bilinçsizlik, yani kişinin bilinçsizce aklında tuttuğu geçmişine dayanan ve akla gerektiğinde gelebilen veya bastırılmış bilgiler ve jung'un kendinin ortaya attığı ortak bilinçsizlik, yani bir nevi tin mirası, yani her insanın doğuştan sahip olduğu ve hiç bir zaman net bir şekilde bilincinde olamayacağı bilgiler. jung'a göre bu ortak olan bilinçsizlik insan duygusal deneyimlerinde ve davranışlarında, düşünüş ve sonuca varış yönteminde etkili olur. bu konuda verdiği en ünlü örnek ise anne kavramı ve onun toplumda kabul edilişidir. ilk insanların yaşadığı devirden beri anneler var olmuştur ve çocukları ile olan ilişkileri ilgili ve sevgi dolu olmuştur. bunun toplumda oturması ve kabul görmesi sayesinde insan artık doğduğu anda bir anneye, bir kendi ile ilgilenecek figüre ihtiyaç duyar.) (uzun olduğu için paragraf şeklinde ayırdım)

    sonundaki 7 ise timothy learynin öne sürdüğü 8 devreli bilinc modeliden bir esinlenme olarak görülebilir. 7. devrede dna'da bulunan genetik hafızaya, geçmiş yaşamlara yani ortak bilinçsizliğe ulaşılır. mitolojiye ve eski inanışları göz önünde bulundurduğumuzda bu devrede herşeyden önce varolmuş olan doğa ananın, gaianın bilincine ulaşılmış olur. bu noktadan çıkarak dizideki önemli bir soruya soru ile cevap verilebilir, en azından mantıklı bir olanak sunulabilir. lain gaia olabilir mi?

    masami eiri kendisinin yarattığı protokol ile gaia bilincine ulaşılmasını sağlarken aslında bir şekilde hep varolmuş olan gaia'nın bilincinin ulaşılabilir bir formada uyandırmış olabilir. bu yorumu getirebilmenin bir kaç temeli mevcut. ilki dizi boyunca, yada sonrasında lain'in ne şekilde varolduğu, kökeni, ne olduğu hiç bir şekilde açıkça belirtilmemiştir yani lain bir muamma. kendisini tanrı ilan eden masami eiri'nin lain'e kendisinin onu yarattığı izlenimi vermesi onun gücünün farkında olması ve kontrol altında tutmak istemesi olabilir, belki de o yüzden onu sahte bir aile ile yaşayan masum bir öğrenci şeklinde gerçek dünyaya yerleştirmiştir. kendisini tanrı olarak gören şovalyelerinin lain'i yıpratmaya çalışmasıda (ilk başta kendilerine çekerler arkadaşının intiharı ve ardından yolladıkları mail ile, dikkatini çektikten sonra hem yaklaştırırlarken bir yandan da ablası üzerinden onu ulaşmaya çalışırlar, fakat ilgisizliğini kavrayınca ablasını olduğu halde bırakırlar ve bu sefer lain in wired kartını aktif şekilde devreye sokarak onun ağzından dedikodular yayarak direk kendisine saldırırlar fakat lain tabiki onları alt eder gücü sayesinde) onu kontrol altında tutmaya çalışmasının bir parçası olarak da görülebilir. bütün bunlar onun üstün bir varlık olduğunun göstergesidir. ve tabi bir de dizinin sonunda lain'in yaptıkları, yapabildikleri, elindeki güç bunun göstergesidir.

    --- spoiler ---

    farkındayım, çoğu şeye açıklama getiremedi ve karışık olmuş olabilir ama dizinin tamamen anlaşılması mümkün gözükmemekte zaten. yinede aklında soru işaretleri olanlara yardım edebilmiş, en azından bir fikir verebilmiştir umarım. yazılan yorumun aslında konaka'nın aklındaki ile tamamen alakasız olması da mümkün ki büyük olasıkla da öyle, ama diziyi değerli kılanda zaten herkesin kendince yorumlayabilmesine açık olması zaten. bir de izledikten sonra insanın içinde bıraktığı rahatsız edici boşluk ve eksiklik hissi tabii. ve soundtrack'ini tekrar tekrar dinleyebilecek kadar kendine bağlayıcı olması. böyle gider bu...
  • japonların sapkınlık sınırlarını zorladığını yeni yeni idrak ettiğim yaşlardı. bir hışımla anime izleyip de anlamadığım ve gidip hüzün denizinde kendimi boğduğum zamanlardı. şimdi daha yeni yeni cesaretimi topluyorum , tekrardan izlemeye karar verdim lain'i sırf gerizekalı olmadığımı ispatlamak için.

    ayrıca bunun açılış müziği benim çocukluğumun ızdıraplarını taşır, cidden bak. ben yan sıradaki kıza meyillenirken, küçük dünyamda büyük depremler yaşarken bunu dinlerdim. yaşıtlarım o zamanlar alişan şarkıları ile aşkını yaşıyordu. tarkan dansları yapılıyordu okulun koridorlarında. ben "i am falling, i am drowning..." falan diyordum... bu acayiplikle de başarılı olmam mümkün değildi zaten, alişancı oğlanlar kaptı o kızı. gerisi karanlık, gerisi japon çizgi filmi...
  • --- spoiler ---

    dünyanın kendi manyetik yapısı gereği insan beyni gibi işlemesi fikrinden yola çıkan anime. dünya bir beyin misali, insanlarsa bu beyindeki nörönlara eşdeğer bir varoluş biçimine sahiptir. insanoğlunun tarihi boyunca dünya adeta düşünen bir canlı gibi bir sinir ağına benzeyen bir iletişim ağı yığınını oluşturur. internetin(kablolu) keşfi yalnızca insanoğlunun bilinçli olarak bu iletişimin ağına dahil oluşu, daha doğrusu bunun ayrımına belli bir limit kapsamında varışıdır. halbuki insanoğlu halihazırda süregelen tarihi boyunca istemsizce bu bilgi akışının bir parçasıdır, tüm insanlar bir parça olmalarının gerektirdiği ölçüde birbirlerine bağlanmış vaziyettedir(jung'un collective unconscious'ının daha mekanik ama güçlü bir versiyonu gibi). bu dünya üstündeki iletişim alanına daha sonraları kablolu denmiştir. dünyadaki görsel data(beden, ışık, nesneler vb.) bu iletişim ağındaki hakikatin yansımalarıdır. bir nevi idealar dünyası, materyal dünya ayrımı gibi. dizide karşılaşılan tanrı ise kablolunun protokolünü yeniden düzenleyen kimse olduğundan getirdiği yenilikle istediği anda kabloludaki her hadiseye ya da kişiye dahil olabilendir. tanrılık bu noktada sistem kuralları çerçevisinde bir ayrıcalık sahibi olmaktır. dizide şövalyeler olarak anılan grup bu tekliğin hizipleşmiş halinden arınıp esas hakikatin gizlendiği kabloluyu tek deneyim düzlemi kılmak niyetindedir. kablolunun sınırlanmış tanrısını gerçek dünyada hakim kılarak matafizik dinsel tanrı argümanlarından kurtulup yerine mantıkla kavranabilir, tutarlı bir tanrı yerleştirmek isterler. lain'in bu sistemdeki önemi dünya üzerindeki bu sinirsel bağlantıların tümünü kavrayabilip kablolu gerçekliği ile bilinen gerçeklik arasındaki ayrımı kaldırabilecek şekilde programlanmış olmasıdır. bu onu diğer uygulamalardan(kabloludaki kimselerden) üstün kılmaktadır. bu ayrıcalık zamanla onu da tanrısallaştırır. zaten en sonunda da sembolik olarak kabloludaki tanrıyı öldürür(tanrılığını elinden alır). unity teması bir başka dikkat çeken konudur hikayede. descartes'ın duality prensibinden uzak daha spinozacı bir tutumla dünyanın, aklın, bedenin birliğinin altı çizilir(ben senim - sen bensin diyalogları, kablolu tanrısı ile lain'in birbirlerinin ağızlarından konuşmaları, kablolunun gerçekliğin bir üst tabakası değil gerçeklikle özdeş bir birbirine içkinlik içinde olması tartışmaları vb.).

    dizide lain'in varoluşuna ilişkin monologları da önemli yer oluşturur. insanın hatırlandığı ölçüde var olduğu ve hafızalardan silindiğinde hiç var olmamış olacağı üzerine konuşmalar, diğerleri tarafından algılanmanın varoluşçuluk özünde işlenmesi üzerine bir other minds tartışması gözlemlenebilir. hume, berkeley, platon, jung, spinoza tadı almak mümkündür.

    anlatım olarak kendine özgü bir donukluğu vardır s.e.l'in. karakterlerin konuşmalarındaki isteksizlik ya da mekaniklik, renklerin gerçeküstü bir karamsarlıkla kullanılmasıyla yaratılan tekinsizlik, endişe, distopiklik hissi, sahne geçişlerindeki ve ortam tasarımlarındaki uyuşukluk ve delüzyon etkisi benzersiz şekilde hissedilir. zihnen aktif ve yorgun hissettirir. dizinin bütünü "ilüzyonlarla çevrili bir evrenden hakikate uyanmaya ramak kala" anına tekabül eder fakat o ramak hiç sona ermez. yanıt servisinden çok sorgulama seansıdır. flooding terapisi gibi yüzeysel incelenen sorulara doğrudan maruz bırakır izleyiciyi büyük bir yoğunlukla.
    --- spoiler ---
  • ilk bölümünü izlediğimde kafamda soru işaretleri oluşturan , cevabını bulurum diye 13 bölümü ard arda izlettiren , 13. bolumden sonra kafamda baştakinden çok daha fazla soru işaretleri ile sabahin altısında yatağa sokan anime. üzerinde düşündükçe parçalarin yerine oturduğu , bir süre sonra "tamam işte yaaa " şeklinde adamlara saygi duyup arşivinizin en güzide parçalari arasina koyacağınız sanat eseri ... ayrica 13 bölümden kafamda kalan ve hala cevabini düşündüğüm quotelar da vardır (özellikle no:2)
    örn :
    1)... (lain kendi kendine) but where is the real me ? oh right there is no real me . i only exist inside those people who are aware of my existance . but this is me that's talking right now. it is me , isn't it ?this me that is talking ..this me ... who is it?
    2)...what isn't remembered, never happened. memory is merely a record
    3)i am nowhere now. if i am nowhere , who am i ? where am i ?
    +
    açiliş müziği süperdir. duvet by boa
  • ilk bolumde, lain nin babasi bilgisayarin onunde trip edip co$arken bir 3d surface texturing program kullanmaktadir. açik olan ve çali$tigi dosya nin adi oyaji.exe dir.
  • tempest gibi seyleri seneler once cook coook daha ileri tasimis, yasatmis, bununla beraber matrix ile sonradan moda olan gercekligi yargilama ve hafiza/duyularin yanilsamasi hadisesinin dibine vurmus, hepsinin uzerinde tanri inancina super bir şut* cekmis, gecerken tapinak sovalyelerine* deginmis, yetmemis gibi varlik-benlik iliskisini hallac pamugu gibi attirmis bir şey. cizgi film demeye dilim varmiyor.
  • (bkz: mind fuck)
  • bitince gerçekten bir şey anlamadığınız anime. izlerken bir sürü teori üretiyorsunuz ama hepsi ya anlamsız çıkıyor ya da çürütülüyor. lain kendi bile çözemiyor zaten biterken, ve öyleyse neredeyim ben diye sonlandırıyor.

    bir de aklımda kalan yerlerden teki, lain buz dolabından su doldururken annesiyle babasına "bugün biri sizin benim gerçek anne babam olmayabileceğinizi söyledi, ne kadar komik, böyle bir şey olamaz değil mi" gibisinden şeyler söylerken anne babanın ölümcül tepkisizliği. öylece durmuşlar, hareketsiz. sonra sahne değişince başlarını lain'e çevirmişlerdir, orası daha da ölümcüldür.
  • saat sabahın 7'si...
    şu saate kadar oturup serial experiments lain seyretmek, hem de 2 gün uykusuzluğun ardından; akıl karı iş değilmiş, yeni yeni anlıyorum...

    bu ikinci turum oldu. ilkinin üzerinden 1.5 sene falan geçti galiba ve zannedersem periyodik bir şekilde devam edecek bu garip şeyi çözme çalışmalarım.
    "çözmek" doğru kelime değil galiba. çözülebilecek birşey değil bu. anlaşılmazlığından değil çözümsüz olması, çözülecek birşey yok ortada aslında...

    teknik olarak baktığımıda hayatımda hiç bu kadar donuk bir yapı görmemiştim diyebilirim. zaten genelde verilmek istenen de bu herhalde. ruhsuzluk o kadar iyi yansıtılıyor ki izlerken sizin de içinizdeki hayat enerjisi kayboluyor. mesela şu anda ben "öleyim lan... valla... zaten böyle çok acayip bir varoluş düzlemindeyim... anlamıyorum da bi bok... öleyim en güzeli..." triplerinde volta atıyorum. * psychedelic imajlar zaten konunun yarattığı kafayı daha da bir sağlam hale getiriyor. 1500'ken 2500 oluyorsunuz. over 9000... velhasıl kelam; izlemesi kolay bir anime değil serial experiments lain...

    konuya gelince...

    kardeşim dün izlerken bunu sordu bana; "abi konusu ne bunun"?
    düşündüm ve eveleyip gevelemekten başka birşey beceremedim açıklama namına aslında... "ortaokullu bi kızın başından geçen türlü gariplikler" diye açıklayamıyorsunuz bu animeyi. "işte matrix gibi ya, gerçek dünya var ama bi de wired var, orda da sen olabiliyorsun ama aslında tam sen de değil o, ortak bilincin bir parçası" şeklinde böyle bölük pörçük, yarım yamalak uydurma bir şekilde anlatabiliyorsun ancak...

    kişisel yoruma gelirsek;

    "anladım diyen beri gelsin" değil de "sindirdim diyen beri gelsin" mottosuyla açılışı yapıyorum.
    animenin amacı kesinlikle birşeylere cevap vermek değil, vermiyor da zaten; "al bu var, bu var... aha düşün şimdi çık işin içinden" gibi bir tavır sergiliyor.
    yüzme bilmeyen bizleri sonsuz okyanusa attıktan sonra bata çıka yüzmeyi öğrenmemizi ister gibi bir hali var.
    normalde birşey izlerken empati kurmak izleyiciye hem daha büyük zevk verir hem de daha anlaşılır kılar ya herşeyi... lain'in yerine kendini koyamıyorsun burda... ben koyamadım en azından... kendi bile koyamıyor zaten... seri boyunca kim/ne olduğunu anlamaya çalışan lain bunu başaramıyor, dolayısıyla ben de başaramadım...

    izlerken çok yoruyor insanı, geçen sefer de ruhen bir bitkinlik çökmüştü üzerime, şimdi fiziki bir yorgunluk da eklendi tam oldu...

    sonuç olarak;
    üç nokta'nın anime haline gelmişi serial experiments lain. birşeyler söylüyor ama aslında anlatacak o kadar çok şey var ki... bir parmak bal çaldıktan sonra ağızlara sukunetle pis pis sırıtıyor.

    ek: kawaii diye kendini parçalayan tazelere zorla izlettirin... kendilerine gelemesin veled-i zinalar bir ömür...
  • tanrı, yaşam, gerçeklik, bağlantı, internet, doğaüstü olaylar, varlık gibi konuların üzerinden şöyle bir geçen, sunduğu düşüncelerin yeniliğinden çok, mükemmel bir biçimde bir araya getirilmiş olmasıya gönüllerde yer eden, insanlara tanrı olabilme ümidini de aşılayan (bkz: masami eiri) anime. çeşitli yorumlara açık olup, herkese bir şeyler katacağı kesindir.