şükela:  tümü | bugün
  • 16 eylul tarihinde hurriyet'te yayinlanan mulakatinda, bakiniz mesela endonezya'da islamciligin yukselisi var, kimsenin beklemedigi bir gelismeydi dedigini okumamla sandalyemden dusmeme-belki abartiyorum, ama en azindan hakikatli bir sekilde sarsilmama- sebep olmus sosyolog.

    hatirlayalim, 1965'te sukarno'yu deviren cia, dunyanin kore savasi ndan beri gorulmus en buyuk kiyimina onculuk edecek, endonezya komunist partisi mensubu 300 bin-en iyimser tahminle- ila 1 milyon arasi masum suharto iktidari tarafindan katledilecektir. (tabii, uluslararasi hukukta komunistlerin katli soykirim sayilmamaktadir; sayilsa abd yirminci yuzyilin basat katilliginde 3. reich ile yarisacaktir.)

    biraz izan, biraz akil, biraz insaf.

    anladik, sovyetler dagildi, tarihin ikinci buyuk komunizm deneyi- birincisi icin (bkz: paris komunu)- yenilgiye ugradi. ama tarih de hepten silinmedi ki!
  • kemalist değilim ancak bu topraklardaki en büyük aydınlanmacı ideolojiyi sahiplenirim arkadaş. biraz ağır olacak ama şerif mardin benim gözümde 1930larda hitlere yardım eden sosyologlardan farklı değildir. aydınlanmacı bir ideolojiyi saf "fakir halkı ezen laik seçkinler" ile "mazlum dindar fakirler" arasındaki bir rekabete dayandırması ve insanların buna kutsal kitap gibi davranması türkiye sosyal bilimler açısından üzücüdür.

    lisansta 4 yıl boyunca "darbeci laik elit merkezi" okutturdular bize saolsunlar. mezun olduktan sonra "mazlum dindar fakir çevreden" bir grup askeri darbe yapmaya çalıştı, kalanı ise resmi olarak diktatörlüğünü kurdu.

    iyi ya da kötü kemalizm bir aydınlanma projesiydi ve şerif mardin gibiler bu projede, kadınları yok sayan, cahil, yobaz, çocuk tecavüzcülerini ve hırsızları "mazlum dindar fakir çevre" diye bize yutturmaya çalıştı ve yutanda çok oldu.
  • tüba üyeliği tüba genel kurulu tarafından üçüncü kez oylanmış ve yine reddedilmiş. stanford doktorası; oxford, stanford, american university, ucla, ehess'te öğretim üyeliği; türk siyasetini açıklamak için belki artık tek değil ama hala en önemli paradigmayı kuran center-periphery makalesi; türkiye'de din'in toplumsal rolü üzerine ne yazık ki hala üzerine çıkılamamış onlarca makale, said nursi incelemesi; ta 60larda yazdığı ve yine ne yazık ki şükrü hanioğlu ve birkaç araştırmacı dışında üzerine çok az şey konulmuş 19. yüzyıl türk aydınlarının siyasi fikirleri üzerine araştırmaları yetmemiş.

    neden yetmemiş?

    çünkü şerif mardin said nursi üzerine kitap yazmış ama said nursi'yi eleştirmemiş; çünkü şerif mardin dincileri koruyormuş.

    benim bildiğim tüba üyeliğine kişisel başvuru olmuyor, genel kuruldan birileri aday gösteriyor sonra üyelik teklifi genel kurulda oylanıyor. ilk kez aday gösterildiğinde mardin sosyal bilimci üyelerin kendisini aday gösterdiğini ancak sayısı fazla olan doğal bilimci ve tıpçıların üyeliğine karşı çıktığını söylemişti. tahminim o ki şerif hoca'nın arkadaşları ya da mardin'in türkiye'de kurulmuş herhangi bir bilim akademisinden reddedilmesinin ne kadar büyük bir rezalet olduğunun farkına varan tüba üyeleri tekrar aday gösterip durumu düzeltmek istediler. ama olmuyor. zaten bu saatten sonra olmasının da bir kıymeti harbiyesi olduğunu sanmıyorum.

    bu memlekette bir yere müzik dinlemeye gidersin, içkili bir yerdir "aa neden içmiyorsun? hiç mi içmedin?" diye üzerine çıkarlar; camiye gidip görevliden nedense kilitli olan şadırvanın anahtarını istersin, karşıdan sende camiye girecek tip olmadığına kanaat getirmiştir, yüzüne bakmadan seni terslemeye kalkar. velhasılı bir türlü rahat kalamazsın, bırakmazlar. adın şerif mardin de olsa rahat kalamıyorsun işte.
  • ahmet davutoğlu'nun boğaziçi siyaset bölümündeki tez danışmanı kimdir; bu çapsız, uyduruk tezi hangi hoca onaylamıştır diye merak etmiştim. şerif mardin çıktı. üstelik bayağı da bir elinden tutmuş ahmet'in, akademik dünyaya kendi eliyle sokmuş.
    şaşırdık mı?
    dünyayı merkez-çevre çatışmasından ibaret yorumlayan, çağdaş post yapısalcı eleştiriden zerre nasibini almamış ve hala "otantik" bir topluluğun "otantik" bir burjuvazinin olduğunu varsayıp bunların peşinden koşan mardin'e şaşırdık mı?
    evet, varsa eğer bir çevre artık merkezi yendi, sözde "otantikler" başa geçti, türkiye layığını, rte'nin kendi ifadesiyle yâranı buldu... şerif mardin de bu "yeni türkiye"ye katkılarından dolayı ne kadar övünse azdır...
  • türkiyede, özellikle doğu ve güney-doğu anadolu bölgelerindeki geri kalmışlığın sebeplerinden birisi olarak "entellektüel laikleri" gösteren, (bkz: türkiye'de din ve siyaset), bu nedenle entellektüel sol kesim tarafından beninsenmeyen, türkiye'deki müslümanlığa bir yabancı gibi dışardan ve yüksekten bakması nedeniyle ise dinci kesim tarafınca da kendisine soğuk bakılan sosyolog.
  • bir zamanlar mastır tezimi yazarken kendisinin center-periphery argümanından faydalandığım büyük bir sosyolog ve siyasetbilimcidir.

    bu adam batılıların tabiriyle tam bir scholar idi. fakat üçüncü dünya ve ortadoğulu zihniyetinden kurtulamamış bazı kişilerin gözünde ise sırf belirli kesimlerin sevmediği insanları ve çevrelerindeki toplulukları araştırdı diye tu kaka edilmişti. ortadoğulu zihniyetine göre, bir şeyi araştırıyorsan o şeyi seviyorsun demektir. hayır efendim, öyle değildir. hakiki "scholar" objektif bir şekilde araştırır. senin gibi duygularını işin içine katmaz.

    ayrıca şu var: biz sevmediğimiz ama pek çok seveni olan kişilerin nasıl olup da sevildiğini, çevresindeki insanları nasıl mobilize ettiğini, kendisinden sonra gelen aynı fikirdeki kişileri nasıll etkilediğini pek merak etmeyiz. bu kişilerin başarısının ardında hep bir komplo teorisi ararız, zira bu insanların kendi başlarına başarılı olma ihtimalleri yoktur bizim nazarımızda.

    işte şerfi mardin bunun böyle olmadığını yazan, anlatan ve açıklayan birisiydi.

    nur içinde yatsın.
  • yaklaşık yarım asır boyunca tek başına hükumet kurmayı becerememiş, yer aldığı hükumet ortaklıkları bile çok kısa süren bir siyasi akımı, türkiye'nin kamburu, demokrasi önündeki en büyük engeli ve hatta başka hiçbir fikre tahammülü olmayan elit, jakoben, otokrat bir yapı olarak gören sözde türkiye liberal cenahının, kemalizm bizi sikecek paranoyasındaki leş temsilcilerinden biriydi.

    sosyolog dediğin toplumun ve toplumsal kurumların geçmişini ve o dönemki durumunu araştırmak, analiz etmek, yorumlamak ile mükellef olduğu gibi; geleceğe dair öngörüde bulunup, çözümler sunan kişidir de.

    hem sosyolog hem de siyaset bilimci geçinip de, türkiye yakın toplum ve siyasi tarihine dair yapabildiği tek çıkarım kemalizm bizi sikecek olan bir adamın mevcut dönem ve geleceğe yönelik saptamaları ne kadar sağlıklı olabilirdi?

    2003'te chp li bir milletvekili mecliste söz aldığında, akp'nin yakın geçmişteki tüm kabineler ve milletvekilleri için ağza alınmayacak şeyler söylediğini, oysaki akp'deki mevcut milletvekillerinin şu kadarının daha önce filanca partilerde milletvekilliği yaptığını, mevcut bakanların da şu kadarının da daha önce şu şu kabinelerde bakanlık yaptığını (uzun zaman olduğu için sayıları hatırlamıyorum, ancak mevzuya uygun derecede ironik sayılardı), madem eski dönemlerde yapılan icraatler kötüydü ve eski döneme ait isimler bu kadar beceriksizdi de bu isimlerin sizin partinizde ne işi var, bu nasıl bir iştir dediğinde akp milletvekilleri masalara vurup, küfür ediyorlardı.

    askeri vesayet, vesayet, statüko, mağduriyet, kemalizm, jakoben ve bunlara ilave beş-on anahtar kelime olmadan kelam edemeyen bu cenahın gözünde adalet ve kalkınma partisi adeta bir demokrasi karnavalı sunuyordu. çekirdek kadronun daha önceki siyasi konumları, demeçleri, düşünceleri, giyip çıkardığı gömlekleri, amaçları için bindiklerini söyledikleri trenleri falan, bu cenah için ne hikmetse bir önem arz etmiyordu.

    şerif mardin ve diğerleri, adalet ve kalkınma partisi'ni yıkayıp yağlayan, cilalayıp parlatan kullanışlı aptallar idi. akp'nin henüz havuza katamadığı medyada ve kendisine bağlayamadığı akademide, akp'ye siyasi manevra alanı açan tetikçiler idi.

    kemalizm bizi sikecek paranoyaları, gerçeklerden farklı bir türkiye çizmelerine neden oldu. kemalist jakobenler çok baskıcı ve tahammülsüzdü, insan hakları ihlalleri ve mağduriyetlere neden oluyorlardı. ama 50 yıldır iktidara gelmemişlerdi? olsun ordu ve bürokrasi onların elindeydi. bürokrasi dediğin boka her iktidar kendi adamlarını dolduruyordu,70lerde gelecek vaadeden bürokratlar dahi "solcu, komünist, alevi" diye fişlenip yolları tıkanıyordu, 90larda emniyet teşkilatı ülkücülerden geçilmiyordu ve bunun gibi çok örnek vardı? olsundu, gene de bürokrasi aslen kemalist elitin elindeydi. ordu zaten toptan öyleydi. kemalist cenah ile ilişkilendirilen kenan evren'in çoğu icraati ilişkilendirildiği çevrede şiddetle tepki buluyor, partisi kapatılan bülent ecevit hakkında eleştirel yazıları nedeniyle defalarca hapis istemi ile dava açılıyordu, 78'de ecevit başbakan iken, maraş olayları ve daha nicesini bilerek bastırmaya tenezzül etmeyen ordu kimin elindeydi? onu geçinizdi. hem zaten kemalist elitler dindarlara yıllardır büyük mağduriyetler yaşatıyordu. said nursi ne güzeldi, sen de gelseneydi. dindarların yıllardır hakkı yeniyor, türbanlılar üniversiteye bile giremiyordu. evet ama aleviler bu ülkede sırf alevi oldukları için katledildiler, vergileri yüzlerce milyon liralık diyanet bütçesine aktarıldı ama ibadet ettikleri yerler devlet tarafından tanınmıyor, bunu da mı jakoben kemalist elit yapıyordu? onu geç şimdi idi, cemaat ne güzel sen de gelsene idi. askeri vesayet son bulmalı idi, ergenekon idi. bağırsaklar temizleniyor idi. kenan evren ve darbeciler yargılanacak idi, yetmez ama evet idi. kemalist jakobenler kürtlere zulmediyor idi, barış ne güzel idi, haydi haburda halaya gel idi. osloda masalara oturmak ne güzel idi.

    iyi bilmezdim spekülasyoncu rahmetliyi. üzülmedim.
  • huzur içinde uyusun.

    şimdi bana bukowski'den sorsanız, madrid'den, engin geçtan'dan, antep'ten sorsanız size bildiklerimle birlikte bu isimler hakındaki yorumlarımı dilim döndüğünce söylerim ama şerif mardin i bilmiyorum. kitaplarını okumamakla birlikte said nursi gibi bir ruh hastasını en hafif tabirle ciddiye aldığını biliyorum. hatta yücelttiğini, bu meczubu önemli biriymiş ve türk toplumu içinde bir "değer"miş gibi itibar ettiğini de biliyorum. tüm saygımla mardin'i tanıyanlara soruyorum; bu nasıl bir sosyolojidir? fethullah gülen'e, nursi'ye prim vermek nasıl bir toplum okuyuculuğudur? sosyolog kimdir, mardin'in bu bilime katkıları nelerdir, ne gibi eserler bırakmıştır ve ardından hangi görüşleri konuşulacaktır bu konuları bilenler yazarsa biz de keyifle okuruz.
  • yok hayır merkez çevre çatışması demeyeceğim. bu ikilik, çerçeve, kuram vs. eğitim bakanlığı talim terbiye kurulu başkanlığınca müfredata dahil edilmeli hatta milli güvenlik siyaset belgesine eklenmeli. böylece huzura erebiliriz. zira hikmetinden sual olunmaz kıpkırmızı bir çizgimizdir kendisi. yıllar önce, reşat kasaba ve sibel bozdoğan’ın derlediği türkiye'de modernleşme ve ulusal kimlik başlıklı kitaptaki yazısında türkiye modernleşmesinin gramsci’nin kuramının ‘sakatlıkları’nı göstermek için bir zemin olarak kullanılmasından bahsedip, elveda durkheim ve marx, hoş geldin yaşamdünyası, diyaloji deyip ‘modern türk sosyal bilimi’ne bakhtin’i adres göstermişti.
    (bkz: karadır bu bahtin kara)
  • karşı devrim'in mimarlarından.