şükela:  tümü | bugün
  • bir bankanın sermayesinin yukumluluklerine olan oranı. bu oran yuzde 8'dir ve kısa zamanda yuzde 12'ye cıkacaktır. yani bir banka 100 lira kredi kullandırıyorsa sermayesi en az 8 lira olmak zorundadır. ozellikle batık krediler ile sermayenin azaldıgı du$unulurse, bu oranın duzenli bir $ekilde kontrol edilmesi ve saglanması geregi daha anla$ılır.
  • burdaki sermaye tanımı icerisine kesinlikle bankanın topladıgı mevduat girmemektedir. zira bankalar icin mevduat alınan bir borctur. bu yuzdendir ki bankalarımızın buyuklukleri ve topladıkları mevduat ne kadar buyuk olursa olsun ikide bir sermaye arttırımına gidilmektedir, bu sayede verebilecekleri kredi oranı yuksek olsun. batık krediler bankaların sermayesini yediginden, oran dahilinde kredi vermek isteyen bir bankanın sermayesine bakmak dogru olacaktır. bu oranda paydaya ozkaynaklar, mal varlıkları ve i$tiraklardaki paylar vs gibi kalemler girmekte, pay kısmını ise verilen-dagıtılan krediler olu$turmaktadır.
  • kredi riskinin yanında piyasa riskide sermaye yeterliliginin konusudur. sadece kredi riski tasiyan aktifler degil ayni zamanda kur riski, faiz riski ve ulke riski gibi risk faktorlerini barindiran menkul kiymetlerin gunluk olarak degerlendirilmesi ve bu risk unsurlarini cover edecek yeterli ucuncu kusak sermaye enjeksiyonun yapilmasi gerekliligi maddesi eklenmistir. baska demirbank aptalliklari olmasin dusturu on plandadir.
  • kısaca özsermaye/risk ağırlıklı varlıklar oranıdır..banka aktifleri türlerine göre 0%, 20%, 50%, 100% risk ağırlıklı gruplarında hesaplanır, ağırlıklandırılır..üstüne piyasa riski de konulur..vs..
  • off shore şubesi olan bankalarda dikkate alınacak rakam %8 yerine %12 olur.
  • bankaların finansal sistemde güven vermek amacıyla ulaşması gereken oran. 5411 nolu kanunla %8 gibi bir rasyo minimum olarak tutturulması gerekmektedir. oranın pay bölümü ana sermaye+ katkı sermaye+ 3.kuşak sermaye toplanması şerefiye iştiraklere ödenen yatırımların çıkarılması suretiyle elde edilir. payda bölümü işletmenin risk unsuru taşıyan dışarıya verdikleri kredilerden oluşur. bu krediler çeşitli risk oranlarıyla çarpılarak toplanır. örneğin devletten aldıkları hazine bonosu %0 risk taşımaktayken ipotekli bir gayrimenkule karşı verilen kredi %50 teminatsız bir kredi ise %100 risk taşır. tüm bu düzenlemeleri bddk yürütür
  • sermayenin bankacılıkta iki ana rolü bulunmaktadır. bunlardan ilki bir işletme sahipliğini temsil etmesi diğeri ise işletmenin fonlanmasını sağlamasıdır. ancak bankalar birer finansal aracı kuruluş oldukları için sermayenin rolü sadece bu iki unsurla açıklanamaz. zira normal bir işletme faaliyetleri için sermaye öne çıkarken bankalarda borçlanma faaliyetin esas sujesi olarak kendisine yer bulmaktadır. bunun nedeni bankalar için hem borçlanmanın sermayeye göre ucuz hem de vade/para cinsi gibi alternatiflerle esnek bir kaynak olmasıdır. bu yüzden bankalar faaliyetlerini büyütmek için daha çok borç bulmalıdır. ancak bankaların yüksek düzeyde borçlanması risklerini de yükseltir. bu durumda denetim otoritelerinin bankaların sermaye düzeyini kontrol etme gereği ortaya çıkar. sermayenin bankacılıkta gördüğü en önemli işlevler:
    • üstlenilen risklerden doğacak muhtemel veya olağanüstü zararların karşılanmasını sağlaması
    • bankaların likidite gücünü arttırarak kriz ve panik anında acil mevduat çıkışlarını kompanse etmesi
    • bankaların kredibilitesini arttırması (güçlü sermaye-güçlü banka varsayımı)
    • ekonomik ve yasal bir sermaye oranının faaliyetlerin daha etkin gerçekleşmesinde rol oynaması

    bu gibi sebeplerden ötürü denetim otoriteleri bankaların sermayelerini düzenlemek için çaba gösterirler. otoritelerin temel düzenleme yöntemleri ise aşağıdaki gibidir:
    • kuruluş anında minimum bir sermaye öngörme
    • özkaynak kalitesini korumak için sermayenin nakit olmasını öngörme
    • sermaye bazlı kanuni risk limitleri koyma (verilen kredilerin türüne göre sermayenin belirli bir tutarını aşamaması)
    • bankaları minimum bir sermaye yeterliliği oranı sağlama konusunda uyarma
    • müdahaleci önlemler alma

    ancak sermaye yeterliliği düzenlemeleri genellikle bankaları bir yasal sermayeye ulaştırmayı öngörür. yasal sermayeden öte ekonomik sermaye gibi bir kavram vardır ki bankaların faaliyetlerini en etkin düzeyde yapacağı sermaye olarak öngörülür. denetim otoritelerinin bir diğer âmâcıda yasal sermayenin ekonomik sermayeye sermaye yeterliliği oranındaki düzenlemelerle yaklaştırılmasıdır.

    sermaye yeterliliği oranı bankacılık faaliyetleri uluslararası arenada bu kadar önem kazanınca g–10 ülkeleri isviçre’nin basel kentinde toplanmış uluslararası bir sermaye yeterliliği uzlaşısının uluslararası bankacılık sisteminde istikrarı arttıracağını ayrıca ulusal düzeydeki sermaye yeterliliği düzenlemelerinden kaynaklanan rekabet eşitsizliğini ortadan kaldıracağını düşünmüşlerdir. komite bankaların bilânço ve bilânço dışı kalemlerinin risk ağırlıklarıyla çarpılması suretiyle elde edilen risk ağırlıklı varlık ve yükümlülükler toplamının sermaye ile karşılaştırılmasını öngören cooke rasyosu adında bir sermaye yeterliliği oranı uygulanmasında karar kılmıştır. ülkemizde bu komitenin kararlarını kabul etmiş geçici bir dönemle birlikte etkin bankacılık denetimi amacıyla uygulamaya koymuştur.
    ilk başta % 8 olarak kabul edilen sermaye yeterlilik oranı sadece kredilerden doğan riski öngörmüş olsa da sonra yapılan düzenlemelerle bankaların bilânço ve bilanço dışı pozisyonlarından kaynaklanan piyasa riskini de ( faiz oranı riski, kur riski, hisse senedi fiyat riski) kapsamına dâhil etmiştir.
    bu rasyo risk ağırlığına tabi varlığınız 100 br. ise min. 8 br. sermaye bulundurulmasını öngörmektedir.

    ancak zamanla basel ı uzlaşısı özellikle bazı eleştirilere maruz kalmıştır. bunun en önemli sebebi kulüp kuralı adı verilen bankaların risk ağırlıklı varlıklarını çeşitli katsayılarla çarparken oecd ülkelerine düşük bir katsayı verip klüp dışında kalan ülkelere yüksek katsayı vermesi ve bu uygulamanın gerek oecd ülkeleri arasında farklılıklardan gerekte ekonomik sermaye yeterliliğine ulaşmasındaki zafiyetlerden ötürü etkinliğini kaybettiği inancıdır. bunun yanında:
    • sermaye yeterliliği oranı (syr) risk bazlı olmaktan ziyade likidite bazlıdır
    • rasyo bankaları iflasa götüren temel bir neden olan kredi yoğunlaşmasını dikkate almamaktadır
    • bütün firma kredileri teminat bazında farklılaştırma haricinde aynı risk ağırlıkları öngörülmektedir
    • bankaların sadece syr’ sini yükseltmek için sermaye artırımına gitmeleri bazen gereksiz yere faaliyet genişletmelerine sebep olmaktadır

    bu sebeple haziran 2004 yılında basel ıı sermaye uzlaşısına varılmış ve de bu sorunların çözümüne yönelik uygulamalar öngörülmüştür.

    basel ıı ‘nin getirdiği en önemli yenilik bankaların risk ölçümünde standart yöntemlerin yanı sıra gelişmiş istatistikî modeller kullanabilmesini öngörerek ekonomik sermayeye ulaşmalarını teşvik etmesidir. yani bütün bankalara uygulanacak tek tip sermaye yeterliliği ölçümünden vazgeçilmiş basel ı’de öngörülen kredi riski ve piyasa riskinin yanı sıra operasyonel risk, yapısal faiz oranı riski ve yoğunlaşmaya bağlı olan risk gibi çeşitli kavramları öngörerek bu risklere karşıda sermaye bulundurulmasını kabul etmiştir.

    diğer yandan basel ıı syr hesaplanırken kredilere verilen risk ağırlıklarını gelişigüzel olarak değil firmaların kredi derecelendirme kuruluşlarından alacağı rating’lere göre değerlendirilmesi öngörmüş böylece firmaların daha düşük faiz oranında kaynak bulması için daha kaliteli bir aktif/pasif yapısına ulaşmasını öngörerek piyasa disiplinini sağlamak amacıyla önemli bir adım atmıştır.
    basel ıı temel olarak 3 yapısal bloktan oluşmaktadır.
    1. asgari sermaye yükümlülüğünün hesaplanması
    2. denetim otoritesinin bu hesabı incelemesi ve diğer faktörleri göz önüne alması
    3. piyasa disiplinin sağlanması
    özellikle piyasa disiplini konusunda bankaların rating kuruluşlarından alacakları not önem kazandığı için piyasadan gelecek baskının bankaların sermaye yeterliliğini ekonomik seviyeye yükselteceğini öngörmektedir.

    ülkemizde bddk tarafından gözetilen süreçte halen basel ı uzlaşısı çeşitli yönetmeliklerle uygulanmakta ve basel ıı’ ye geçiş sürecinin 2010’a kadar süreceği ve bu sürede tamamlanacağı tahmin edilmektedir.
  • hesaplanışında sadece özsermayenin değil, sermaye benzeri kredilerin de göz önüne alınıyor. ayrıca mortgage ve benzeri enstrümanlarda belirli seviyede down payment alınmamışsa, özsermayenin bir kısmı bu hesaplamadan düşülüyor.
    basel 2 ile beraber şartları zorlaşmakta.
  • basel kriterlerinin en önemli prensibi sermaye yeterlilik oranıdır.