*

şükela:  tümü | bugün
  • türk sinemasının en kötü oyuncularını bir araya topladığı için ne kadar sevinsek azdır, mazallah bunların her biri başka yerde karşımıza çıkabilirdi.
  • güzellik sokaklarda
    güzelliğine çıktım sokaklara.
    masam, beni beklemesin
    odamı unuttum.
    kendi kendine çizilen sınırında kalabalığın,
    bir yürüyüşe katıldım
    bir haydut gibi, bilgecan.
    etimin hükmünde küçüldü zaman
    bütün şehirler gibi bu şehir de
    ışıklarıyla kaçıyor karanlığımdan!
    kendini hoş gören bir araç bu
    korkmadın kalabalığın beni yadırgadığından

    sevişirken nasıl zevk alıyorsam ısırılmaktan,
    çürük taşımayı bilmeliydim öyle.
    bu şehir gibi ben de
    mutluluk büyütüyorum acılarımdan.
    sokakta, kendi ülkemde gibiydim
    odamı özledim yine de.
    her eylemde bir bahane bulduğumdan
    güzellik uzar odalarda.
    sınırlanmış bir yerde, kavramak
    tartışma olur
    odama kapanarak sokağa bıraktım
    dostlarımı unuttum doğulu bir devlette
    odalarda her şey mümkün
    dağınıklığı topladım,
    müzik dinledim,
    suladım çiçeklerimi
    masam beni çağırıyordu
    masamın yüzü istekli
    aklımı kullanmaya çağırıyordu.
    haksızlık ettim düşünürken
    ipte yürür gibi geldi önceleri
    kapandım saatlerce kitaplarıma
    konuşmak istemedim,
    konuşmadım.
    düşünmek ölmek olduğundan mı biraz da
    tekrar olmak istedim ışıklı sokaklarda.

    serseri iki aşık
    sokak ve oda.
    ne ölçüler yetiyor,
    ne yargılar
    ilişkilerini açıklamaya
    yine de ordalar işte,
    her biri kendi katında.

    ahmet güntan
  • jean luc godard jean paul belmondo jean seberg. butun "jean"lar toplanmis. hepsi jeandir hakkaten. lafi dolandirmayacagim.cok guzel film. kisa sacli bir kadin guzelse,o kadin her halde guzeldir. bu filmden sonra 90 cm sacimi kestirmeye karar vermisken, tarik menguce benzemekten korktugum icin vazgecmistim bir aarkadasimin dost aci soyler eylemi uzerine. hey gidi genclik...
  • noir film tadında bir godard filmi.

    masum yüzlü bir kadının aslında hiçde masumane olmadığı, aşkın entrikası olarak nitelendirdiğim bir fransız dalgası.
  • fransız yeni dalgasının en etkili yönetmenlerinden jean luc godard düşlediği sinemanın ilk dışavurumunu serseri aşıklar’da göstermiştir. serseri aşıklar’da iki aşık insanın öyküsü, onu takip eden bir polisiye hikayeyle birlikte sunulur. sinema tarihi için birçok ilkin gerçekleştiği, sinema anlatısının daha farklı yorumlandığı bir filmdir. jean luc godard, serseri aşıklar’da fransız yeni dalgası’nın fikir ögelerini öyküsel ve kurgusal anlamda ele alır.
    fransız yeni dalga hareketi, 1952’de kurulan chaider du cinema dergisinin kurumsal yapısıyla oluşmuştur. yeni dalga yönetmenleri, star oyuncusuz ve teknik olanakları zorlamadan, sinemada o güne dek ele alınmayan konular üzerinde çalışmışlardır. geleneksel sinemada hata olarak görülen olgular bilinçli olarak gösterilmiştir. izleyiciye filme karşı bir yabancılaştırma duygusu uyandırılır. klasik anlatı yapısıyla oluşturulan hollywood sinemasının öyküsel yapısındaki gibi belli bir tarafın içerisinde yer almaz. 60’lara kadar yoğun bir şekilde sinemada kullanılan klasik anlatı yapısındaki filmlere büyük bir zıtlık oluşturur fransız yeni dalga sineması.
    klasik anlatı yapısı giriş, gelişme, sonuç bölümlerine ayrılmış, olaylar düğümlenmiş, doruk noktasına ulaştırılmış ve çözüme kavuşturulmuş bir anlatı yapısı içeriği sunar. bu anlatı türünde önemli olan karakterlerin dramatik yolculuğudur. geleneksel tiyatroda da, sinemada da bu anlatı yapısının temelleri kullanılır. fransız yeni dalga sineması bu olgunun tam aksini aktarmıştır.
    fransız yeni dalgası’nın bu olgusundaki en büyük kaynağı brecht’tir. brecht, aristoryen anlatının izleyiciye düşünme fırsatı tanımadığı ve izlediklerini sorgulamadan benimsemesine yol açtığı konusunda görüş belirtir. sanatın, gerçekliğin bir taklidi olması konusuna karşı çıkmış, katharsis ve empati kavramlarını da kendi tiyatrosundan silmek adına çalışmıştır. bu yöntemlerin en önemlisi, fransız yeni dalgası’nın sıkça kullandığı “yabancılaştırma” efektidir. bu yabancılaştırma çeşitli kurgusal atlamalar, karakterler üzerinden de serseri aşıklar’da ortaya konulmuştur
    jean luc godard’ın serseri aşıklar’ında paris’in en ünlü caddelerinden birinde üzerinde bir amerikan gazete şirketinin tişörtü ile patrica filmdeki yabancılaştırma olgusunun, karakter üzerinden aktarımının en önemli göstergelerindendir. kurgusal anlamda jean luc godard’ın yabancılaştırma efekti olarak kullandığı jump-cutlar, seyirciye bir film izlediği duygusunu uyandırır ve brecht’in tiyatrosunda karşı çıktığı katharsise ulaşma güdüsünü siler. aynı plan içerisinde yapılan bu kesmeler, sadece seyirciyi yabancılaştırmak anlamında kullanılmasının yanında, filmdeki iki aşık karakterin, birbirinden zıtlıklarının yahut karakterlerin, mekanla olan zıtlıklarını göstermek anlamında da bir yapı oluşturmuştur. film kusursuzluktan uzaktır. jean luc godard filmde bir taraf tutulmasından uzaktır ve filmi sadece izlememizi ister. klasik anlatı yapısıyla oluşturulan melodramlardaki karakter tutumlarının taraflılığından uzaktır ve bunu da filminde eleştirir.
    başka bir açıdan bakıldığında filmdeki ana karakterlerden patrica direkt olarak, holywood sinemasının oluşturduğu klasik anlatının bir temsili olarak da görülebilir. ikili ilişkilerin en yoğun olduğu holywood’un melodramlarında oluşturulan yoğun taraflılığın, duygularıyla çelişen kadın imgesinin temsili olur serseri aşıklarda. godard, klasik anlatıya eleştirisel bakışını bu noktada serseri aşıklar’ın final sahnesinde de gösterir. klasik melodramda cezalandırılan kadın olurken, godard’ın serseri aşıklar’ında bu rolü erkek almıştır ve finalde cezalandırılan erkek karakterin, kadına son sözleri “iğrençsin” olur. godard, brecht’in anlatı yapısını sinemaya aktarmak yanında, o dönemde yükselen maoizm'den etkilenmiş, burjuva sinema sistemi için film yapmayı reddetmiştir.

    yeni dalga sinemasının ilklerinden olan serseri aşıklar, brecht’in anlatı yapısının, yeni dalganın olgusunun hem kurgusal hem de karakterler üzerinden gösteriminin en etkili yapıtlarındandır. jean luc godard el attığı her işte klasik anlatıyı yıkmayı ve izleyiciyi düşünmeye sevk etmeyi amaçlamıştır.