şükela:  tümü | bugün
  • cd,mp3,long play vs vs... gibi cesitli formatlarda, ses dalgalarının daha sonra tekar dinlenebilmesi santaj yapılabilmesi album yapılıp satılması gibi cok cesitli amaclarla kaydedilmesidir.gunumuzde bunu bilgisayar uzerinden de yapmak mumkundur.ha ben windowsun dandik ses kayıt progamını kullanmıycam diyorsanız sonraki entrylerde sahsımla beraber beles progamlara ornek verilmesi adına yatmadan once dua edebilirsi niz tabii.
  • (bkz: ilk ses kaydi)
  • bir araştırma yapılsa bununla ilgili, her bokun kaydını alan ülke olarak birinci sıraya çıkarız kesin.
  • içimiz dışımız görüntü artık. fotoğraf, video, internet, televizyon... görüntüsüz iletişimin yok olmaya yüz tuttuğu bir çağdayız. sesin git gide arka plana itildiği, radyonun iletişimden ziyade eğlence aracı olarak kullanıldığı, sesin tek başına bir anlatı ögesi olmaktan çıktığı çağlardayız... sesli iletişimin tek aracı olan telefonlar da yerini yavaş yavaş görüntüye bırakıyor. görmek istiyoruz hep, ancak görünce inanıyoruz gerçekliğine insanların, olayların, yaşananların. oysa ses, tek başına anlatır bazen mimiklerin gizlediğini, gözlerin kaçırdığını vurgular, türkçe'nin temel taşı olan vurgu ellerin, kolların yapamadığını yapar ve beden dili ile ifadesi mümkün olmayan duyguları aktarır. eskilerde yapılmış bir ses kaydı ile hiç beklenmedik bir anda karşılaşınca, sesin gücüne bir kez daha inanır insan. ses hikayenin ta kendisidir; görüntü ise bazen sadece teferruattan ibarettir.
  • usta buzdolabını onarırken açtım kaydı:
    "
    ...kasapta çalışıyordum o zaman. eniştemin de çay ocağı var. dediki gel burayı satıyorum, satmayayım, sen çalıştır. gittik dükkana, perşembe günleri de pazar oluyor orada. çay, ayran, su, kola, yetiştiremiyorum artık. bir tane de fırlama bi eleman var. iş yetişmiyor ama akşam oluyor, para yok. kimse para vermiyor. başladım çayı, şekeri borca almaya. bir iki ay gittim öyle, baktım benim yapacağım iş değil, aradım enişteyi: dedim gel, satıyor musun, kapıyor musun, ne yapıyorsan yap. çıktım, gittim öyle oradan.

    hep çalıştım. epey para biriktirmiştim o zaman. gittim bi taksi aldım, plakasıyla, durağıyla. bir gün bir müşteri geldi, dediki havaalanı... atatürk...izmit'te de taksi pahalı, sen bilmezsin. gittim oraya, adamı bıraktım, dönüyorum; havaalanından çıkmadan bir adam el kaldırdı. yanaştım, sarıyer dedi. onu bıraktım, sokaktan çıkıyorum; kasımpaşa. sonra taksim, çamlıca, üsküdar; öyle döndüm geldim bi de. ben müşteriye öyle uzaktan gidim de işte iki lira üç lira fazla alim hesabı yapmam. kestirme yol neredense, oradan götürür, bırakırım. geliyorumm durağa, bırakıyorum; hoop, uzun iş geliyor bana. üç kağıtçılık yapmıyorum ya. hiç sevmem. bak şimdi ben senden iki lira fazla alsam zengin mi olacağım? ben de zengin olmam, o adam da gariban olmaz. yani yanlış. haram para.

    - taksiden sonra bu işleri yaptın?

    - taksideyken de bu işleri yapıyordum işte. merdaneli makineleri. sonra taksiyi sattım, bu işe başladım anlayacağın.

    - ama küçükken de bir şeyler yapmışsındır bu işle ilgili?

    - ben ilkokuldaydım, kasap dükkanında çıraklık yapıyordum. bursa inegöl'deydik. benim babam da subaydı. tayin oluyorduk oradan oraya. bursa inegöl'deydik işte, kasap dükkanında çalışıyordum. hem okula gidiyordum, hem orada çalışıyordum. oradan sonra babamın tayini erzurum'a çıktı, hacıömer köyüne. adamın kendi dört tane oğlu vardı, benim gibi küçük. dükkanı bana bırakırdı, çocuklarına bırakmazdı. hayvan almaya giderdi pazara, hayvan kesiyorlar ya. sonra biz oradan giderken babama yalvardı: bırak dedi çocuğu burada. ben okutacağım dedi, her şeyini ben yapacağım; babam bırakmadı tabi. bırakır mı? ben kalacaktım yani bıraksaydı.

    - inegöl'de?

    -hııı

    - kaç kardeşsiniz?

    -biz beş kardeştik, ikisi vefat etti.

    - senden büyükler miydi?

    - biri benden büyük. üç erkek, iki kızdık biz. ağabeyim vardı.

    - vefat eden?

    - biri benim büyüğümdü, ağabeyim. boylu, posluydu benden. kalıplıydı. daha askere gitmemişti. o vefat etti. kardeşim vardı, benim küçüğüm, üç yaş. o da çok içki içiyordu bir oturdu mu. o da çok kalıplıydı böyle. bir yetmişliği içiyordu, kendi başına. buzlu. o buzlu içe içe, gırtlak kanseri oldu.

    - öbürü?

    - öbürü...o da işte bir şuradan, bir kurşun giriyor bacağına, kan zehirlenmesinden gidiyor.

    -kavgada?

    - kavgada, hı.

    yalnız sesi çok güzeldi onun da. biz bursa'dayken gazi evinden istediler onu ama babam göndermedi.

    - radyo için?

    - hı, radyo.

    - neden döndermedi?

    - göndermedi işte. o zamanki cahil kafalar. şimdiki gibi insanlar akıllı değildi ki. ayıptı o zamanlar yani.

    - şimdi olsa meşhur olacak diye hemen yollarlardı?

    - e, tabi. çok güzel sesi vardı.

    - küçüktün sen o zaman tabi?

    - tabi, ilkokula gidiyordum işte. 63'te bursa inegöl'deydik işte, düşün. 63'te oradan işte, şeye gittik, erzurum'un hacıömer köyüne.

    senin memleket neresi?

    - elazığ

    - elazığ'dan bir arkadaşım var, ismini unuttum. 72'de askerden gelmiştik.

    - çok sevmiyorum ya ben elazığ'ı. hani elazığ güzeldir de...

    - ya geçtim oradan da gece geçtim. diyarbakır'lı düğünü vardı. buradan, kasapta alacağı varmış. alacağının karşılığında bir reno12 vermişler ona. arabanın da allah'ı şaşmış yani, yürüyeni haşat. motor gidik. e ön lastikler küçük, arkalar büyük. yolda gidiyorum, araba gitmiyor, hava kış, kalorifer ısıtmıyor, ön cam çizik, önünü göremiyorsun. öyle olduğunu bilseydim, götürmezdim. yollarda dura dura silgiyi yaptırdık, kaloriferi yaptırdık, lastikleri değiştirdik iki tane. sonra depoyu doldurduk, bir benzin kokusu, bir kokusu. allaaahhh. durdum, kaputu açıp bir baktım. deponun şamandıra var ya üstünde; onu sökmüşler, contası yok. benzin olduğu gibi içeri geliyor. her taraf benzin bagajda. kaputu açsam, birisi sigara atar, yanar, tutuşur araba. açamıyorsun. tabi, benzin bitene kadar gideceğiz dedik artık, mecbur. ankara - elmadağ'ı geçtik, bayağı gittik yani. depo boşaldı. e şamandıra...gürün var, gürün'e yakın da bir burun var bire de. burunu döndüm, araba gitmiyor. istop etti. oraya gidene kadar benzinlik yok diyor bu. diyarbakır'lı ya... gürün de hemen bir km yok yani kaldığımız yere. bu, ankara tarafına gitti benzin almaya. bekle, bekle yok...en son bu geldi, benzini koyduk. bir km gittik, baktım orada benzinlik var. sahibini de tanıyor. sen dedim niye bu tarafa gelmedin de ta o tarafa gittin. ya dedi ne bileyim ben. bunlar muhabbet ediyor. benzinlik, hem de lokanta. yemek falan yedik orada. şimdi bunun uykusu da geldi. uyuyacak, uyuyamıyor yolda. uzun yol ya. bana da güvenemiyor. çekelim şuraya arabayı, uyu dedi. dedim sen uyuyacaksan uyu, ben giderim. sen bana bakma, ben uyumam yani. yok. en son çıktım oradan yola, bu uyudu diyarbakır'a gelirken. elazığ'a geldik. tabi, akşamüstüydü...ön camı değiştirdik, arabaya benzin aldık işte oradan tekrar, yine benzinlikten. şarjı kesti araba orada, gittik şarjı yaptırdık. şamandırayı yaptırdık. oradan yola, diyarbakır'a. bu uyudu artık. diyarbakır'a girdim, kaldırdım bunu. kalk dedim, diyarbakır'a geldik. evin neredeyse seni bırakayım. ben yolda uyumam hayatta.

    şeye gittim; adıyaman'ın besnik kazasına. buradan saat 11'de çıktım, sabah 8'de adamın kapısındaydım. taksiyle götürdüm, ticariyle. o zamanın parası 6 000 liraya gittim oraya. arabanın aylık senedi 2 000 liraydı. 1870 lira masraf oldu, 4 030 lira temiz kaldı bak. iki aylık senet parası, 30 lira da para kalıyor geriye. ondan sonra işte adamın eve gittik, kahvaltı falan ettik. döşek açayım, yat dedi, yok dedim ağabey beni sal, gideyim. yok dedi, gel...dedim ağabey beni sal, gideyim. yer değiştir, otel ver, uyuyamam. zorla bıraktırdım adam kendimi. oradan gece bir çıktım, sabaha 5 - 6 gibi buradaydım. hiç gözümü kırpmadım.

    - gittin, geldin?

    - hı. iki gün, iki gece oluyor aşağı yukarı. diyarbakır'lı uyuyacak, uyuyamıyor korkudan yolda.

    - bu işi kaç senedir yapıyorsun?

    - 15 seneyi geçti.

    - 15

    - geçti 15'i. taksicilik yaparken...20 sene mi ne."

    devamında da eşiyle evlenmesini anlattı. kızın babası-anası vermeyiz demiş. bu birkaç defa kaçırmış kızı. hatta birisinde izmit'in yerel gazetesinin manşetinde yer almış: "rızası vardı dediyse de yırtamadı". eşi o zaman 15-16 yaşındaymış. bu da 18. kız kendisi kaçmış, yaşı küçük tabi, söylüyor da mahkemede ben kaçtım diye, bizim usta da ifadesinde "kaçırmadım, kendisi kaçtı. rızası vardı" diyor. gazete de bunu böyle manşet yapıyor: "...yırtamadı".

    son kaçırmasından birkaç gün önce darbe olmuş. sıkı yönetim varken bu halen kaçıracağım, kaçıracağım diye ortalıkta geziyormuş. kızın ailesi hele bir öyle bir şey, bak bakalım başına neler geliyor diye tehdit etmiş. sokağa çıkma yasağının vaktinde kaçırmış kızı. kızın annesi babası da korkularından peşlerinden koşamamışlar çocukların. sonunda evlenmişler. anlatışından belli ki özlüyor. birkaç yıl olmuş teyzeyi kaybedeli.
  • bir gün arkadaşlarla geyik makara derken bağıra bağıra "yerine seveeeemmemmm" modunda şarkı söylerken kullandığımız özellik.

    dokunmatik telefon ve silmeyi unutmanın meydana getirdiği kaza sonucu mağazanın ortasında çalmaya başlayınca kasiyere sırıtıp "hı hıı amatörler ya" dememe sebep olmuştur.
  • son günlerde, fatih altaylı, tayyip erdoğan, bakanlar ve iş adamlarının konuşmalarının deşifre edildiği kaynaklar.

    not: rezilliğin daniskası ortaya çıkıyor ben inanmakta güçlük çekiyorum. allah youtube dan razı olsun.
  • (bkz: seks kaydı)
  • hukuken delil olarak kullanılır mı.. bugün biri bana hakaret etti
hesabın var mı? giriş yap