şükela:  tümü | bugün
  • behçet aysan'ın bir şiiri, ezginin günlüğü'nün ebruli albümünden bir şarkı, beste nadir göktürk'e ait.

    iner şafağın alacasında
    karıncalar ordusu şehre
    iner kenar mahallelerden
    yürüyerek ve trenlerle

    su satan çocuklarıyla
    kapılarda vagonların
    çamaşırcı kadınlarıyla iner şehre
    iner şehre sincan'dan,
    iner şehre mamak'tan.

    battal gazi destanı ve kan kalesi
    ve kılıcıyla ali'nin
    mızraklı ilmihalle

    yok başka bir cehennem
    yaşıyorsunuz işte...
  • işçi sınıfının ve içinde yaşadığı sistemin çok güzel anlatıldığı şarkılardan biri.
  • behçet aysan'ın kendisine 1984 yaşar nabi nayır şiir ödülü'nü kazandırmış olan yapıtı..
    aynı isimli bir de ezginin günlüğü şarkısı vardır..

    yobazlar tarafından sivas'da yakılarak öldürülen 37 aydınla birlikte can veren bu şairi ve burada yazılmış olan şiiri ayıplamak nasıl bir ruh halidir anlayabilmek olanaksız..
    çamur at izi kalsın hadisesinin bile bir adabı olmalı.. nereye ve kime çamur attığını bilmeli kişi, bu kadar fütursuz olmamalı..
    ucuz ve çapsız eleştirilerle başının göğe erdiğini zannedenlerin kafalarındaki örümcek ağlarını yırtarak daha nice şairler ve ezginin günlüğü doğacak bu ülkede..
  • beğenmediğini ifade etmek için tuvalet kağıdına bile yazılmayacak şiir benzetmesinden öte bir eleştiri getiremeyenlerin, neye dayanarak ortaya atıldıkları belli olmayan şiir gibi bir şiir..
    sanata dair beğeni ve eleştiri ifadeleri ben görmeyeli epey değişmiş..
    sanatı ve sanatçıyı biraz da olsa saygı duyarak eleştirmek gençlerin karizmasını bozuyor olmalı..
  • cehennemi cennet diye yutturmak isteyenlerce ve yutanlarca ve de kendisine giren çıkan olmadığı sürece olayların gidişatına iplemeyeceklerce ve hatta başkalarının cehennemi sayesinde kıçını yayıp kendi cennetini kuranlarca fazlacana hoşlaşılmayacak şiir.
  • hakkında bu kadar entry girilince, kendi küllerinden yeniden doğduğunu sandığım sesleri ve külleri, yangın yerlerini akla getiren şiir. bir de ilkokuldaki yeğenime okuttum:

    "bu şair, arabası olmayanlardan söz etmiş. hem arabaları yok hem de çocukları dilenmiyormuş o zamanlar. (ne zamanmış bu atlantis? / çok da eskiden değil ada...) hımm, sonra savaş çıkmış herhalde. bak kılıç filan diyor. kale demiş sonra... bir destan, kan filan da var. herhalde bu fakirler zenginlere savaş açmış sonunda. cehennem savaş demek işte. su satan çocukların sesleri de yanmış, kül olmuş... ay çok feci. garfield izleyeceğim ben biraz."
    * ada, yaş 8
    not: "bu sitede yazilanlarin hicbiri dogru degildir. 18 ya$in altindakilerin kullanmasi hukuken sakincali olabilir (zaten o ya$ta ne i$iniz var internette sitede cikin, gezin, gezdirin)..." filan falan.
  • a tipi menkul hayat yaşayan bir şair tarafından, b tipi gayrımenkül bulduğu hayatlar yaşayanlara dokundurmayı sekonder hedef belirleyerek yazılmış bir metin devşirmesidir. zira düzyazıdan şiire devşirilmiştir. ama asıl dikkat çekilmesi gerekli olansa; herhangi bir tipte, menkul veya gayrımenkul hayat yaşarken, a tipi menkullerin b tipi gayrımenkulleri "cehennem" şeklinde niteleme hakkı bulunmadığını söyleyen ve sonuna kadar "beğenmeme hakkı" kullanmak isteyen bireye, yine "a tipi menkul" hayatlara öykünenlerin çemkirmesini sağlamıştır bu şiir.

    ilkokuldan kalma bir savunmadır aslında "şeyapılacak tonlarca başka şey varken neden bunu şeyediyorsunuz?" çıkışması. benim en son hatırladığım; ilkokul 4. sınıfta bir arkadaşımdı bunu söyleyen, sonrasında hepimiz kendi çapımızda evrilip, ele avuca gelir fikirler üretmeye başladık, çiğ ama buna rağmen gevrek temcitler değil.

    hele hele "ay kemikleri sızlıyor" diretmeleri, "aman kalk da ben yatam" ayakları, bunlar fena halde içi geçmiş ve bayık empati çabaları efendim. bu ayakları geçmek bence çok büyük bir zorunluluk olmalı, hatta liselerde bu ayakların artık insana yakışmadığını anlatan dersler verilmeli.

    beğenebilirim, veya beğenmeyebilirim. sanıyorum... yo yo, eminim ki bu beni bağlar. üstüne gak guk eden de kahvaltısına bakmalı sanırım.
  • sait faik abasıyanık gibi "yazmasam çıldıracaktım" diyerek, hakkında bir iki kelam etme ihtiyacı duyduğum şiirdir. "şiirin kurgusundan, ritminden, imgeleminden, örgüsünden doğru yorum yapılır. şiirde ne anlatıldığından değil.. " gibi bir görüşe katılmayaraktan ve şiirde anlatılanın da şiirin içeriğinin de önemli olduğunu vurgulayaraktan yanlış anlaşıldığını düşündüğüm bir şiirdir diyerekten bir tanım daha ekliyorum.

    şair burada ne demek istemiş?
    bir kısım insanların yaşam tercihlerini aşağılayıp onlara "siz cehennem içinde yaşıyorsunuz" mu demiş? burada cehennem ne anlama geliyor?
    bütün olarak bakıyoruz şiire. kenar mahallelerden şehre inen insanlar... su satan çocukları... çamaşırcı kadınları... ve onların battal gazi destanları, mızraklı ilmihalleri... *
    cehennem bu insanların içinde yaşamak zorunda oldukları zor yaşam koşullarıdır. kenar mahallede sefalet içinde yaşamaları, çocuklarının su satmak, kadınlarının çamaşırcılık yapmak zorunda olmalarıdır. şiirde anlatılan onların bu kuşatılmış oldukları gerçekliklerdir. bunlar bir seçim olmadığı için aşağılanması da sözkonusu değildir. beğenir beğenmezsiniz şair onların zorunluluklarını anlatıyor. "mızraklı ilmihal'den, battal gazi destanından bahsederek onları da cehennemlerine dahil ediyor bu saygısızlık" denilebilir ama öyle bir anlam çıkarmak da zorlama olur. bu matbuata hakaret yok orada. yaptığı tasvir. o insanlara dair birer ayrıntı olarak vermiş ilmihali, destanı. ellerinde onlardan başka bir şeyleri yok anlamı da çıkmıyor değil.

    tabi kimse kimsenin beğenilerini yargılayamaz. şiir kimine göre harika bir şiirdir, kimine göre berbat bir şiir. ben yukarıda yazdığım anlamları çıkarırım, bir başkası tamamen farklı bir anlam çıkarır. herşey bence dairesi içinde.

    söylemeden de geçemeyeceğim. en güzel açıklamayı benim de tanıdığım ve gayet şeker bir kız olan ada* yapmış: "bu şair, arabası olmayanlardan söz etmiş. hem arabaları yok hem de çocukları dilenmiyormuş o zamanlar." yakalamış işte şairin sosyal içerikli vurgusunu.
  • şair behçet aysan'ın "sesler ve küller" isimli şiir kitabından alınmış aynı isimli şiir. kitap 1984'te yaşar nabi nayır şiir ödülünü almış. yani şiir 1984'ten önce yazılmış.

    akla bazı sorular gelebilir şiirle ilgili. neden mamak? neden sincan? öncelikle buralar ankara'nın varoşlarıdır. hele sincan çok uzaktır merkeze. ankara deyince akla çankaya gelir, kızılay gelir. bir zamanlar meclisin olduğu ulus bile ankara'nın en bakımsız, en taşravari kısımlarından biri olmuştur. sincan'ı, mamak'ı muhafazakar yapılarından dolayı konu ettiğine dair niyet okumalı bir şüphe geliştirilirse vurgulamak gerekir ki yirmi bir yirmi iki sene öncesinden bahsediyoruz. son on yılın refah'la başlayıp, fazilet'li, akp'li belediyeler ile devam edip günümüze kadar gelen imajlarından bağımsızdır şiir. örneğin sincan'ın refahlı belediye başkanı bekir yıldız'ın laiklere şeriat enjekte etmeye kalktığı tarih 1997 idi yanlış hatırlamıyorsam. tabi taşranın, varoşların sosyolojik olarak muhafazakar yapılarını inkar edemeyiz ama sincan ve mamak seçimlerinde özel bir artniyetin olamadığını düşündüğümü vurgulamaya çalışıyorum.

    son olarak, şiir sözlüğe taşınrken taşıyan tarafından mamak, sincan, battal gazi, ali, ilmihal gibi sözcüklere vurgu yapılması ne şairi ne de şiiri bağlar.
  • efendim sözlükte yazılı olan halindeki link formatlı "ali", işin içinde bir miktar "ali cengiz oyunu" yattığını anlatmaktadır.

    "ben aslında tam olarak öyle demiyorum. ama diyor da olabilirim bak. sen nasıl anlarsan işte" demek, güzel bir dansözlük yolu, ocakta çevirme yapım şemayilidir.

    "ayrıca belirtmek lazım" notu: "sen sıç ben savunurum, hedef şaşırtır maymuna çeviririz" taktiği de güzel bir ali cengiz sürümüdür.