şükela:  tümü | bugün
  • ne kadar garip bir ülkede yaşıyoruz. sevan nişanyan'ın son yazdıkları üzerine kopartılan kıyamet de gösteriyor ki bizden bir cacık olmaz.

    ne demiş nişanyan;

    "bundan yüzlerce yıl önce allah’la kontak kurduğunu iddia edip bundan siyasi, mali ve cinsel menfaat temin etmiş bir arap lideriyle dalga geçmek nefret suçu değildir."

    demiş.

    bu mu hakaret? bu mu nefret suçu?

    "allahla kontak kurduğunu iddia eden" cümlesi mi batıyor insanlara. manyak mısınız? zaten bahsi geçen kişinin gerçekten allah ile kontak kurduğunu, hali hazırdaki kitabın allah tarafından yazdırıldığını/indirildiğini düşünüyor olsa senin dinine mensup olur. pokemon evreninde mi yaşıyorsun? ne sanıyorsun yani insanlar bahsi geçen kitaba ve peygambere inanmadıkları halde sırf sen inanıyorsun diye "elbette allah ile melekler vasıtası ile kontak kurmuştur, kitap da allahtan gelmiştir ama ben sırf puştluğuma inanmıyorum" diyecekler. inanmayan insanlar elbette, "yok yahu ne allahla kontağı, kendisi uydurmuş" diyecekler. hani sen değiştirilmiş diyorsun ya milyonlarca insanın inandığı incil, tevrat gibi kitaplara, hani sen diyorsun ya "hehühe adamlar ineğe tapıyor, manyak len bunlar" , işte o hesap senin dinine inanmayanlar da senin dinin için gerçek değil diyecekler. işte bunun adı ifade özgürlüğü. kimse kusura bakmasın ama "cin, melek, peri hikaye, yalan bunlar" diyen insan sırf senin kitabında "var" denilen şeylere yalan dediği için nefret suçu işlemiş olmuyor, olmayacak da.

    "siyasi, mali ve cinsel menfaat temin etmesi" kısmı mı batıyor sizlere? ne yani bahsi geçen kişi, gayet sizin itikadınız üzerinden okuma yapsak bile siyasi, mali ve cinsel menfaat elde etmedi mi? yalan mı yani bahsi geçen menfaatler. arada kutsal kitabı açıp okuyun. enfal 1 'de savaş ganimetleri hakkında ne söylüyor. arada açıp hadis kitaplarını okuyun bahsi geçen liderin, ganimetlerden ne pay aldığına bakın. cinsel menfaat konusunda yine kitabınız ve hadisler üzerinden bir çok yararlı bilgiye ulaşmak mümkün. o konuda çok yazılıp çizildiği için burada tekrar tekrar bahsetmeyeceğim. bahsi geçen kişinin siyasi, mali ve cinsel menfaatleri doğrudan sabitken, siz nasıl olur da sizin dininize inanmayan birisi tüm bunları görüp hala "yok abi kendi bireysel menfaati için değil kamu yararı için yapmış" demesini bekleyebiliyorsunuz?
  • #26657025'de buyurmuş ki: "sırf dersim’de 13.000 kişiyi köpek gibi itlaf ettirdi, hem silahlarını toplatıp liderlerini bertaraf ettirdikten sonra. isyan misyan ettikleri yoktu, korkudan paniğe kapılmış taş devri aşiretleri idiler. devlet başkanının alkol ve iktidar hastalığıyla zıvanadan çıkmış fantezisinin eseri, “almanlar yapıyorsa bizim neyimiz eksik”ten öte bir mantığı olmayan bir manasız katliamdı.."

    yazarın notu: almanlar yapıyorsa bizim neyimiz eksik.. demek? sevan ya senin tarih bilgin cidden gani imiş(!). alman'lar neyi yaptı acaba? naziler'in yaptığı soykırıma dem vurmak istiyorsan eğer, mustafa kemal o dediğin hadiseye tanık olacak kadar yaşamadı maalesef. dolayısı ile almanlar yaptı bizim neyimiz eksik cümlesi senin uydurman.. haleti ruhhiyenin dışa vurumu. fütursuzca dil uzatıyor ve soykırım yapmış bir kişi ile özdeştirmeye çalışıyorsun atatürk'ü ama o iki gıdımlık bilginle olmuyor, olamıyor...
  • 25 aralık 2016'da blogunda yayımlanan yazıdan:

    --- spoiler ---
    nuray mert

    devran değişti, nuray mert’i takdirle, hatta yer yer alkışla okuyacak hallere geldik. ne demiş atalarımız? tempora mutantur, nos et mutamur in illis.
    değiştik mi sahiden? emin olamıyorum. perspektif ve bağlam değişti şüphesiz. ama mesela kemal ve kemalizm hakkında söylemiş olduğum her sözün arkasında dururum. 2007’ye dek süren askeri vesayet hakkındaki görüşüm de, beterini görünce nüans kazandı belki, ama özünde değişmedi.
    belki üslubumuza daha dikkat etmeliydik. belki heyecanımızı gemlemeliydik. belki siyah-beyaz çözümlere itibar etmemek gerektiğini kendimize daha sık hatırlatmalıydık. belki nuray’ın da bir dediği var diye kulak kabartmalıydık.
    --- spoiler ---

    türkiye'deki liberal güruh -ki geneli karl popper'ın her türlü totalitarizm ve otokrasi kötüdür açık toplum olmalı ütopyasının peşine takılmışlardan oluşur- islamcılar 2013 yılında mutlak anlamda otokratlaşana dek ve hatta bazıları daha sonrasında bile türkiye'nin bir seküler despotluk ülkesi olması gerektiğini algılayamadılar. memlekette elinde resmi yetkiler olan birilerinin topluma seküler ahlak dayatmasını antidemokratik buldular. nişanyan da bunlardan biridir. böyle olmasının sebebi elbette bu arkadaşların islamcılık ideolojisini hafife almış olmalarından kaynaklanıyor ve hatta islamcılık ideolojisinin tanımından bihaber olmalarından... batılı kaynaklardan okudukları islamcılık tanımları islamcılığın sünni selefi itikadının ideolojik bir uygulaması olduğunu öğretti bunlara çünkü batının derdi hep müslüman kardeşlerdi, el kaide idi ve bin ladindi. oysa sünni sufi temelli islamcılık selefi olanından çok az noktada ayrışır. ve bütün gayesi tıpkı selefilerde olduğu gibi cihat yapabilmektir. bu ideolojinin resmi kaynakları cihatın tarifini şu şekilde yapar:

    *devletler ikiye ayrılır: darül islam (hukuk sistemi şeriat olan) ve darül harp (hukuk sistemi şeriat olmayan)
    *eğer darül islam'da yaşıyorsan sana farz olan darül islam sınırları dışında kalanları islama davet etmektir kabul etmezlerse gücün yettiği ana kadar bekleyip yettiği anda onlarla savaşmaktır. (bkz: bütün islam tarihi, mekke isimli köyden hint denizi ve atlantik arası bölgeye savaşlarla ve "kahramanlık destanları" ile yayılma hikayesi)
    *eğer darül harp'te yaşıyorsan (mesela laik türkiye cumhuriyeti) sana farz olan darül harp olan ülkeni darül islama dönüştürmek için fikrinle, zikrinle, bedeninle mücadele etmektir.

    bu tanımdan habersiz olan liberaller "islamcılar da bu toplumun bir parçası ve onların fikirleri de değerlidir" tavrı takındılar. "onların fikirleri nedir?" sorusu sorulduğunda cevap verme zahmetinden kaçındılar çünkü onların fikirlerinin "mevzu hukuk yerine tarihi hukuk kaynaklarından imam-ı azam temelli islam hukukunun tesis edilmesi ve insan hakları evrensel bildirgesinin hukuk normları hiyerarşisinden çıkarılması; yani herhangi bir mecliste oylama yapmadan şu yasaları değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez olarak ceza hukuku ve medeni hukuk normlarına eklemek: bir erkeğe iki kadın şahit, mürted öldürülmeli, hırsızlığın cezası el kesme, kadının had cezası davalarında şahitliği kabul edilmez, gayrimüslüm iki kat fazla vergi öder, namaz kılmayana devlet eliyle sopa, köle hukuku, savaş esirinden köle almanın meşruluğu, cami minberlerinin aynı zamanda siyaset arenası olması" vs. vs." olduğunu bilmiyorlardı. bunların tümünü "yok canım bunları 20. ve 21. yüzyılda hangi aklı başında insan isteyebilir, islamcılara haksızlık ediyorsunuz, bu kadar irrasyonel değiller onlar" şeklinde bir fikirle savuşturma gayreti içinde idiler ve hatta bugün hala o kafada olanları çoğunlukta.

    dünyada medeni ülkelerin hepsinde tüm hukuk normlarının tepesinde "insan hakları evrensel bildirgesi" bulunur. bu bildirge de varoluşunu ilk maddesinden alır: herkes eşittir ve hür doğar. bu madde geçmişteki ilkellikten kopan ve adaleti eskiye göre daha iyi uygulayabilen (mesela önceden seni köyünde biri gelip öldürse kimsenin umrunda olmazdın, olay yeri inceleme mi vardı? parmak izinden suçluyu mu bulacaklardı?) modern dünya toplumlarının en temel hukuki doktrinidir. oysa sünni islam hukuku mesela hanefi mezhebi fıkhı bu bildirgenin kökü ve özü olan ilk maddesine bile muhalefet etmektedir:

    *bütün insanlar değil bütün sünni erkekler (köle olanları hariç) eşittir ve hür doğarlar
    *kadınlar erkeklerle eşit değildir çünkü şahitlikleri bazı davalarda kabul edilmez bazılarında bir erkek şahit yerine iki kadın şahit gerekir.
    *gayrimüslümler müslümanlarla eşit değildir çünkü daha fazla vergi öderler.
    *gayri müslümler müslümanlarla eşit değildir çünkü yeni ibadethane (kilise, havra) açma (ve hatta mevcut metruk olanı tamir etme) hakları yoktur.
    *dinden dönenler vatan hainidir dolayısıyla öldürülmeleri islam devleti üzerine farzdır.
    vs. vs.

    yani sizler liberaller olarak bu fikirleri sahiplenen insanların söz hakkı ve hatta iktidar hakkı olduğunu savundunuz. bunlarla mücadele edenleri gerici, statükocu, otokrat, totaliter olarak yaftaladınız. bugün hala biraz pişmanım ama çok da pişman değilim diyorsunuz.

    gerçekten hala daha türkiye'deki totaliter islamcıların "insan haklarına, insanların eşitliğine ve hürlüğüne" inanmadıkları türkiye'deki totaliter sekülerizmcilerin ise "insan haklarına, insanların hürlüğüne ve eşitliğine" inandıkları ama "islamcılığın bitmek bilmez cihat anlayışı"yüzünden bunu uygulamada başarısız oldukları tezine ikna olamıyor musunuz? eğer modern hukuk normunun tepesindeki doktrine bağlılığa ve eşitliğe olan inanca göre sınıflandıramayacaksak insanları neye göre sınıflandıracağız? popper'a göre mi? totaliter islamcılığın karşısına "totaliter başka birşeycilik" gelmeden bu mücadele kazanılabilir mi? totaliter islamcılık'ın hukuk kaynakları sabit ve değişmezken onu devirecek, yerine geçecek ve bu sayede topluma nüfuz edecek, toplumu totaliter islamcılıktan soğutacak bu sayede totaliter islamcılık tehlikesini tarihin tozlu raflarına kaldıracak diğer "totaliter başkabişeycilik" , bu kutsal emeline ulaştıktan sonra hala totaliter mi kalacak/kalabilecek sandınız?

    yaptıklarınızın ve söylemlerinizin iran'da "devrimi" destekleyen sosyalistlere ve örneğin ruhullah humeyni hayranı fransız filozof michel foucault'a ne çok benzediğinin farkında mısınız? iran'da 100 yıl önce kaçar hanedanı zamanında "sosyalister" diye bir güruh yoktu. türkiye'de de 100 yıl önce osmanlı döneminde "laikliği savunanlar" diye bir güruh yoktu. bu güruhlar her iki ülkede de 20. yüzyılın ürünüdür. 20. yüzyıldaki medyanın, iletişimin, şehirleşmenin ve sistemli eğitimin ürünleridirler. iranlı solcular ve sosyalistler "daha iyi bir iran uğruna" şah ile savaşmayı göze alırken aynı sizin burada yaptığınız gibi iran'ın iç dinamiklerinin islamcılık olduğunu, şah'ın islamcılığın mutlak nicelik üstünlüğüne rağmen iran'a hükmettiğini, şah gibi en azından islamcı olmayan birinin şeriat bataklığı acem topraklarına hükmetmesinin iranlı solcunun hayatta görebileceği en büyük lütuf olduğunu, iran islamcılarının kaleyi yıkabilmek için surda sadece ufak bir gedik beklediklerini, islamcılığın "cihat" diye bir farzı olduğunu ve bu farzın hukuk sistemini mevzu hukuktan tarihin çöpüne gönderilmiş bir hukuka çevireceğini tıpkı sizler gibi ya bilmiyor ya da bilmezden gelerek umursamıyorlardı. şah, devrildikten sonra her biri kaçacak delik aradılar. bir kısmı tecavüzden kaçamadığı için keyfini çıkardı. bugün onların çocukları azılı islamcı milislere dönüşmüş durumdalar. inanır mısınız 1978'de tahran'da "20. yüzyılda kadın erkek eşitliğine aykırı ideoloji mi olurmuş, şah gitsin de islamcılar o kadar irrasyonel olamazlar ya demokratik bir orta yol bulunur" diyenlerin hemen hepsi 40 yıldır yaşadıkları ile bugün humeyni'yi ve onun islamcı ideolojisini alkışlıyorlar, beğeniyorlar; imamlarına bağlılar. evet ısırılmış bir zombi gibi dönüştüler.

    michel foucault'nun humeyni yorumu:

    --- spoiler ---
    “kuşkusuz, bu bağ (15 yıldır sürgünde olan humeyni ile onun şeriatçı halkı arasındaki bağ) üç şeye bağlıdır: humeyni orada değildir. on beş yıldır, kendisinin gelip şah’ın gitmesini istemekten başka bir şey yapmadığı bir sürgünde yaşar; humeyni hiçbir şey söylemez, hayır demekten başka hiçbir şey. şah’a, rejime, bağımlılığa hayır! nihayet humeyni bir politikacı değildir: bir partisi olmayacaktır, bir humeyni hükümeti olmayacaktır. humeyni kolektif bir iradenin bağlantı noktasıdır."
    --- spoiler ---

    evet bu satırları 1979'dan önce yazdı foucault ve şah gittikten sonra humeyni'nin bir partisi olmayacak dedi. humeyni'nin "mutlak dini lider" titri ile devlete ve onun tüm organlarına, tüm sendikalara, mahkemelere, orduya ve sivil toplum kuruluşlarına tek başına sahip olduğunu da gördü elbete küçük michel 1984 yılındaki ölümünden önce. 1989 yılında humeyni öldükten sonra yerine geçen ali hamaney ise bugün hala tüm bu güçlerin mutlak ve tek sahibi. iran'ın cumhuriyet ordusundan bağımsız sadece kendi kontrolünde 120 bin kişilik bir orduya sahip: devrim muhafızları ordusu. humeyni'nin iktidarı eline alır almaz yaptığı ilk şeylerden biri şeriatı geri kalan herkesten ve hatta cumhuriyetin kendisinden ve ordusundan bile koruyacak bir "şeriat devriminin muhafızları ordusu" kurmak oldu. bu ordu sadece ve sadece dini liderden emir alır. islamcılar bir çok konuda yetersiz ve eğitimsizler ancak mesele eldeki şeriatı koruma dürtüsü olunca arkalarında bin yıllık bir gelenek var.

    en son geleceğiniz yer bu mu olacak? foucault gibi rezil rüsva mı edeceksiniz kendinizi?
    sizde geçmişten ders alma bilinci yok mudur? islamcılardan insan haklarına saygı gösteren ve inanan ortalama normallikte bir insan, farklı görüşlere saygı duyan bir demokrat olmayacağını anlayamadınız mı hala? ne zaman anlayacaksınız? nişanyan'ın beğenmediği nuray mert'in evveliyatını da biliyoruz ya neyse, değinmeye değmez.

    sevan nişanyan'ın fikirlerinin bir çoğundan tiksinirim ancak ağır kemalist biri olarak itiraf etmeliyim ki kendisi benim hocamdır. ondan öğrendiğim çok şey var ne yazdıysa okumuşumdur yazdığı hiç bir cümleyi kaçırmam, takip ederim. mesela "hakikat" kelimesinin ne anlama geldiğini ilk ondan öğrendim. bir an önce özgürlüğüne kavuşması dileğiyle.

    edit: gelen sorular eşliğinde ekleyeceğim üç beş fikir daha var yazıya.

    1- islamcılığın bir kez mutlak hakim olduğu iktidarlar değişir ve başka siyasal görüşlerin eline geçebilir mi?

    mutlak gücü ele geçiren ve karşı devrim muhafızları örgütünü oluşturabilen islamcı iktidarların (mesela mısır'da mursi henüz oluşturamamıştı) dış müdahale haricinde kendi iradesi ya da kendi iç dinamikleri ile değiştiğini görmedim ben hiç (atatürk devrimi hariç). bu teze karşı gelebilmek için iran'da ya da suudi arabistan'da islamcı iktidarın nasıl değişebileceğini açıklamanız gerekir. islamcılık klasik libarel tezlerle açıklanamaz görüşündeyim çünkü en despot ideolojilerden biri olan komünizm bile insanların eşitliğine inanırken islamcılık buna inanmıyor: yani islamcılık mevcut politik düzlemin dışında kalan aykırı bir ideolojidir.

    2- despotluk ile seküler bir baskı karşı tarafta kin üretir ve bu kin bir kan davasına dönüşür.

    baskının kin ürettiği tezi 70 yıllık sovyetler tarihi ile yerle bir olmuştur. sovyetlerin türki halkları 100 yıl önce bugünkü islamcı türkiye türklerinden daha az islamcı değillerdi bugün hemen hepsi islamcılıktan nefret ediyor. seküler despotluğun "rasyonel bir siyasi düzlemin" elemanı olması mümkün olmayan islamcılık ideolojisine karşı liberalinden, solcusuna; milliyetçisinden komünistine tüm kesimlerin birleşmesi gereken müşterek bir amaç olması gerektiği görüşündeyim.

    3- islamcılar geçmişteki bir takım mağduriyetlerden beslenerek iktidarı ellerine aldılar ve safları güçlendirdiler gelecekte farklı iktidarların farklı mağduriyetlerden beslenerek saflarını sıklaştırabileceğini bunun böyle bir çıkmaz içinde sürüp gideceğini göremiyor musun?

    türkiye'de demografi konuşur: mezhepsel, inanç ve inanacın tanımındaki farklılıklar odaklı, etnik köken ve yaşam tarzları arasında ayrışmış ve bu yüzden demokrasiyi "en iyi genel çıkarı sağlayacak olana oy ver" ideali ile uygulaması mümkün olmayan bir siyasi çatışma ortamı var. islamcıların yaptığının rövanşının alınması bu saatten sonra mümkün değil. bu yüzden liberal aydınların en baştan bu demografi mücadelesini öngörmeleri gerekirdi diye düşünüyorum sadece. yani yarın chp iktidar olsa bile islamcılara hesap sorulmasına toplumun "muayyen" kimlikteki kesimleri dışında kimse destek olmayacak. çünkü hemen herkesin bakış açısı kimliksel.

    4- seküler muktedirin eline geçirdiği gücü istismar etmeyeceğinden emin misin?

    kesinkes bu gücü istismar edeceğini düşünüyorum. muktedir gücü olan demektir, gücün olduğu yerde onun karşısında en az onun kadar güçlü rakip bir güç yoksa şiddet ve adaletsizlik kaçınılmazdır. gelişmiş toplumlarda muktedirlerin gücü islam ülkelerindeki gibi istismar edemeyişlerinin tek açıklaması toplumun kamuoyu oluşturabilme kabiliyetidir. türkiye son islamcı otokrasi tecrübesi ile gelişmekte olan kamuoyu becerisini toptan kaybetti. susurluk aydınlatılsın diye "sürekli aydınlık için bir dakika karanlık" eylemleri yapılabilen bir ülkeydi burası. onu da kaybettik. bu nedenle seküler ahlak topluma nüfuz edene kadar (muhtemelen 50-60 yıl daha) bu gücün yapacağı istismarlara istemeye istemeye fitim, aklı başında herkesin de fit olması gerektiğini düşünüyorum. alternatifi çok daha beter bir şey ve bu toplum ile bu demografi ile üçüncü bir alternatifi mümkün değil. mümkünse nasıl mümkün olabileceğini tarif ediniz.
    eğer türkiye'deki islamcı otokrasi gerçekten demokrasi yolu ile iktidarı farklı bir gruba teslim ederse tezlerimin tümünün yanlış olduğunu kabul ederim, tükürdüğümü yalarım o noktadan sonra kimsede mağduriyet yaratmayacak bir idare kurulsun ben geçmişteki hataların muhasebesini yapıyorum burada; 50-60 yıllık seküler bir despotluğun gerekli olduğu eğer islamcılar gerçekten iktidarı hakkı olana teslim ederse, seçimlere şaibe karıştırmazsa, temel hak ve özgürlüklere yapılan tacizlerde geri adım atarsa geleceğe dair bir temenni değil , böyle yapmayacaklarını düşündüğüm için geçmişe dönük bir nedamet. başkanlık referandumu da geçerse demokratik yolla iktidar değişiminin artık belki 10-15 yıl içinde muhtemel lider değişiminden sonra bile mümkün olmayacağına ikna olmaya başladım sadece.
  • atıldı tutuldu,* cevabı verildi,* ama arkadaş uslanmamış olacak ki, benim argümanlarıma hiçbir cevap veremediği halde konuşmaya devam etmiş.*

    bakalım ne demiş:

    "kıçından tarih ve sözcük uydururken 'yazılı örneği bulunmayan, ama var olduğu tahmin edilen pozavak sözcüğünden' gibi bir kelime kullandığı halde hayranları tarafından savunulmaya çalışılan sözde aydın."

    şimdi evladım; öncelikle o bir kelime değil, tabir, ibare yahut kelam diyebilirsin, ille de tdk diyorsan cümle parçası veya sözcük öbeği diyebilirsin, ama 10 kelime uzunluğundaki bir diziye "kelime" diyecek kadar türkçe fakiri olduğunu ifşa etmene gerek yok hakikaten.

    şimdi, bakalım neye takmış bu zat? "yazılı örneği bulunmayan, ama var olduğu tahmin edilen" ibaresine.

    yani demeye çalışıyor ki, "bunun yazılı örneği yoksa bunun var olduğu tahmin edilemez, ancak götten uydurulabilir."

    arkadaş bilmiyor ki etimoloji biliminde "yazılı örneği bulunmayan, ama var olduğu tahmin edilen" sözcükler, *sözcük şeklinde başına asterisk koyarak gösterilir. bu nişanyan'ın götten uydurduğu bir notasyon değil, etimoloji bilimindeki genel kullanımdır.

    herkes etimoloji bilmek zorunda değil tabii ki, ama hem gelip burada etimoloji konusunda ahkam kesmek hem de etimolojiden habersiz olmak açıklanabilir bir tutum değil.

    bre cahil, bırak tek sözcüğü, hiçbir yazılı örneği olmadığı ve binlerce yıldır konuşulmadığı halde, dilbilimciler tarafından yeniden inşa edilmiş koskoca bir bir dil var: ön hint avrupa dili. ve bu dil günümüzde hint-avrupa dil ailesine mensup olan bütün dillerin ortak atası.

    https://en.wikipedia.org/…to-indo-european_language

    "since there is no written record of this language, all that is known about it has been reconstructed using historical linguistics, by comparing and extrapolating back from the properties of the languages descended from it."

    yani "bu dilin hiçbir yazılı kaynağı/örneği bulunmadığından ötürü, bu dil hakkında bildiğimiz her şey tarihsel linguistik yardımıyla, bu dil ailesinden gelen dillerin özellikleri karşılaştırılarak yeniden inşa edilmiştir."

    yani, bu arkadaşa göre, modern dilbilim ve etimolojinin en büyük başarısı kabul edilebilecek olan ön hint-avrupa dili "götten uydurma." neden? çünkü yazılı kaynak yok.

    hee aynen.

    ps. hayır nişanyan götünden ermenice köken uydurma niyetinde olsa "yazılı örneği yok" diyeceğine "falanca arşivdeki bilmemkaçıncı yüzyıldan kalma bir ermeni elyazmasında yazılı örneği var" derdi, hiçbiriniz de okuyamadığınız için itiraz dahi edemezdiniz.

    ***

    birkaç ek yapmak istiyorum: nişanyan'ın sözlüğünün tartışmasız olduğunu, bu konudaki tek kaynak olduğunu, eksikleri/yanlışları olmadığını iddia etmiyorum tabii ki (nişanyan da etmiyor). ayrıca bu sözlük türkçenin akraba dillerinin (yahut diğer lehçelerinin) sözlüğü değil, yalnızca türkiye'de konuşulan türkçeyi kapsıyor. bu bakımdan, mesela bahsettiğim ön hint-avrupa dili gibi bir inşanın türkçenin kökenleri için, bu sözlük üzerinden yapılması pek mümkün değil; sözlüğün de böyle bir iddiası yok zaten. bu bakımdan dilbilim ve etimolojinin türkçe için alacak çok yolu olduğu aşikar.

    fakat bütün bunlar, bu sözlüğün 31.000 sözcük gibi devasa bir kapsamı olduğu, çok fazla sözcüğü ilk yazılı kullanımları ile örnekli olarak gösterdiği, günümüz türkiye türkçesi bakımından en güncel ve geniş etimolojik kaynak olduğu, herkes tarafından ulaşılabilir olduğu (hem internet üzerinden erişim hem de anlaşılabilirlik bakımından) ve şu ana kadar ne ülkedeki dilcilerin ne de tdk gibi kurumların buna yaklaşabilen bir sözlük üret(e)memiş olduğu gibi gerçekleri ortadan kaldırmıyor. zaten nişanyan da sözlüğünü olduğundan fazla bir şeymiş gibi göstermeye çalışmıyor.

    velhasıl, tabii ki hepimiz birbirimizin eleştirilerine muhtacız. nişanyan da bundan muaf değil. bilimsel, kaynaklı, gerekçelendirilmiş ve temellendirilmiş eleştirileri nişanyan da "şükranla" karşılayacağını taahhüt etmiş (hatta benim gibi kıllık yapmamış, eleştirilerin "ciddi" olmasını yeterli görmüş). ama gelip burada nişanyan'ın kişiliğiyle, siyasi görüşüyle olan problemlerini sözlük çalışmaları üzerinden kusmak gerçekten absürt, zaten buna itiraz ediyorum.

    ayrıca dün sevan nişanyan hapiste 3. yılını doldurdu. türkiye'de köyde kaçak inşaat yaptığı için hapis yatan tek kişi olarak. devlet, böylesine çalışkan ve üretken bir insanı 3 yıldır hapishane koşullarında tutarak, kaynak ve (bilimsel çalışmalar için kısıtlı da olsa) internet erişimi gibi basit konularda dahi bir imkan sağlamayarak aslında hepimizi cezalandırıyor. bazıları da seviniyor bu duruma, zannediyorlar ki kendileri üretmiyor diye başkalarının da üretmesine engel olurlarsa her şey düzelecek. bu hissiyatın adı ressentiment'dır, "ben yapamıyorsam yapana, yapmaya çalışana da mani olurum" anlamına gelir, bir toplumun boka batması sürecinde çok güzel katalizör görevi görür.

    tarih elbette ki nişanyan'ın itibarını iade edecek, fakat onu hapsedip üretmesine engel olan bizler nasıl anılacağız, varın onu da siz düşünün.
  • bazı süper zeka arkadaşlar olayı sanki burası bir isviçre bir isveç'miş gibi yorumluyorlar bu adamın aldığı ceza konusunu.

    şimdi nedir durum bir anlayalım:

    bu adam bilmem kaç göbekten istanbullu bir ermeni asıllı türk vatandaşı.
    90 lı yıllarda izmir şirince'den bir arazi alıyor. bu araziye ev yapıyor otel yapıyor ve işletiyor. daha sonra arazinin bir kısmına matematik köyü ve felsefe medresesi gibi yapılar inşa ediyor nesin vakfı ile birlikte. bir yandan da köyden hallice bir yer olan şirince'de vatandaşa bedava restorasyon koçluğu falan yapıyor şirince'yi güzelleştiriyor.

    bu adamın aldığı ceza yaptığı evlerden değil arazisine devletteki ufak tayyipçiklerin belki ermeni diye, belki ateist diye belki peygamberi eleştirdi diye belki de bambaşka bir sebepten dolayı ya da sırf ibneliğine belki 10 yıl belki de 30 yıl sonra yapımına imar izni vereceği ufak bir kulübeden kaynaklanıyor. benim bu dünyada en nefret ettiğim şey türkiye bürokrasisidir. kendisi de bu saçma sapan bürokrasiden muzdariptir. benim gözümde sevan'ı büyük kılan en önemli özelliklerinden biri asalak ve aptal bürokrasi karşıtı bir bir savaşçı olmasıdır. kendisi diktiği hodrimeydan kulesi ile bürokrasiye meydan okuyan adamdır. dağa oyduğu kaya mezarı ile devlet içindeki kapasitesizlere beyin amcıklaması geçirtmiştir.

    şimdi memlekette zaten ne imar konusunda ne iskan konusunda hukuk olmadığı herkesçe malum. latif topbaş ı geçin istanbulda imar ve iskan yasalarını delip de beş kuruş ceza almayan belki 5 milyon insan var. gecekondu dediğiniz şey ne imara uyar ne tekniğe ne sanata. tamamen kaçak yapıdır, hukusuzdur, ve normal şartlar altında bir hukuk devletinde cezalandırılmalıdır. sevan ın yaptığı şeyden en ufak bir farkı yoktur ama kimse ceza almaz bu suçtan. biri bana söylesin istanbul'daki gecekondu sayısını kaç tane var?

    şimdi mesele hukuk herkese eşit uygulansın değil. bunun bu memlekette olmayacağı açık. ama hukuk bazılarına uygulansın da değil mesele. "memlekette 15 milyon kişi imara aykırı yapı yapıyor örneğin ama ben aradan istediğimi seçer ona ceza veririm" konusu mesele. mesela geçen yaz bir din ve akıl semineri yapıp da buhara, semerkant, kahire, bağdat ve küfe deki tüm islam müctehitleri ve din uleması bir araya gelse cevap veremeyecekleri şeyler söylemiş birine verilebilir bu ceza bu ülkede. ha bu cezayı veren kim? bizzat tayyip mi? hayır tayyip'in haberi bile yoktur ama bu devletin içinde belli makamlarda onbinlerce tayyip var. içlerinden biri verin demiştir verilmiştir ceza bu kadar basit. 15 milyon kişiye teker teker dava açıp ceza kesmeye ne hakimin yeter ne savcın yeter. ama aradan böyle allahsız zındıkları seçmek ve bir daha din semineri falan yapmasını ya da hükümeti eleştiren yazı yazmasını engellemek o kişiyi korkutmaya susturmaya çalışmak gayet cazip bir seçenek. hukuk herkese eşit olsun da 15 milyon kişilik kaçak inşaat cezalarını dağıtmaya da sevan'dan mı başlanmalı arkadaş?

    kendini danimarka'da sanan arkadaşlar hala daha hukuk herkese eşit uygulanmalı aydın kontenjanındn bu adama ceza verilmemesi olur mu falan muhabbetlerine devam edebilirler.

    madem bu kadar hukuk sevdalısısın danıştay kararına rağmen atatürk orman çiftliğine bizzat hükümetin hukusuzca yapmaya devam ettiği aksaray hakkında da birşeyler gevele "hukuk hükümete de lazım, herkes eşit olmalı" falan diye birader. nerdeee. bunlar işine gelen konuda konuşur işine gelmeyen konuda götün götün kaçar uzaklaşır.
  • yanlış cumhuriyet isimli kitabını okuyorum.

    mustafa kemal'i ve kemalizmi eleştiriyor ya bu kitabında bu adam;
    muhafazakar bir aileden geliyor olmam sebebiyle toyluk dönemlerimde atatürk'e bir minnet duymaz ve hatta hazzetmezdim kendisinden, laiklik vs bağırışlarının gereksiz olduğuna inanır, anadolu insanına ve hatta iç anadolu insanına güvenir ve inanırdım, istiklal mahkemeleri ile vs. gereksiz yere asılıp kesildiklerini düşünürdüm, taki tayyip'in nefesini ensemde hissedene kadar.
    şimdi bu adamın "atatürk ve atatürk cumhuriyeti" ne karşı yazdıklarını okudukça daha bir sevmeye daha bir saygı duymaya başladım ulu önder'e.

    mesela atatürk'ün konya'daki konuşmalarından birini koymuş kitaba, konuşma şu şekilde:

    "hoca kıyafetli sahte alimlerin ... menfi istikamette atacakları bir hatve ... milletimin kalbine havale
    edilmiş zehirli bir hançerdir. benim ve benimle aynı fikirde arkadaşlarımın yapacağı şey mutlaka ve
    mutlaka o adımı atanı tepelemektir. farzı muhal eğer bunu temin edecek kanunlar olmasa, bunu
    temin edecek meclis olmasa, öyle menfi adım atanlar karşısında herkes çekilse ve ben kendi başıma
    yalnız kalsam, yine tepeler ve yine öldürürüm"

    gel de bunu diyen adama hayran olma. bugün yaşadığımız islamofaşizme - ki 90 yıllık bir modernleşme sürecinin geçmiş olmasına rağmen, 90 yıl öncesinin iç anadolu yobazının yobazlık katsayısını siz düşünün- nasıl bir savaş açmış o tarihte atatürk hem de tek başına, hem de 600 yıllık bir saltanata rağmen, hilafete rağmen, dış mihraklara rağmen vs. akıl almaz bir olay bu.

    sevan nişanyan olaya hep alternatiflerini düşünmeden bakıyor.
    kuruluşundan itibaren 20 yıl despotizmle yönetilmese bu yobaz ülke, senin o şirincedeki evini cayır cayır yakarlardı, bunu sen de biliyorsun.
    sana da ayrı bir saygım ve muhabbetim var orası ayrı.
  • şöyle bir şey söylemiş:

    “on kelimelik bir cümle kuruyorsunuz, içinde asya türkçesi olan kelime ya bir tane ya hiç olmuyor.”

    anlatım bozukluğunu bir kenara bırakıp içeriğe yönlenelim... bu cümledeki "asya türkçesi" sözcükler:

    on, kurmak (kuruyorsunuz), iç (içinde), türkçe, olmak (olan), bir, olmak (olmuyor)

    teşekkürler...
  • sevan aga'nin nasil bir adam oldugunu biz biliyoruz da, bilmeyenler anlamak icin yusuf halacoglu ile beraber ciktiklari televizyon programini bir zahmet izleyeversinler.

    sevan bey yaslandikca huysuzlasan, gerceklikten iyice kopan ihtiyarlara benzedi, hatta onlardan biri oldu.

    turkiye cumhuriyeti'nin varligi, anadolu'nun turk musluman cogunlugu onu ruhen yaraliyor, akli dengesini bozacak kadar takiyor bu ise..

    ama dinlesin bizi, fazla takmasin bu islere. avrupali tarihciler bile 300-400 yil onceki anadolu icin turkiye tanimini kullanirken, sen kendi icinden geldigi gibi tarih yazarsan, ancak madara olursun.

    yusuf halacoglu gibi bir tarihci uc tane dokumani burnuna dayayip, yalanlarini ortaya cikarinca televizyondaki gibi rezil olursun... ruh halin etkilenir; mazaallah hincini karini doverek almaya kalkisirsin. aman diyelim, yakisir mi senin gibi entel, turizmci, filolog, super tarih anlatici adama!
  • karısına bok atan kişi (bkz: http://www.nethaber.com/…uzerine-diskisini-bosaltti).

    bu haberde cevap aranması gereken nokta esasen o bokun o kavanoza neden ve nasıl girdiğidir. önce nedenleri irdeleyelim:

    neden 1: sevan nişanyan (s. n.) kakasını kavanozlara yapıp biriktirmektedir.

    neden 2: s.n. nin canı o gün kakasını kavanoza yapmayı çekmiştir (bkz: avare gönlüm).

    neden 3: s.n. yaptıracağı gaita testi için kavanoza gerekenden daha büyük bir miktar kaka koymuştur (bkz: full load).

    neden 4: bir dilbilimci olan s.n. derslerini akılda kalıcılık bakımından deneylerle gerçekleştirmek istemektedir ve önündeki ilk dersin konusu da deyimlerimizdir (bkz: bok at izi kalsın), (bkz: boku yemek), (bkz: boku çıkmak), (bkz: sıçtığım bok) vb

    bu nedenler çoğaltılabilir ancak en kuvvetli ihtimaller bunlardır. şimdi nasılları irdeleyelim.

    nasıl 1: s.n. kavanozun üzerine oturmak suretiyle taşırmamaya gayret ederek def-i hacet görmekte, işi bittikten sonra kavanozun kapağını sıkıca kapayarak arşive kaldırmaktadır.

    nasıl 2: s.n. kakasını normal vatandaşlar gibi tuvalete yapıp bir spatula veya mala vb yardımıyla kavanoza taşımaktadır. bu yöntemde önemli nokta kakanın alafranga veya alaturka tuvaletin kuburundaki suya değmemesidir aksi taktirde kakanın evsafı değişebilir, bu nedenle kakanın alaturka tuvaletin taşına yapıldığı ihtimali ağır basmaktadır (bkz: karayollarındaki umumi tuvaletler). bu alternatifte kakanın kavanozun kenarına sıvaşma tehlikesi daha büyük olup üstüne üstlük bir de spatulanın temizlenmesi gibi ekstra bir işlem daha gerekecektir.

    şimdi sıradaki soru kavanozdaki boku, s.n.nin karısının üstüne niçin attığıdır ki artık bu noktada kavanozdaki bokla duvara asili tufek arasında hiçbir fark yoktur.
  • bugün bize demiş ki;

    düşman bütün tersanelerimize girmişse, düşmanın gönlünü kazanmayı deneyecekmişiz. tersaneyi beraber işletmeyi teklif edecekmişiz. (öylesi her ikimiz için daha kazançlı olabilirmiş.) sonuç alamassak, bir tersane uğruna düşman olmaya değer mi diye bir kere daha kendimize soracakmışız.

    sevgili nişanyan, bana tarafta yazdığın köşeni vereceksin, ben yazıcam bundan sonra. banka hesabını da beraber işletmeyi teklif ediyorum.

    (bkz: http://taraf.com.tr/makale/8202.htm)