şükela:  tümü | bugün
  • iğrenç bir sözcük.
  • bir abim var, böyle liberal, kendi halinde, biraz muhafazakar filan. süper biri. o üniversitede okurken ben ortaokula gidiyordum. yaşadığımız şehirdeki üniversitede okuduğu için şehir dışından gelen arkadaşlarını sürekli toplar bize getirirdi, ev yemeği yesinler diye. o gelen arkadaşlar biri de solcu bir ablaydı. bizim aile profiline ters ama uyumlu biri. ailecek çok sdverdik kendisini. bu abla abime kart atardı sık sık, tabii 90'ların başındayız.

    abim şimdiki eşiyle o yıllarda sevgiliydi. işte bu solcu abla kartlarda yengemi sorarken sevdiceğin nasıl diye sorardı. kartlarda zarfta değil açık geliyordu, hepimiz görüyorduk. sevdiceğin nasıl, sevdiceğin okul bitti mi, sevdiceğine selam vs.

    o ablayı çok seviyorum ama işte abimi aileye taşak malzemesi yapan o sevdicek kelimesine o gün bugündür gayrıciddi bakıyorum.
  • duyulduğunda insanda telaffuz eden kişiyi (bkz: meşe odunu) ile dövme hissi uyandıran içi boş, uyuz kelime.
  • sevdiğim ile sevecek olduğumun karışımıdır. kendi zaman çekimine sahiptir.

    sevgilim, aşkım, canım, hayatım gibi kelimelerin dile pelesenk oluşu ve akabinde anlamını kaybetmesi sebebi ile çevremde duymaktan memnun olduğum bir söz olmuştur.

    benim açımdan geçmiş ve gelecek barındırdığı için anlamı özeldir, güzeldir hatta söyleyenin ses tonuna göre sevgiyi saf olarak barındırır.

    * * *
  • onunla olmadığım zamanlarda içime bi ağrı saplanıyor,
    istemsizce yüzüm düşüyor onun sesini, nefesini hissetmeden.
    ölüme giden bir geminin içinde yaşamaya koşarmışçasına,
    onu bekliyor, istiyor onu düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum.

    benim gibi bi hödüğe bu mısraları parçalatan insana derim ben sevdicek diye.
  • aşık olunası/aşık olunan insan.
  • sevişirken soyunmanıza değil, seviştikten sonra giyinmenize yardım eden kişidir.
  • böyle kemik çerçeveli gözlüklü, beş metrelik (içindeki kızıl tonlarını instagram'da lo-fi filtre ile habire vurgulayıp durmayı sevdiği) sakallı, skinny jean'ine bakmadan yer sofrasında bağdaş kurup calvin klein baksırı ile göt çatalını ortaya serdikten sonra ev sahibine "üstad" diye hitap ederek, kendi (kokteyl sosis kadar) sardığı sigarayı ikram etmesinin ardından kalkması gerektiğinde, kaykay ayakkabılarını sofra bezine sürüp duran yavşaklar ve bunların upuzun, bakımsızlıktan keçe diye abd'ye "birinci kalite!" etiketiyle ihraç edilebilecek kıvama gelmiş bakır kızılı saçlarına yünden örgü bağlayıp her allahın günü şalvar ile (muhtemelen bodrum'dan ya da öyle bir yerden ama illa bir "salaş butik"ten aldığı) deri sandaletleri, yarısı çıkmış cart fosforlu ojeli ayak tırnaklarına bakmadan giyen, bileklikleri, halhalları ve dahi el ve ayak parmaklarındaki yüzüklerin ağırlığından hareket edemediği için çok cool taklidi yapmaktan başka çaresi olmayan sevgilileri tarafından kullanılır çokça.

    (es. yemin ederim yazarken nefessiz kaldım.)

    halbuki "aşkitom"un bile (aşırı yavşakça da olsa) bir stili, kulak tırmalamaktan g ö r e c e uzak bir tınısı varken, kentli kimliğini büyük bir şevkle benimsemesine rağmen kentte "nefes alamaz" hale gelenlerin kaçış noktasındaki, neredeyse şeytanın biraz önce orada olduğunu düşündürecek kadar kötü kokan iki haşlanmış yumurta ve pastörize bile olmayan, muhtemelen üç ay sonra kişiye brusella olarak geri dönecek tereyağından oluşan "köy kahvaltıları"nın (ne yazık ki) şenlendiremediği yaşam tarzının defaatle kullanılıp savunulan demirbaş ögesi olarak "sevdicek",

    (es, yine tıkandım -)

    artık tarihin derinliklerine gömülmesi gerekirken, yanına aldığı arkadaşları yazık, çok yazık hanımefendi ve yan komşunun haşarı liseli bebesi pahallı ile bize eziyet çektirmekte, canımıza pamuk tıkamaktadır.

    bizim de sabrımızın bir sınırı var ki sabretmeyi en iyi biz biliriz --ya da en azından bilir idik.
  • hayatımda duyduğum en irrite edici kelimelerden. sevgilim de onun yerine, sevdicek nedir.
hesabın var mı? giriş yap