şükela:  tümü | bugün
  • bu aslında kıskançlık değildir. ama sanırım kıskançlıkla veya fazla üstüne düşmek gibi şeylerle karıştırılıyor. durum şu ki; aşkın bu safhası da var. sevdiğini görünce, onunla konuşunca bir ferahlık ve esenlik bulabiliyor insan. ama arada geçen o yoksunluk ve yalnızlık sürecinde gergin ve stresli olabiliyor.

    bana kalırsa kaybetme korkusu filan değil bu. belki derin köklerinde bu da vardır ama daha çok ne bileyim; sevdiğine madde bağımlısı gibi bağlı olmakla açıklanabilir. bana kalırsa hayatında işleri pek yolunda gitmeyen; yaşamı, monoton, içinden çıkılmaz ve bıktırıcı gören insanlar, sevdiğini görmeden; onunla konuşmadan edemiyor. çünkü onun sözleri yumuşakbaşlı; bu dünyadan olmayan; efsunlanmış gizler taşıyor gibidir onlar için. bu alemi yalnız onunla terk edilebilir görmekten ötürüdür dolayısıyla.

    böyle insanlar genelde aşkın acı çeken tarafında kalır. ayrılırken şefkatli konuşan aşık olmayan taraftır hedesiyle karşılaşması da olasıdır. desem ki sen benim için, hava kadar lazım, ekmek kadar mübarek, su gibi aziz bir şeysin; nimettensin, nimettensin! diyen cahit sıtkı tarancı misali, varlığını sevdiğinin varlığıyla sync etmiştir*ve bu yüzden yüreğini sıkıştıran bir elemle hayalet gibi dolaşır insanların arasında.