şükela:  tümü | bugün
  • zepplinlerden (bkz: going to california) parçasının teması.
  • yaş ilerledikçe standartlar yükselmekte, standartlar yükseldikçe de seçicilik artmaktadır. bunun sonucu da %75 yalnızlık.

    çalışıyor.
  • (bkz: para)
    (bkz: güzellik)

    her şey bu boktan şeylere indirgenmiş durumda.

    güzeli buluyorsun, zeka adına hiçbir belirti yok. parası olan için paradan başkası yalan.

    https://www.youtube.com/watch?v=jvc-ocwpf7c
  • sevdim sevilmedim seveni sevemedim.............

    bu bir kısırdöngü... sevecek birini bulsanız o sizi sevmez, seven birini bulsanız siz onu sevemezsiniz. çok bilinmeyenli denklem gibi.. çözümsüz bi de.
  • birini sevince kaybetmeme isteği oluşturan bir durum.

    şahsen bir tane buldum böyle birini. eğer kendisini yeterince tanıdıysam ben de onun için nadir biri olmalıyım. ama şu işe bakın ki zaman ve engeller ile alakalı sorunlar var.

    hadi bakalım. hayırlısı.
  • yanlış başlıktır. zamanında birisini yeterince sevdiğimiz için başkasına verecek sevgimiz kalmamıştır. yani sevecek birini değil verecek sevgiyi bulamıyoruz. başlığın doğrusu, birisine verecek sevgiyi bulmanın zorluğu olmalıdır.
  • galiba 5-6 ay önceydi. sabah uyandım, kettle'ın tuşuna bastım, önceki günden kalmış küllüğü boşalttım, bira kutularını ortasından sıkarak suretiyle siyah poşete yerleştirdim. o sırada kaynamış olan suyla kendime berbat koyu bir kahve yaptım. sigaranın yarısını içtim, geriye kalan yarısıyla bakıştım. belki de sigarayı tutarken sararmış tırnağımı gördüğüm için içesim gelmedi, hatırlamıyorum. duşa girdim, şampuanın bir önceki duş sonrasında kapağının kapanmamasından dolayı dışarı taşması canımı sıktı ama aldırmadım. beyaz bi tişört giydim aynaya baktım, fena değilim aslında ya diye düşündüm. göz altlarım kötüydü biraz, olur öyle.

    işe gitmek üzere yaşadığım yer olan ortaköy'deki otobüs durağına gittim. durakta 2 kedi vardı, karınları aç değildi birileri gelip onları sevsin istiyorlardı ama o ben değildim. kedileri sevmediğimden değil, üşengeçliğimden. bir kadın vardı köşede, kalem eteği ve mavi gömleği vardı, gömlek kırışıktı alyansı vardı. ya yeni evli olduğu için ev işlerine alışamamış ya da baya hızlı bir gece geçirmişti. onun sağındaki çocuk bi şeyler okuyordu, ben hiçbir işe yaramayacağından emindim ama o finalde yüksek alırsa dünyayı kurtaracağına inanıyordu. hayallerini yıkmayayım dedim.

    derken onu gördüm.

    sapsarı saçları vardı ve yemyeşil gözleriyle bana bakıyordu. allahım mesai harcamış olmalısın. üstünde pembe bir tişört vardı toz pembe. altında bi kot pantolon, nike air ayakkabılar. cooldu, güzeldi. hemen tanışmalıydım. öyle yaptım. adı buseymiş.

    mesleğimi söyledim, o da söyledi. aynı otobüse bindik, filmlerden müziklerden ve bıçakla uzatılan portakalın tadından bahsettik. klişeydik. akşama sözleşip kahve içtik iş çıkışına. kahve içerken anlaşamadığımız noktalar oldu ama aldırmadım.

    önceleri benimle ilgileniyordu, iyi kalpli ve zekiydi. işte buldum demiştim, yemekler yapıyorduk diziler filmler keşfediyoduk birlikte. dürüsttü.

    3 ay sonunda en başta okey olduğu hiçbir şeyime tahammül edemiyordu. kavgalar kıskançlıklar pişmanlıklar. bir gün en sevdiğim küllüğümü fırlattı bana. yalan söylemişti.

    kırıcı konuştum, o da konuştu. fotoğrafları sildik, paylaştığımız müzikleri bir daha dinlemedik. diziler yarım kaldı, güvenimiz azaldı. bir sonrakinin şansı kalmadı.

    böyle olacaktı. eğer gördüğümde yanına gitseydim.
  • 30'dan sonra daha bir zor geliyor, kimseye katlanamazmışım gibi değişik bişey oldum ben. sevmek ne kelime, konuşmaya ve tanımaya halim olmuyor ki.

    bence yıl bitmeden bunun üzerine çalışıp kendime bir ayar çekeyim.
  • 30'lardan sonra imkansızlığıdır.