şükela:  tümü | bugün
  • bir protestan varyasyonu hristiyan mezhebiymi$ bu (ben de bugun ogrendim).

    new features:

    - kainatin 7 gun yerine 6 gun yaratilma suresi
    - isa'nin ikinci ini$inde resurrect olma imkani
    - kiyamette $eytan sonsuza kadar azap cekmek yerine tamamen yokediliyor.

    known bugs:

    - cehennem yok ruhlar kiyametten sonra kendi kendilerine yanmak zorunda kaliyorlar.

    not supported:

    - alkol, tutun, kafein. et yiyene de yan gozle bakiyorlar genelde.
  • daha çok sapkın hristiyan inançları arasında anılan bir topluluktur. protestan olduklarına dair yanlış anlaşılma, konuyla uzaktan ilgili kimselerin, her katolik ya da ortodoks olmayanı protestan sanmalarından kaynaklanmaktadır.
    (bkz: yedinci gun adventist kilisesi)
  • kutsal gunu yahudilerde oldugu gibi cumartesi olan kilise.
  • arjantinli kaleci carlos roa premier lig kariyerini başlamadan bitiren kilise. kutsal gün cumartesi maçlara çıkmam diyen roa, arsenal ve manchester united'ın kapısından dönmüştü.
  • 1860'lardaki ilk günlerinden beri hayvansal gıdalardan kaçınan hristiyan mezhebi.

    bu yönleriyle beslenme araştırmalarında her zaman kontrol grubu olmuşlar ve çoğunlukla da amerika'daki et yiyen öteki insanlara göre sağlık değerleri daha yüksek çıkmıştır.

    bu türden çalışmaların toplandığı rapor şurda, içinde bol bol seventh day adventist'lere atıf var:
    http://issuu.com/sosyalsavas/docs/veganbeslenme
  • aralarında vejeteryan / vegan olmayanları da var. ama et yiyenleri de kesinlikle domuz yemiyorlar.
    alkol almıyorlar, kabuklu deniz hayvanları yemiyorlar, sigara ve kahve içmiyorlar.
    bunların hepsinin bir zararı var. tedavilerinde ilaç yerine bitkilerden yararlanmayı tercih ediyorlar.
    geçen hafta tanıştığım ve düzenli olarak bana kendileri hakkında bilgi veren otel misafirlerimizin dediğine göre, islam öğretilerine en yakın dinmiş.
    onlara göre hafta pazar ile başlıyor, ama diğer hıristiyanların aksine, kutsal günleri (şabat) 7. gün olan cumartesi, yani bugün. bugün hiçbir iş yapmıyorlar, dinleniyorlar, ibadet ediyorlar, dini sohbet ediyorlar, dua ediyorlar.

    http://en.wikipedia.org/…venth-day_adventist_church
  • hakkındaki ilk sekiz entariye, bazılarına kısmen olmak üzere yanıt verilmesi farz olmuş olan kilise (yani dini topluluk, cemaat).
    1- bir protestan varyasyonu hristiyan mezhebi olduğu doğrudur. ekleme: 19. yüzyıl ortalarında, bilhassa abd'de çok taraftar toplayan "isa'nın ikinci gelişini bekleme" (=advent) hareketinin doğal bir uzantısı olarak 1850'den sonra ortaya çıkmıştır. advent hareketinde elemanı olan cemaatler (yani kiliseler) ekseriyetle protestan kökenli kiliseler olduğundan, yedinci gün adventist hareketinin baştan beri bir protestan hareketi olduğunu söylemek yanlış olmaz. hatta, "protestan" kelimesinin sözcük anlamına ve tarihsel süreçteki işlevine baktığımızda, bu kavramın içini en çok dolduranların yedinci gün adventistleri olduğu görülecektir.
    (1800'lerdeki advent hareketinin 1844'teki "büyük hüsran" sonrası dağılmasının ardından ortaya çıkan iki ana koldan "birinci gün adventistleri" hiçbir zaman organize olmadıklarından ve zaman içinde diğer cemaatler içinde eridiklerinden, "yedinci gün" olmayan bir adventist topluluğunun ya hiç olmaması, ya da varsa bile dikkate değer sayılarda olmamalarından ötürü, yazımızın geri kalanında 7. gün a.'lere kısaca "adventist" diyelim... nitekim 1. gün adventisti olmaması bir yana, o zamandan beri "yedinci gün" titrini taşıyan daha pek çok topluluk/akım çıkmıştır ortaya, her ne kadar bunların da sayıları adventistlere kıyasla devede kulak, denize kum kalsa da)
    şu unsurların neden "new features" (yeni nitelikler) sayıldığı bu kulun idrakini aşmaktadır:
    - kainatin 7 gun yerine 6 gun yaratilma suresi:
    bildiğim kadarıyla dünyanın (kainatın değil) altı günde yaratıldığı (ve yaratıcı'nın yedinci gün istirahat ettiği) konusunda eski antlaşma (tanak, tevrat) ve/veya yeni antlaşma (incil)'den oluşan "kitabı mukaddes"in izleyicileri (tüm yahudi ve hristiyan mezhepleri) arasında herhangi bir ihtilaf söz konusu değildir. anlaşmazlık çoğunlukla yorum farkındandır; "altı gün"ün bildiğimiz 24 saatlik zaman dilimleri mi, yoksa binlerce, hatta milyonlarca yıl süren "dönemler" mi olduğu, veya allah'ın "istirahat"inin ne anlama egldiği gibi hususlarda. hatta islam'ın kutsal kitabı kuran bile allah'ın göğü ve yeri altı günde (veya bazı islam bilginlerinin yorumuyla "evrede") yarattığını, yedinci gün de arşa (taht) istiva ettiğini belirtir. yaratılış yedi gün (veya dönem) sürdü demez hiçbir yerde. kitabı mukaddes'teki istirahatin yerine getirilen "istiva"nın ne olduğunu açıklamayı müslüman arkadaşlara bırakıyorum.
    merak edenler için, yukarıda sözünü ettiğim tartışmalarda adventistler kutsal söz'ün harfi harfine yorumlanması taraftarıdır; yani yaratılış bildiğimiz yirmi dört saatlik zaman dilimilerinden altı gün sürmüştür. tanrı'nın "istirahat"i ise yorulduğundan kelli değil, insanlara bir örnek vermek istediğinden ve yedinci günü yaratılışın bir anısı olarak kutsal kılmasındandır. ha, işte kilise adındaki "seventh day" (yani yedinci gün) temel olarak buradan gelir...
    - isa'nin ikinci ini$inde resurrect olma imkani:
    isa'nın ikinci "inişi" değil de gelişi diyelim, zira ikinci gelişte ineceğine iman ediyor olsak da, ilkinde "inerek" gelmedi :) "resurrect"in de "dirilme" anlamına geldiğini bu çevirmen kulunuz not etsin. şimdi, bildiğim kadarıyla en azından diğer protestanlar arasında isa'nın ikinci gelişini müteakip doğru kişileri (imanlıları) diriltip onlara sonsuz yaşam vereceği hususu "yeni" bir öğreti sayılmaz. hadi "kabir azabı" tarzı bir ruhun ölümsüzlüğü doktrinine inanan katolik ve bir kısım protestanları geçelim; belki ikinci gelişten sonra da ruhsal olarak zaten devam etmekte olduğuna inandıkları ödül/ceza sürecinin aynen süreceğine inanıyor olabilirler; ama "ikinci gelişte imanlıların dirilişi" öğretisi zaten yüzyıllardır bilinen bir hede yahu.
    ha, bunun "sonrası", yani iman etmeyenlerin/kötü kişilerin nasıl diriltileceği ve daha sonra onlara ne yapılacağı ayrı bir tartışma konusu (ki bu konuda dahi adventistlerden yıllarca-yüzyıllarca önce aynı şeyleri söyleyenler olmuş), bu nedenle bunu başka bir başlıkta inceleyelim (zaten bir sonraki madde "şeytan" özelinde aslında bu konuya işaret ediyor)
    - kiyamette $eytan sonsuza kadar azap cekmek yerine tamamen yokediliyor.
    evet, bu konu daha önce pek dillendirilmediği için "yeni" denebilir; yine de adventistlerden önce de bu doktrini gündeme getirenler, araştırıp doğruluğuna kani olanlar olduğuna eminim.
    şeytan ve imanlıların dirilişinden tam bin yıl sonra diriltilen imansızlar (yani "şeytana uyanlar"!) yeni ahit'in "vahiy" adlı bölümünde "kutsal kente saldırmaları" şeklinde tasvir edilen bir çaba içine girer ve tanrı'nın gökten yağdırdığı ateşle yanıp yok edilirler. bu da aslında adventistlerin totolarından uydurdukları bir doktrin olmayıp, hem eski, hem yeni ahitlerin muhtelif yerlerinde kanıtları görülebilir (tam yerleri için adventistlerin resmi web sitelerine bakılabilir; doktrinler dünyada konuşulan neredeyse bütün dillerde olmasının yanı sıra, özet halinde de olsa türkçe olarak da mevcut)
    bakalım şu öğretiye neden "bug" denmiş:
    - cehennem yok ruhlar kiyametten sonra kendi kendilerine yanmak zorunda kaliyorlar.
    bildiğimiz, ya da çok insanın anladığı anlamda bir "cehennem"in var olduğu şeklindeki bir öğreti yok, doğru. hatta katolik ve geleneksel islam öğretilerinde söylenen "cehennem'in halen gözle görülmeyen bir boyutta varlığını sürdürdüğü ve ölenlerin -kötülerin, günahkâr ve imansızların tabi ki- ruhlarının el'an burada cezalandırıldığı" şeklinde özetlenebilecek bir öğreti de yok, kısacası şu anda ne yerde, ne gökte, ne de x boyutunda "cehennem" adında veya anlatılan niteliklerin en azından bir kısmına bile olsa sahip bir "cezalandırma yeri" yok. bu dünya bazıları için cehennem gibi, o ayrı! ama bu öğreti kitabı mukaddes'te az yerde de olsa sözü edilen "cehennem" diye bir şeyin varlığını tamamen inkâr ediyor değildir! bir kere, eski ahitte sözü edilen "gehinnom" yeruşalim'in (kudüs adıyla bildiğimiz kent) hemen dışında çöplerin yakıldığı bir yerdi, idam edilen suçluların ve -yanlış hatırlamıyorsam- kimsesizlerin cesetleri buraya atılırdı. isa mesih de, ölümden (ve dahi dirilişten) sonra imansızların uğrayacağı cezanın bir örneği olarak bu yere işaret etti.
    ikinci yanlış: "ruhlar" bir yerde yanmıyor (veya iyilerin ruhlarıysa cennette sefa sürmüyor); diriliş, yani arapça'dan dilimize de geçen "kıyamet" zaten ruhların çoktan ölmüş ve çürümüş olan bedenle, bedenin yenilenerek diriltilmesi sonucunda tekrar birleşeceği anlamına gelir. yani ödülü de, cezayı da hem ruhun hem bedenin birleşiminden oluşan "can", yani bildiğimiz insan görür...
    ayrıca "ruhlar" neden kendi kendilerine yansın, kibrit mi bunlar... yukarıda belirttiğim gibi, cezaya uğrayacak olan "kötüler" (ve onların önderi şeytan) gökten düşen bir ateşle yakılıp yok edilecek (binlerce yıl ateşle işkence görmeyecek), incil'in vahiy kitapçığı dışında kalan yerlerindeki diğer bazı ayetlerini yorumlayınca, ateş gölü olarak betimlenen yerin bizzat bu yeryüzü olacağını (o esnada isa'nın önderliğindeki dirilmiş ve sonsuz yaşam sahibi imanlılar dünyadan alınmış olan "yeni yeruşalim" kentinde olacak, belki de bu bir nevi uzay gemisidir) ve bazılarının cezasının diğerlerinden biraz daha uzun sürebileceğini düşünebiliriz. dediğim gibi, bunlar yorumdur. nitekim kilisenin kurucularından ellen white hanım da en uzun cezayı şeytanın çekeceğini duyurmuş, vahiy mi aldı, bazı ayetleri bizim fark edemediğimiz biçimde mi yorumladı bilemem.

    not supported: (yasaklar kastedilmiş, velakin liste çooooook eksik)

    - alkol, tutun, kafein. et yiyene de yan gozle bakiyorlar genelde.
    alkol ve tütüne eyvallah; diğer tüm uyuşturucu türevleri unutulmuş (tabi ki alkolü yasaklayan bir inanış eroine eyvallah çekmeyecekti!), kafein yasak falan değil, et yiyene yan gözle bakıldığı mevzuu da "genelde" denilerek bir anlamda kurtarılmış, yerine göre doğru olabilir, ama gerçek şu ki burada et yiyene yan gözle bakana biz yan gözle bakıyoruz! mealen, vejeteryanlık kilise yönetimi tarafından her daim teşvik edilmiştir, fakat hiçbir zaman "et yenmez" diye bir doktrin geliştirilmemiştir, zaten bu her şeyden önce "kasaplar çarşısında satılan her şeyi gönül rahatlığıyla yiyebilirsiniz" diyen elçi pavlus'un yazdıklarıyla çelişirdi, bu da adventist kilisesinin aslında yazılı ve değişmez tek doktrini olan "sola scriptura"ya (tek yetkili öğreti kaynağının kutsal yazılar olması) kafadan aykırı bir durum olurdu. böyle anlamsız yasaklar koymaya çalışanları yeni ahit'ten üç-beş ayet okuyup susturuyoruz çok şükür. illâ susmam diyen bazıları da gidip kendi dükkânını açıyo, kimseyi tutacak değiliz (bkz: reformist adventistler) tabi bunu tartışmanın yeri burası değil.
    "kafein" (ve aynı nitelikteki tein, yani siyah ve yeşil çay -bitki çayları hariç- ve her türlü kahve) de kiliseye mensup bazı "sağlıklı yaşama manyakları"nın (aralarında çok sevdiğim arkadaşlarım da var, maalesef!) inatla uzak durup başkalarına da yasaklamaya uğraştıkları hedeler olsa da, yine kutsal yazılar'ın bu konuda suskun olmasından hareketle, ve tüm uğraşlarına rağmen kafein ve teinin nikotin ve alkol gibi "mutlak zararlı" maddeler olduklarını kanıtlayamadıklarından, bu çabaları havada kalıyor. özetle: kilise et yemezliği teşvik edip çay-kahve (bazı bitki çayları bunun dışında tabi) hatta kola gibi içeceklerin tüketilmemesini tavsiye etse de, bunlar doktrinel anlamda "mutlak surette" yasak değildirler. alkol yasağının kitabı mukaddes'te ("şarap" içilmesini en azından hoş gören bir çok ayete rağmen) temeli zaten var, uyuşturucunun ise ne halta yol açtığı zaten ortada, nikotin ve onun lânet olası zehirli dumanı hakeza, bunların "yasak"lığından şüphe yok. yine bir parantez, alkol ve bilumum uyuşturucuların tıbbi kullanımına da kimse ses etmiyor... yeter ki doktor kontrolünde olsun.

    gelelim ikinci entariye: adventist kilisesinin sayıntoloji "kilisesiyle"(!) uzaktan yakından ne alakası var anlamış değilim. biraz araştırırsanız iki öğretide (her yerde görülebilecek kaçınılmaz benzerlikler haricinde) en ufak benzerlikler bile göremeyeceksiniz, bi kere kutsal kitaplar farklı...

    number three:
    -daha çok sapkın hristiyan inançları arasında anılan bir topluluktur.
    hadi canım!
    haşiye: evet, sapkın diyenler de var, işlerine gelmeyen bazı öğretileri vaazettiğimiz için. ama protestan şemsiyesi altında toplanan kilise ve grupların çoğu, bizi tam olarak kendilerinden görmeseler de (ki öğreti farklılıkları uyarınca kaçınılmaz, esas aksi tuhaf olurdu) "sapkın" diye yaftalayanların "halen" azınlıkta olduğunu söyleyebilirim.
    katolikler istediklerini diyebilirler, zaten onlar ta luther, calvin ve zwingli'den beri her protestanı da "sapkın" olarak nitelendiriyor.
    -protestan olduklarına dair yanlış anlaşılma, konuyla uzaktan ilgili kimselerin, her katolik ya da ortodoks olmayanı protestan sanmalarından kaynaklanmaktadır.
    katıldığım kısmı başa yazayım, zira katılmadığım kısımları irdelediğimde bunları sokacak yer kalmadı! evet, her kuşun etinin yenmeyeceği, her gördüğünüz sakallının (mesela bendeniz) dedeniz olmadığı gibi, her katolik veya ortodoks olmayan kilise de illa protestan olacak diye bir şey yok. mesela anglikan kilisesi ne deve, ne kuş misali, ne katolik (papanın etkisini kabul etmiyorlar) ne de protestan (neredeyse tüm katolik geleneklerini ve kilise konseyi kararlarını benimsiyorlar, üstelik öğretileri hiçbir protestan kiliseyle az da olsa örtüşmüyor) bu yüzden hep -sırf papalık otoritesine karşıtlıkları yüzünden- protestan sepetine atılıyorlar... pek bilinmemekle birlikte, "yeni havariyyun kilisesi (the new apostolic church)" de aşağı yukarı benzer bir durumda. amma velâkin bu durum yedinci gün adventist kilisesinin protestan kökenli olduğu gerçeğini değiştirmiyor!
    --meraklısına not: "anglikan" kilisesinin "protestan" versiyonu sayılabilecek olan mezhep, sekizinci henrinin boşanamama kriziyle "eeh eytere bea" deyip ingiltere'deki kiliseyi papalıktan ayırmasından sonra, uzun savaşların ardından, hatta oliver cromwell'in daha sağlam bir reform gerçekleştirip devlet kilisesini protestanlığa yakklaştırmasından, yaklaştırmak ne kelime, düpedüz protestan etmesinden bile yıllar sonra (sanırım aralarda birileri yine anglikan kilisesini eski "doğan görünümlü şahin" haline getirdiydi), wesley biraderlerin sağlam araştırmaları sonucunda ortaya çıkardıkları doktrinler üzerine kurulan "metodist kilisesi"dir. adventist kilisesi köken itibariyle pek çok farklı protestan topluluktan gelen kişilerin kurduğu bir kilise olduğundan, metodist şahısların ve öğretilerin de bu çorbada önemli miktarda tuzu olmuştur, nitekim kurucu babalardan birinin (james white) eşi olan ve yazdığı kitaplar ve makalelerle kilisenin en önemli öğreti açıklayıcısı (dikkat buyurunuz; "öğreti koyucusu" değil!) olan, "baş adventist" demenin abartı olmayacağı ellen gould white hanım da advent hareketi ve bunu müteakip kilisenin kurulmasından önce metodist kilisesine mensuptu.
    asıl "protestan"ın biz olduğumuzu yukarıda ima etmiştim. açayım: protestan dediğimiz şeyin özü, roma (katolik) kilisesinin öğretilerindeki kitabı mukaddes dışı kaynaklardan (kilise gelenekleri derler) gelen şeylere karşı olmak, yani kutsal yazılar'dan gayrı öğreti kaynağı tanımamaktır, yani luther'in gayet güzel ifade ettiği şekilde, "sola scriptura"... şimdi, yeryüzündeki "protestan" cemaatlerin pek çoğunun öğretisine baktığımızda, her ne kadar aksini idda etseler de, kitabı mukaddes'ten değil, düpedüz roma kilisesinin teamüllerinden kaynaklanan ve o zamandan beri devam ettirdikleri bir öğretiyi görüyoruz: yahudilerin (aslında bizzat yaratıcı'nın) kutsal günü olan cumartesi'nin yerine pazar'ın kutlanması. yok isa pazar günü dirilmişmiş, yok kılmış tüymüş, bunlar işin bahanesi. roma kilisesi de bazı kaynaklarında tam bu uygulamadan bu "sözde" protestanları (gayet yerinde bir şekilde) vurmaktadır (hem sizin kilise geleneklerinizi tanımıyoruz diyosunuz, hem de bizzat katolik kilisesinin getirdiği "kutsal gün pazardır" uygulamasını sürdürüyorsunuz, bu ne yaman çelişkidir şeklinde). şimdi, kutsal kitap'ta belirtilen tek "kutsal gün"ü kutlayan adventistler mi daha protestan, yoksa bu ve bunun gibi bazı "kitap dışı" öğretileri halen tutmalarına rağmen, hâlâ inatla adının bir yerinde "protestan" ibaresi bulunduran topluluklar mı? (net cevap verebilmek için daha ayrıntıl bilgi gerekebilir, ama klişe deyimi yine de yerleştireyim: "takdir sizin"!) cumartesi/pazar meselesinden başka, yine yukarıda kısaca değindiğim "ruhun ölümsüzlüğü" ve "ebedi cehennem" şeklinde özetleyebileceğim öğretiler (hepsinde değil ama) bazı "protestan" kiliselerinde, ne kadar inkâr etseler de kaynağını roma kilisesinden almış olarak varlığını sürdürüyor. şimdi görün bakın, kimmiş protestan?
    bu konudaki haşiye: mevzubahis kilisenin adı türkçe'de 40-50 yılöncesine kadar "sebtî muntazırani-i isa protestan kilisesi" olarak geçiyordu (kitaplığımızda halen bu ibareyi taşıyan bir-iki ilahi kitabı mevcut). yani "protestan" adını (eskiden de olsa) nominal olarak da sahiplenmişizdir! meraklısına not: mezkur "osmanlıca" adın meali: "sebtî", yani sebt gününü, yedinci günü, cumartesini kutsal gün olarak tutan, yani ingilizce orijinal adımızdaki "seventh day"; "muntazırani": gözleyen, "isa": tabi ki isa'yı, yani o'nun ikinci gelişini (yani orijinal adımızdaki "adventist") gözleyen/bekleyen; protestan hedesini zaten anlatmıştım, eh, kilise de "topluluk", yani "dini cemaat" anlamında, yani "church"...
    (bkz: yedinci gun adventist kilisesi) bu bakınızla ulaşacağınız sayfada aslında (ne yazık ki) pek bir şey yazmıyor, biri eski kilise binamızın adresini tarif eden, biri de aha bu sayfaya bakınız veren (!) iki entariden gayrı, bir de (çaylaklıktan yazarlığa terfi edersem) bendenizin karaladığı birkaç satır bilgiye ulaşabilirsiniz, ama daha fazlasını bu başlık altına zaten döktürmekteyim...

    varan dööööööört:
    (bkz: church of the subgenius)
    yukarıdaki sayıntoloji bakınızından daha beter bir quelle alaqa olmuş doğrusu. adventist kilisesi bir "parodi kilise" değildir. utanmasanız flying spaghetti monster kilisesi şeysine bakınız vereceksiniz!

    beşinci entari tastamam doğru, ne eksik ne fazla. bendeniz de nedenini açıklasın: yahudiler zaten bizim de kutsal saydığımız eski antlaşma (kendileri "tanak" diyor, müslüman kardeşlerimiz de "tevrat" adıyla biliyor) kitabını temel öğreti kaynağı olarak okuyor, kutsal sayıyor; yani kitabı mukaddes'in aşağı yukarı dörtte birini oluşturan yeni ahit (incil) yahudilerde yok, e gerisi aynı kutsal kitap. buna bir de bu eski antlaşmanın en önemli kısmı diyebileceğimiz "yasa" (musa'nın beş kitabı, pentatök, tora) kitabının kalbi niteliğindeki "on emir"de, bir de bu emirlerin kalbi olan dördüncü emrin "şabat" (sebt, yani cumartesi) hakkında olmasını ekleyin... e aynı ibadet gününü paylaşmamızdan daha doğal bir şey olamaz. nitekim hristiyanlık denince akla gelebilecek, onu geçtim, gelmesi gereken ilk isim olan isa, bir yahudi olarak cumartesileri havralarda ibadete gitti; keza öğrencileri de öyle (isa sonrası kilisenin gelişimini anlatan "elçilerin işleri" kitapçığında başta pavlus olmak üzere çeşitli havarilerin sebt günü havraya ibadete gittiklerinden söz eden en az sekiz bölüm vardır, hatta havra bulunmayan bir kentte ırmak kenarında bir ibadet yeri buldukları anlatılır!) zaten hristiyanlığın yahudilerden tam anlamıyla ayrılması bile m.s. 70-100 yıllarında hepsinin "havra dışı" edilmeleri sonucunda olmuştur. pazar dalgasının kiliseye girişi ise çok sonradır; "ikincil" bir ibadet günü olarak benimsenmesi bile i.s. 200 yıllarındadır, tam anlamıyla sebt'in yerini alması ise 400'leri bulmuştur, üstelik bu durumda dahi sağda solda sebt ibadeti uygulamasını sürdüren pek çok kilise kalmıştır, hatta zaman zaman ortodoks kilisesi içinde bile bazı reform/uyanış hareketleriyle falan cumartesi ibadetini tekrar dirilten hareketler ortaya çıkmıştır, mesela rusya'daki subbotnikler, hatta 100-150 yıl öncesine kadar koca etiyopya kilisesinin tamamı...

    altı numaralı giri kiliseden ziyade kilise üyesi olduğu söylenen bir zatın kariyeri hakkında olmuş; bahsş geçen adamı tanımam etmem, ama eminim ki olay doğrudur. şöyle bir durum var, bazı meslek kolları bu inancı seçecek kimselere uygun değil, hatta en sağlamı tüm adventistlerin (bu kulunuz gibi) freelance çalışmaları!! çok yakındaki bir örnek de angus t. jones. zaten şişen yazıyı daha da gereksiz yere şişirmemek için bu "angut" kardeşimiz hakkında buraya yazmayacağım; çok merak eden ve ingilizce kaynakları tarayıp olayı anlayabilecek kadar yabancı dil bilgisi olmayanlar mesaj kutumu yeşillendirebilir. kısa süre öncesine kadar (bkz: two and a half men) dizisinde oynadığını belirteyim yalnızca... futbol (ve dahi diğer spor dalları) gibi cumartesileri ya maça ya antremana neyim çıkmanın kaçınılmaz olduğu meslekleri de bir zahmet kariyer planına almayıversin kardeşlerimiz... evvelden o kariyerde ise de, bir zahmet yeni bir kariyer planı yapıversinler. iman böyle bir şey, tüm hayatı etkiler.

    yedinci entri'deki genellemeye katılmadığımı belirttiydim, tekrar eşelemenin lüzumu yok (hayvansal gıdalardan kaçınma "zorunlu" bir doktrin değildir, yukarı yönetim -bazen de onlardan ilham alan aşağıdakiler- tarafından teşvik/tavsiye edilir, dolayısıyla adventistlerin büyük kısmının, belki de çoğunluğunun bile değil, vejetaryen/vegan oldukları algısı oluşabilir, hatta rakamlar konusunda zaten emin olamayız, ama bu algının adventistim diye ortalıkta salınanların hayat tarzlarından kaynaklanıyor olabileceği hususunu da yaban atmamak gerek)

    sekizinci entri şimdiye kadarki en kapsamlı ve en doğru bilgileri veren olmuş. kahretsin ki, aynı genelleme virüsü ona da bulaşmış işte!
    genellemeye kendi örneğimden karşı çıkayım:
    evet, domuz yemiyorum (yasak), bunun yanı sıra arasında tavşan ve devenin buılunduğu bir dünya kara hayvanı ve bilumum kuş da yasak, belirtildiği gibi kabuklu deniz hayvanları da yasak, ama eksik bırakılan nokta, aslında kabuksuzlar da yasak! (yüzgeçli ve pullu balıklar yenebilir sadece) geri kalan yiyecek kuralları da -kitabı mukaddes'ten alındığı üzere- yahudilerin koşer'iyle büyük ölçüde örtüşüyor.
    yasak hayvanların "zararının" olduğu kesin, ama yememe nedenimiz sırf "zararlı" olmaları değil, bu büytük ölçüde bir iman meselesidir, allah öyle demişse öyle yapacağızdır, sebebini biliriz, bilmeyiz ayrı konu. (keşke müslümanlar da böyle diyebilseler de, orucun faydaları, sünnetin hikmetleri gibi saçmalıklarla kafamızı şeyetmeseler!) ha, karides, midye gibi mahlukatın denizin "çöpçüleri" olduğunu dünya alem biliyor, bütün zararlı maddeleri -cıva vs.- süzgeç gibi tutan bu yaratıkları yemenin nr gibi bir mantığı olabilir, zaten anlayamam...
    "tedavilerde ilaç yerine bitkilerden yararlanmayı tercih ettiğimizi" ilk defa duyuyorum! bendeniz avuç avuç anti depresan ve gerektiğinde diğer ilaçlardan yutan biriyim; tabi ki "önleyici tıp" bakımından sağlıklı yaşama daha çok önem veriliyor, ama şu veya bu şekilde bir illete yakalanan adama da "yok sen doktora gitme, ilaç içme, bitkilerle kocakarı ilaçlarıyla tedavi edelim" diyen yok! doktor ben carson'un adventist kilisesine mensup olduğunu belirteyim, tanıyanlar meseleyi anlar, tanımayanlar da carson'un bu kulunuzun çevirdiği hayat hikayesi "yetenekli eller"i okuyup bilgi edinebilir. kiliseden edinmesi bedava, gidemeyen, yol yordam bilmeyen için bir mesaja bakar...
    "öğretilerimize en yakın din islam" diyen üyelerimizin kim olduğunu merak ettim doğrusu; gerçi ufak bir fikrim var; zaten türk iseler kesin tanıyorumdur, ecnebi iseler de -istanbul'a uğramış olmaları halinde çeviri hizmetlerini çok büyük ihtimal bendenalmış olmaları hasebiyle- tanışmış olmam kuvvetle muhtemeldir. her neyse, ileri sürülen iddia gerçeği tam olarak yansıtmıyor, bir kere "müslümanlık" ve adventizmi içinde bulunduran "hristiyanlık" yüzeysel bazı benzerliklere rağmen (ki ahlâki öğretiler açısından böyle benzerlikler tüm dinler/inanışlar arasında bulunabilir, adam öldürme, yalan söyleme, hırsızlık yapma, aç gözlü olma, yaygın olmamakla birlikte, zina etme vs. bu temel/ortak öğretiler vika inanışında bile aynı yahu!) iki farklı din, bunu bir yazalım. dolayısıyla adventizm'in tamamen farklı bir kitabı ve farklı temel öğretileri bulunan bir dinden ziyade, aynı kitaptan kaynaklanan benzer öğretilere sahip, en azından protestan kökenli, hristiyan mezhepleriyle daha çok benzerlik göstermesi kaçınılmaz. ha, mesele domuz yememe, içki içmeme özeline indirgenebilecek denli basit olsaydı, eyvallah derdik. ama yaratıcı'nın kimliği ve niteliği, insanlarla kurduğu iletişim ve bize ilettiği mesajlar, insanın günahlı hali ve bundan kurtuluş yolu gibi temel öğretilerde özünde çok farklıyız. yeme içme gibi yüzeysel konularda bile farkımızı bir örnekle izah edeyim: islam'da domuz yemek yasak, adventizm'de de yasak, tamam. e islam'da deve yemek serbest, hatta kuran yiyebilirsiniz bile değil, düpedüz "yeyin" diyor, bunu nereye koyacağız! islam'da alkollü içkiler yasak, bizde de yasak (gerçi hem kuran, hem de kitabı mukaddes açısından "mutlak" içki yasağı olup olmadığı epey su kaldırır bir tartışma konusu ya, yasak kısmını kabul edelim!) e adventizm'de sigara da yasak, hatta bırakmamak üyelikten çıkarma nedeni, islam'da ise, en azından geleneksel varyantlarında, sigara konusunda açık seçik bir doktrin bile yok, hatta "müridin kalbi imanlı, ağzı dumanlı olacak" diyen tarikatler bile varmış, bana diyenin yalancısıyım, neyse, sonuç olarak bizde yasak ama islam'da değil... islam'da yılda peşpeşe tutlması şart olan otuz günlük bir oruç var, e bizde (diğer hristiyan mezhepleri gibi) doğal olarak yok (kavram olarak oruç var, ama keyfiyeti çok farklı, zaten "farz" olarak öyle bir ibadet yok), bizde kutsal şabat günü var, islam'da cuma bile tam bir şabat anlayışında tutulmuyor, cuma namazından sonra ticarete devam edin diyor (farklı gün konusuna girmiyorum bile), islam'daki hac zaten o anlayışla başka hiçbir dinde yok (katoliklerin ve budistlerin bazı hac yolculukları yaptıklarını biliyorum, ama hiçbirinin mekke'ye gitmediğinden eminim! zaten yine bu ibadetlerin nitelikleri birbirinden çok farklı)
    hasılı, görünürdeki bir-iki ortak noktadan yola çıkarak (bir de bu ortak noktalar advwentizmi diğer hristiyan cemaatlerden ayıran farklı doktrinler olunca) "islam'la daha çok benzerliğimiz var" demek sağlıklı bir yaklaşım değil. köprü kurmaya, karşılıklı anlaşmaya falan da hizmet etmez; islam'ın yaygın olduğu yerlerde "e madem bu kadar benziyoruz, bırak şu isa'ya tanrı demeyi de gel sen müslüman ol, muhammed'in peygamberliğini kabul et" benzeri karşılıklar görür, nitekim böyle karşılıklar gördüğünü tecrübe edenlerin ağzından dinlediğim hikâyelerden biliyorum...
    hafta "bize göre" pazar'la başlamıyor; dünyanın kuruluşundan beri böyle bu; pazar'ın yedinci gün kabul edilip haftanın pazartesiden başlatılmasının daha dünyanın geri kalanında bile en fazla iki yüzyıllık mazisi var (o da büyük ihtimalle yukarıda bahsettiğim, protestanların kitabı mukaddes'te kutsal günün yedinci gün olarak belirtilmesine rağmen pazarı tutuyor olmalarına kılıf bulmak için!) ülkemizde ise 1930'lu yıllara dayanıyor. örneğin iranda da "kutsal gün" cumayı hafta sonu yapma çabasıyla haftayı cumartesi'den başlatmışlar (sanırım islam devriminin bir ürünü olsa gerek), bu tür uyduruk yenilikler kitabı mukaddes'teki tarihçeye göre altı bin yıllıkl geçmişi olan haftanın niteliğini değiştirmez, dünyanın geri kalanına bakın. amerika ve/veya ingiltere'de de yakın geçmişte hafta başı pazartesiye kaydırılmış olabilir, ama amerika'da takvimler hâlâ pazar'la başlar! şüphesi olan bilgisayarının veya dijital kol saatinin takvimine bakabilir, hatta ortaokul/lisede veya yetişkin olunca gittiğiniz iingilizce kursunda bile inglizce hocanız günleri öğretmeye "sunday" den başlamıyor muydu?!?!? bizim "cumartesi" dediğimiz günün adının bilhassa batı dillerinde ibranice "şabat" (veya bunun yeni ahit'teki izdüşümü, grekçe varyantı "sabbato")tan gelmesi, veya cumartesinin haftanın yedinci günü oluşunun bazı dillerde başka şekillerde anlaşılması (almanca'da "çarşamba" mittwoch'dur, yani "haftanın ortası"... neden acaba?!?) konularına bu entaride hiç girmeyeyim diyorum. zaten yukarıda bazı bakımlardan eleştirdiğim entarilerde de bu husus söz konusu edilmemiş...
    şabat, yani cumartesi günü "hiçbir iş yapmamamız" mevzu da epey yoruma açık bir konu; tabi ki kutsal yazı (on emir) "hiçbir iş yapmayacaksın" diyerek genel hatları açık şekilde belirlemiş, ama bir de isa'nın uygulamaları var işte: mesela sağlık işleri; aniden karşımıza çıkan ve yapmazsak bizi daha büyük zarara uğratacak işler, herhangi bir sıkıntının giderilmesi işi (isa mesih bunu "hanginizin bir koyunu veya eşeği şabat günü çukura düşer de, çıkarmak için ertesi günü bekler?" diye örneklemişti) ki bunlar da başlı başına bir başlığın veya entarinin konusudur...

    el'an son entari olan sekizinci entarinin son satırı olan ingilizce vikipedi linkine mukabil, bendeniz de aynı sayfanın yakın zamanda çevrilmiş olan türkçesinin linkini vereyim bari: [http://tr.wikipedia.org/…nci_gün_adventist_kilisesi http://tr.wikipedia.org/…nci_gün_adventist_kilisesi] belki de bu sayfayı da bu satırların yazarı çevirmiştir, hatta uslu bir çocuk olursanız belki bir gün şirinleri de görebilirsiniz, he? *
  • bu mezhep ile ilgili cok faydali bilgiler asagidaki adreste zaten turkceye cevrilmis bulunmakta.

    https://tr.wikipedia.org/…ci_gün_adventist_kilisesi

    ben bunun disinda bu mezhebe mensupinsanlar ile tanisma firsati ve bu mezheple ilgili ilginc seyler gozlemleme sansi buldum
    ılk dikkatimi ceken bu toplulugun faaliyetlerinde derneklerinde kullandigi logo bizim milli egitim bakanligi logosuna benziyor. kitabin arasindan cikan mesale logosu.

    logo meb http://www.meb.gov.tr/…k/mebwebmaster/meblogo_2.jpg
    log adventist https://upload.wikimedia.org/…t_church_logo.svg.png

    bu toplulukla ilk iletisime girdigimde acikcasi pek ciddiye alamadim. 150 yillik bir mezhep sonunda adamin biri cikmis hristiyanliga biraz yorum katmis budur en dogru mezhep demis. sonra biraz daha merakimi cezbedince ortaya ilginc seyler cikti. bana gore ise hala dinin kurallarinin guncellenmis modernize edilmis hali gibi. bir update indirmis birisi sanki.

    sembollerden kurtulmuslar . katolik ve ortodokslarin aksine dini objelere ve sembollere rastlamak mumkun degil. hac seklinde objleri takmazlar evde arabada bulundurmazlar. bir objenin kendilerine yardim edecegine koruyacagina inanmazlar. ısa, meryem portleri evlerini suslemez. sukranlarini gostermek icin hristiyanlarin yaptigi istavroz isaretini kesinlikle yapmazlar.

    kutsal gunleri ile hristiyanliktaki diger mezheplerden ayrildiklari icin bazi ulkelerde halk arasinda cumartesiciler olarak bilinir. papazlari sinek kaydi trasli her daim takim elbiselidir. ozel bir kiyafeti veya takkesi yoktur. elinde tutsu sallama veya insanlarin uzerine kutsal su serpme gibi aktiviteler yapmaz. vaazini yapar cikar gider. yillin belli gunlerinde hristiyanlikta yapilan sarap ekmek ayini bu topluluk alkol kullanmadigi icin uzum suyu ekmek ile yapilir.

    yillik gunes takvimleri vardir cumartesi gunlerini takip ederler. cuma gunesin batmasi ile cumartesi gunes batana kadar gecen surede maksimum seviyede dunyevi islerden uzak dururlar. bu zaman diliminde seyahet etmezler, yemek yapmazlar, bulasik yikamazlar. cumartesi gunu calismayi zorunlu kilacak meslekleri secmezler. tv’de sadece dini program var ise izlerler. alisveris yapilmaz. cumartesi oglen uykusu meshurdur dinlenirler bol bol. buna sebep olarak tanrinin dunyayi 6 gunde yarattigini ve 7. gun dinlendigini soylerler. onlar icin yedinci gun olan cumartesi tanriya ayrilmalidir. tabiki acil durumlarda dogal olarak bu esnetilir. acilse eczaneden ilac alinir. doktora gidilir ve yine acil bir durum olursa cumartesi gunu yolculuga cikilir.

    bu toplulugun kadinlari gosteristen cok uzaktirlar. asiri makyaj hic hos karsilanmaz. kulaklarini deldirmezler yani kupe takmazlar. bir kadinin bunu yapmayabildigini gorunce bazen yeryuzundeki en kati inanis oldugunu dusunebiliyor insan.
    sigara icmemeleri basli basina enteresan bir olay. 2-3 nesildir adventist olan bir ailede hic kimsenin sigara icmemesini yalnizca dini bir kural saglardi heralde. saygi duyulacak birsey. dunya uzerinde en uzun yasayan insanlarin kendilerinden cikmasiyla ovunurler.

    klasik muzik disinda her tarz muzigin kendilerini kotu aliskanliklara yonlendirecegini dusundukleri icin pop rock vs muzik dinlemezler bu muziklerde dans etmezler.

    tek toynakli hayvanlarin etlerini yemezler. evet domuz eti yemeyen bir hristiyan mezhebi. cok daha muhafazakar olanlari et dahi tuketmezler. avrupada azinlik olduklari yerlerde turk marketleri kasaplari imdatlarina kosar. bu duyunca hemen aa ne kadar da yakin muslumanliga diyenler daha erken.

    katolik ve ortodokslarin aksine cocuklarina vaftizi dogduktan ilk 2-3 ay icinde degil 15-16 yil sonra yaparlar. buna neden olarak da biz onlara kendi mezhebini secme sansi veriyoruz derler. onlara gore 15 16 yasina gelen cocukkendi istegi ile vaftiz olarak kendi istegi ile bu mezhebi secer. benim gozlemledigim ise o yasa gelene kadar cocuk sadece adventist kilisesine gonderilip sadece tek mezhebin kurallari ile yetistirildigi icin zaten cok bir secim sansi birakilmiyor. ama cok nadir ben vaftiz olmuyorum arkadas bu mezhebide secmiyorum diyip kendine baska yol cizebiliyor.

    cocuklar demisken bu toplulukta yetisen cocuklar bazi dini kurallari cocuk oldugu icin gecemiyorlar. hani bizdeki gibi ya sen oglene kadar oruc tut ya da sen camiye sortla da gelsen olur gibi durumlar yok. cuma gunes batisindan cumartesi gunes batana kadar ailelerin siki gozetimi altinda kesinlikle arkadaslari ile oynmaya gonderilmez evde bilgisayar acilmaz butun dunyevi islerden uzak tutulmaya calisilir.

    sayilari dunya uzerinde cok gibi gorunse de tum cografyaya yayilinca azinlik kaliyorlar. bu yuzden bulunduklari bu cemiyete ait herkes birbirini tanir. tanimasalar bile birinin adventist olup olmadigini 2 kilometreden anlarlar.
    e tabi tum yukaridakilerden dolayi cocukluktan itibaren sizi zor bir hayat bekliyor. ergenlige girdikten sonra pop rock konserlerine gidemediginizi gosterisli giyinemediginizi kupe takamadiginizi sigara alkol almadiginizi dusunun arkadas cevreniz git gide daralip daralip sadece kendi mezhebinden insanlar ile ve birkac eski dost kalir. kendi iclerine kapanirlar.

    bu muhafazakar hristiyan mezhebinde kadin ve erkeklerin el sikismamasi gibi bir durum soz konusu degildir. birbirlerine kardesim diye hitap ederler. avrupada kadinin calisma oranini az da olsa bu topluluk dusurur. evde cocuklarini egiten esine yemek yapan evi hep temiz tutan kadin makbuldur. erken yasta evlilikler (20-21) ve erken yasta cocuk sahibi olmak yaygindir bu yuzden.

    diger butun dinler ve mezhepler gibi kendilerini diger dinlerden ve mezheplerden cok ustun tutarlar. onlara gore digerleri alkol alan sigara icen sembollere taban geri kafali insanlardir. zaten bu konuda da acik goruslu olsalar ve medeni gorusler ileri surselerdi dinin dogasina aykiri olurdu sanirim ya da su an butun dunya onlari konusuyor olurduk.

    bu toplulugun icinde de kacamak yapanlar kurallari cok kati bulanlar var. buna ragmen topluluk disinda kalmamak icin gizli gizli sigara alkol icerler kizli erkekli ortamlara girerler ? ne sis yanar ne kebap. sisi de kebabi da yakanlar var bunlar muhafazakar ailelerde neredeyse anne baba tarafindan bile dislanir. musluman muhafazakar bir ailede buyuyup ben ateistim demek gibi birsey.

    ısin ilginc olani ise gunah sayilan bir eylemi yaptiginizi 2 kisi gorur ve kayitli bulundugunuz kiliseye bildirirse afaroz edilmeniz topluluktan dislanmaniz isik hizi ile gerceklesiyor. bu islemden sonra tekrar kilise faaliyetlerinden faydalanmaniz topluma kabul edilmeniz icin tekrar vaftiz olmaniz gerekmektedir. vaftiz olmadan dini nikah kiyamazsiniz baska bir kilisede kiymak isterseniz de burada kaydiniz yok diye geri cevrilirsiniz. ben bu kiliseye kaydolmak istiyorum buraya yeni tasindim derseniz hemen eski kayitli oldugunuz yerden kontrol edilir. yani kocaman adami kadini o kutsal su ile dolu havuza sokarlar illa.

    ayrica baska mehzepten biri ile evlilik kolay kolay gerceklesmez.

    ekstrem bir mezheplerini yayma cabasi yoktur. biraz cemaatin turkiyedeki faaliyetlerini gorseler direk model alcak bir potansiyele sahipler. cocuklari ders calisma bahanesi ile evlere davet edebilirler ilerleyen yillarda. bir benzerini afrikada saglik kuruluslari acarak uyguladiklarini dusunmekteyim. belki okul da acsalar afrikada tam bir rekabet olurdu.

    tum bunlar bir kac ulkedeki adventist cemaatinde gorduklerimdenden derlenmistir. dinin ya da mezhebin apacik kurallarinin olmasina ragmen her toplumda ayni sekilde yasanmadigi binlerde yorumunun bulundugu bir dunyada emimin yedinci gun adventistleri de kendi iclerinde halen tartisdiklari yorumlamaya devam ettikleri seyler vardir.

    son olarak turkiyede ıstanbulda da kiliseleri bulunmakta. 100e yakin kayitli uyesi var sanirim. ızmir’de kilise yok fakat basmanedeki bir is haninda toplaniyorlar. turk uyeleri de var. tum dunyadaki kiliseleri bir sekilde dolayli veya dogrudan amerika’daki kuruluslarindan maddi destek alirlar. izmirdeki vaazlari buradan dinlenebilir
    izmirde vaazlari amerikali bir bey ve turk esi vermektedir. cok misavirperverler ve herkesi davet ediyorlar.

    izmir subesi

    kendime not: turkce karakterler yazim hatalari anlatim bozukluklari bir ara bos zamanimda duzeltilecek.