şükela:  tümü | bugün
  • bu öyküdeki gibi küçücük bir mucize gelse başıma, tanrının büyük hizmetkarı olurdum..
  • tolstoy’un bir kitabıdır.

    içerisinde 7 farklı öykü bulunmaktadır.

    —sevgi neredeyse tanrı oradadır
    —polikuşka
    —üç ölüm
    —asurî hükümdarı asarhadon
    —ilyas
    —küçükler büyüklerden akıllı çıktı
    —tavuk yumurtası büyüklüğündeki tohum

    öyle akıcı bir dille yazılmış ki, başlamanızla bitirmeniz bir oluyor ve sadelik esere can kazandırmış. tolstoy’un diğer eserleri kadar etkili olmayabilir ama hakkını verdiğini inkâr edilemez bir gerçek. ayrıca, çok uzun bir kitap değil böylece çok sık kitap oku(ya)mayan biri için de artı bir etken diyebiliriz. bu sayede, okumanız için bir fırsat daha kazanılmış oluyor. özelikle değinilmesi gereken bir nokta var ki; son yıllarda yitirdiğimiz ya da yitiriyormuş gibi hissettiğimiz bir hastalığa ilaç gibi geldiğini belirtmeliyim. ruhun kurtuluşunun sevgi olduğunu ve sevgi’nin her şeyden üstün olduğuna dikkat çekmektedir. her öyküde kendinize ait bir şeyler fark edeceksiniz ve sizi iç yolculuğunuza sürükleyecektir. belki de, uzun zamandır farkında olmadığınız bir “siz” fark edeceksiniz –ki eser, insanın için de saklı iyiliğe dair ne varsa gün yüzüne çıkartmak istiyor…

    değinmek istediğim son durumsa, tolstoy eserinde öyle bir kalem kullanmış ki bir döneme aitmiş gibi hissettirmiyor, sanki bütün zamanlara ışık tutarcasına ele alınmış hissiyatı sağlamaktadır. bu sayede, ne zaman okursanız okuyun sanki o gün yazılmış gibi hiçbir değer kaybetmemiş duygusunu, fikrini fark edeceksiniz.

    esere ait birçok beğendiğim kısım olmasına rağmen şu şekilde bitirmek isterim;

    “…iki soruma daha cevap ver” dedi kral. “ilki, toprak niçin o zamanlar böyle buğday veriyordu da artık vermiyor? ikincisi, nasıl oluyor da torunun iki koltuk değneğiyle, oğlun bir koltuk değneğiyle yürürken sen değneksiz yürüyebiliyorsun? gözlerin parlak, dişlerin sağlam; söylediklerin anlaşılıyor ve kulağa hoş geliyor. bu böyle nasıl oluyor?

    ve yaşlı adam cevap verdi:

    “böyle oluyor, çünkü insanlar kendi çalıştıklarıyla yaşamayı bıraktılar ve başkalarının emeğine muhtaç duruma geldiler. eskiden insanlar tanrı’nın kanunlarına göre yaşıyorlardı. kendilerinin olanla yetiniyor, başkalarının ürettiklerine göz dikmiyorlardı.”
  • "sevgi neredeyse tanrı oradadır" şeklinde düzeltilmesini talep ettiğim başlık.

    kitaba adını veren öyküden söz edeceğim. tolstoy bey alınmasın ama hiç beğenmedim ya. tolstoy, tanrı arayışını keşke içinde yaşasaymış, sanırım bu öyküyü "halk için öyküler" projesi için yazdı; genel bir kitleye hitap edebilir ama savaş ve barış(ancak savaş ve barış 1867'de, sözünü ettiğim öykü 1885'te yazılmış) yazan bir adamdan daha fazlası bekleniyor. en azından ben bekledim, ne yalan söyleyeyim.

    "tolstoy öykü işini yapamıyor; fazla karakter olmadan toparlayamıyor, sıçıp sıvıyor" şeklinde bir yorum görmüştüm geçenlerde. nedense ben de aynı şeyi düşündüm; ama tolstoy'un hakkını da yemeyelim, bu hikâye bildiğim kadarıyla "itiraflarım" kitabının hemen arkasından yazıldı. bilenler bilir ki, itiraflarım kitabının sonunda tolstoy, tanrının varlığının yaşama getirdiği anlama saplantılı bir görüntü çiziyor. işte o saplantı burada da devam ediyor. bu öyküde de tanrıya inanmayan bir adamın zaman içinde tanrıya kavuşmasını, tanrının yeryüzüne bir şekilde inişini(isa'nın bir başka deyişle) bize anlatıyor.

    çok mu abartıyorum bilemiyorum ama beşinci boyut izler gibi oldum okurken. sakallı amca ve salih gözümün önüne geldi. üslupta veya benzetmelere de vurulduğum söylenemez. bir de vasat bir çeviri ile okuyunca öykü benden eksi not aldı.