şükela:  tümü | bugün
  • "sevgi konusunda öğrenilecek birşeyin bulunmadığına ilişkin düşünceyi doğuran ikinci öncülün ardında yatan tavır, sevgi sorununun bir yetenek sorunu değil, bir nesne sorunu olduğunu sanmaktan kaynaklanmaktadır. insanlar sevmenin kolay olduğunu, fakat sevecek — ya da sevilecek— doğru nesneyi bulmanın güç olduğunu düşünürler. bu tutumun kökle-ri, çağdaş toplumun gelişim tarihine dayanan birçok nedeni vardır. bunlardan bir tanesi «sevgi nesnesinin seçiminde yirminci yüzyılda yer alan büyük değişiklik- tir. gelenekçi toplumların birçoğunda olduğu gibi, victoria çağında da sevgi, kişinin yaşamı içinde birden- bire ortaya çıkıveren ve evlilikle biten bir şey değildi. tam tersine, sevginin evlilikten sonra doğup gelişece-ğine inanılır; toplumsal düşünce temeline oturan bir biçimde — ya ailenin karşılıklı ilişkileriyle, ya çöpçatanlar aracılığıyla, ya da kendiliğinden gerçekleştirilirdi.

    batı dünyasına, romantik aşk kavramı son birkaç kuşakta egemen oldu. birleşik amerika’da geleneksel yapının etkinliği tümüyle silinmemesine karşın, büyük çoğunluk kişisel yaşamı içinde o kendiliğinden oluşu- verip evlilikle bitecek olan «romantik asta» aramakta-dır. sevgide oluşan bu yeni özgürlük kavramı nesnenin önemini, yeteneğin öneminin aleyhine oldukça artırmış olsa gerek.

    çağdaş uygarlığın bu nedene sıkıca bağlı bir başka önemli özelliği daha vardır. tüm uygarlığımız, kar-şılıklı kâr sağlayan bir alış - veriş düşüncesi, satınalma açlığı üzerinde yükseliyor. çağdaş insanın mutlu-luğunun temel unsurunu, mağaza vitrinlerine bakmak, peşin ya da taksitle dilediği bir şeyi almak oluşturmak- ta.

    kadın ya da erkek, insanlara aynı gözle bakıyor-ar. erkek için, çekici bir kız için çekici bir er kek peşinde oldukları ganimetlerdir. «çekiciliik» kişilik pazarında genellikle aranan ve peşinde koşulan bir süslü nitelikler paketi anlamına gelir. kişiyi çekici yapan şey, fiziksel olduğu kadar düşünsel olarak da günün modasına bağlıdır. 1920’lerde sigara ve içki içen, külhani ama dişi kızlar çekiciydiler. bugünün modasıysa, kızların daha evcimen ve nazlı olmalarını gerektiriyor. 19. y y sonlarıyla, bu yüzyılın başlarında erkeğin çekici bir «paket» haline gelebilmesi için, saldırgan ve hırslı olması gerekiyordu. bugün ise hoşgörülü ve toplumsal olması istenmektedir. her ne olursa olsun, âşık olma duygusu, tümüyle meta insanlara bağlı olarak, kişinin kendi olanaklarıyla alış-veriş etmesi biçiminde gelişti. pazarlığa oturduğunda, nesne, toplumsal değer olarak çekici olmalı, ayrıca benim görü- nen ve saklı kalmış değerlerimi ve potansiyelimi gözönünde tutabilmelidir. iki insan, ancak kendi değişim değerlerinin sınırlarını da hesaba katarak, piyasadaki en kullanışlı nesneyi bulduklarını hissettikleri an bir- birlerine âşık olurlar. sık sık sanki gerçek bîr mülk alıyormuşçasına, geliştirilebilecek gizli potansiyeller de bu pazarlıkta rol oynar. tüm yönelimlerin merkezini pazarın oluşturduğu, maddi başarıların en önemli değer olduğu bir uygarlıkta, insanlar arası sevgi iliş-kilerinin de meta ve emek pazarım yöneten aynı değişim yolunu izlemesine şaşmak için pek az neden var.

    sevgi konusunda öğrenilecek bir şeyin bulunmadı-ğı düşüncesini yönlendiren üçüncü hata, baştaki sevdalanma ediniminin sürekli âşık olma ya da daha doğ-ru bir deyişle aşk içte olma durumuyla karıştırılmasından kaynaklanmaktadır» tıpkı .şimdi bizler gibi bir-birine yabancı olan iki insan, aralarındaki duvarı bir-den yıkar, kendilerini, birbirlerine çok yakın, duyar, tek bir kişi gibi hissederlerse, o an, yaşanım en heyecanlı en başdöndürücü anıdır, bu an, sevgisiz, kopuk soyutlanmış bir kişi için çok daha harikulade, çok dahil mucizevidir. bu mucizevi» anî yakınlaşma, cinsel çekicilik ve birleşmeyle başlar, ya da birlikte oluşursa gerçekleşmesi çok daha kolaylaşır, ne var ki salt bu yapılarından dolayı, bu tür sevgiler bitimsiz değillerdir. iki insan birbirlerini daha iyi tanıdıkça yakınlaşmalarındaki o mucizevi nitelik, düş kırıklıkları.. çelişkiler, bıkkınlıklarla ilk heyecanlarından arta kalan ne varsa tümünü silip süpürürken kendisi de yavaş yavaş yiter. başlangıçta bunun farkına varmazlar. aslında birbirleri için o yanıp tutuşmalar, deli divane olmalar, daha önceki yalnızlıklarının derecesini gösteren bir kanıtken, sevgilerinin şiddetinin ölçüsüymüş gibi kabul ederler..

    erich fromm - sevme sanatı syf 13-14
  • "(***bozma korkusu yitirme kaygısından da güçlüdür.)" roland barthes - fragments d'un discours amoureux