şükela:  tümü | bugün
2551 entry daha
  • size hiç başarı hikayesi anlatmamıştım değil mi?? hep başarısız hikayeler.. şaşırdınız değil mi?? ben şaşırmadım.. neden?? çünkü başarı bana ait değil.. size berk'le merve'nin hikayesini anlatmış mıydım?? yaklaşın anlatıyorum, sözüm vardı yazı hediye edecektim onlara..

    3-4 ay önce, mephisto'ya gittim 5-6 kitap aldım.. albert camus'un 'sisifos' unu da aldım, 'kafka'nın mektupları' filan.. milan kunderaya mı yazmıştı?? yok milena'ya.. beşiktaş kahvesinde çocuklar oturuyor, yanlarına gittim.. dedim; ''kitapları masaya koyayım da belki bir iki kızla muhabbete geçerim..''

    bir adam kitapları gördü; ''abi sen kafka mı okuyorsun??''

    ben: ''evet kardeşim okuyorum''

    ben iç ses: ''entelektüel muhabbete girecek, dağıtacam oturacak, tehlikenin farkında değil..''

    ''adın ne senin??'' dedim.. ''berk'' dedi.. ''ben de umut memnun oldum'' dedim..

    sonra biraz muhabbet ettik.. adam durdu ''albert camus'u biliyor musun abi, yabancısı var??'' dedi..

    benim iç ses: ''hayatının hatasını yaptın lan, o benim en favorim kitabım, yürü git camus konuşacak halim yok seninle, kamü'ye zamanında 'kamus' dediğim için beni bozan tuğçe'yi, o kitabı bana tavsiye eden tuğçe'yi filan nereden bileceksin, öğreneceksin, anlatmayacağım ki hiçbir zaman, o yüzden uzatma mevzuyu..''

    ben dış ses: ''biliyorum kardeşim, onun düşüş, veba, sisifos falan biliyorum..''

    ben tekrar iç ses: ''ulan tuğçe'nin kuzeni olmasın bu adam, kamü mamü, yine sakata gelmiyim..''

    berk de baktım bir afallama, yazık adam, en iyi bildiğim yerden geldi, normalde harbiden o kadar bilmem diğerlerini.. ''abi onun foucault sarkacı'' var dedi..

    ben iç ses: ''o kitap umberto eco'nun daha fazla konuşma istersen..''
    ben dış ses: ''güzel kitaplar hepsi, öğrenci misin sen??''

    o gün biraz muhabbet ettik.. kardeşi yıldız'da inşaat 1.sınıf öğrencisi çıktı.. 12 senemi vermişim, gidersem okula ararım kardeşinle konuşurum tavsiyelerimi söylerim dedim..

    sonra 3-5 yine karşılaştık aynı yerde.. benim arkadaşların arkadaşı.. herkes biribirini tanıyor o cafede zaten.. aile gibi olmuşlar..

    beni bilmeyen bilmez, bira içmeye yan taraftaki biracıya geçmişsem, kimse rahatsız etmez.. kulaklık varsa kulağımda hele, dokunmazlar hiç.. baktım berk geldi, ''oturabilir miyim'' dedi.. ''buyur kardeşim'' dedim.. o gün acayip mantıklı cümleler kuruyordum gün boyu.. ve bilmeyenler bilir, mantıklı cümle kurmam benim imkansızdır..

    tam dedim ki; ''merve diye bir kız kurtköy'de benim...'' berk dedi ki: ''abi bende de merve var, dur anlatayım..''

    yok şaka yaptım, ismini söylemedi ama sevgili olma aşamasındalarmış, ''n'apsam nereye götürsem'' diye sordu, aklındaki yerleri saydı.. dedim ya o gün mantıklı konuşasım tutmuş.. nerelere götürmesi gerektiğine dair alternatifler sundum..

    adamın şansı işte, mantıklı günüme denk geldi.. konuyu kapattık.. o yan tarafa geçti.. ben 5 dakika sonra geçtim.. ''berk kusura bakma bir tane kız vardı masada, arkadaşımın sevgilisine benzettim, ona bakmam lazımdı o yüzden seninle kalkamadım''dedim.. ''ama zaten o değilmiş benzetmişim'' dedim.. ''olur abi öyle şeyler'' dedi.. bitti konu..

    3 gün sonra yine gittim biracıya.. onlar yanda nargilecide oturuyor.. ulan bu defada eski sevdiğim kızlardan birini gördüm.. şu oyuncak hikayesi anlattığım, tiyatrocu duygu.. onu görünce kalktım, nargileciye geçtim..

    berk: ''n'oldu abi hemen kalktın??''
    ben: ''ya geçen benzettiğim kız yanlıştı ama bu defa harbiden eski sevdiğim kızlardan biri orada..''

    berk iç ses: ''umut abi de benzetiyor işte, sen benzetemiyorsun, o benzetemiyor, umut abi benzetiyor, aynı sean connery..''

    adamın bakışlarından belli çünkü, ''yeter sallama umut abi'' der gibi bakıyor.. tam o sırada taylan dedi ki: ''evet o tiyatrocuların masa mı umut abi??''

    ben iç ses: ''ahanda şerefsizim bilmişim, o kız işte, utandın mı berk??''
    ben dış ses: ''ahanda vallaha bilmişim, o kız işte..''

    sonra berk iddia oynamış, son gole kaldı, ''gel sana bir totem yapayım tutsun'' dedim..

    berk iç ses: ''senin totemin tutsa kendine tutardı be, abi dedik iyice uçtu..''

    ben: ''tutarsa çayını içerim..''

    yaptım totemi, son dakika geldi o gol.. sevindik falan..

    ben iç ses: ''çayı unutmaz inşallah, yüzsüzlüğe vurmayayım işi, ama unutursa vururum vallaha yüzsüzlüğe..''

    berk çayı söyledi, o sevinç falan derken, ''abi kızla da herşey iyi, çok güzel oldu totem falan,'' deyip, o arada kızla konuşuyor..

    ben: ''berk kaç dakikadır yanında oturuyorum, bu kız böyle her dakika yazmıyor sana, harbiden o kadar anlayışlı biri mi??''

    ''berk dur abi göstereyim fotoğrafı'' dedi, fotoğrafı bir gösterdi..

    ben iç ses: ''haydaaaaaaa ulan ben bu kızı tanıyorum, benzeteceğim 'oha' diyecek adam..''

    ben dış ses: ''berk, ben bu kızı gördüm daha önce, bu kız nerede okuyor kardeşim??''

    berk: ''yıldız teknik abi, orayı bitirmiş..''

    ben: ''yeminle tanıyorum bu kızı, aynen bizim okulda görmüştüm, okula döndüğüm yıllardı..''

    hatta üç tane arkadaşı vardı sürekli yan yanaydılar.. ama orada yanılmıştım işte, çünkü üçlü olan arkadaşlar başkaydı.. belki onlar da öyleydi.. ya arkadaş okulda 16.000 kişi var, hangi birini tutayım aklımda.. sonra zaten aklıma geldi ki; bu kız benim kuzenime benziyor diye aklımda kalmış.. adı merve'ymiş..

    neyse aradan 1 hafta geçti, merve'yle gelmişler kahveciye.. tanıştım;

    ben: ''merve, ben seni tanıyorum, bizim okuldansın..''

    merve: ''aynen umut abi, berk bahsetti senden..''

    ben: ''hatta siz hep üç kişiydiniz..''

    ben iç ses: '' biz üç kişiydik.. ben-bedirhan-nazlıcan.. ahmet kaya'dan şarkı okusam mı?? şakanın sırası değil umut, tanımıyorlar seni, şaka samimi olunan insanlarla yapılır, öğren bunu artık..''

    merve: ''doğrudur umut abi, ama o iki arkadaşla artık görüşmüyoruz, okulun ilk zamanları yan yanaydık..''

    merve iç ses: ''umut abi, manyak heralde, herkesin illaki iki tane kız arkadaşı vardır, benzetiyor işte yazık, o benzetemiyor bu benzetemiyor, umut abi benzetiyor..''

    benzettiğimdeki, merve'nin yüzündeki o ifade, bir hafta önce duygu'yu birine benzettiğimde ki berk'in ifadenin aynısı.. o ifadelerin benzerliğini gördüm;

    ben iç ses: bunlar birbirini çok sever, acayip iyi anlaşır, ayrılmaz bunlar, maşallah''

    ben dış ses: ''ben kaçar hadi afiyet olsun''

    sonra o akşam döndü dolaştı aynı masaya düştük.. biraz muhabbet edeyim derken; ''benim aslında camus'la olan hikayemin tuğçe'den olduğunu, kamü'ye kamus dediğimi..'' filan derken koptuk..

    hikaye şu; tuğçe izmir'li bir hanım ablamız.. ve siyaset biliminde okuyor, bölüm birincisi manyak ama çok güzel, gerisi hikaye.. zamanında bana albert camus'un yabancısını önermiş.. ben de okudum, bir gün kantinde konuşunca tuğçe'ye dedim ki; ''yani sonuçta kamus'un dediği gibi varoluşcu.......''

    tuğçe: ''yalnız kamus değil kamüüü o''

    ben iç ses: ''boynun şişmesin kız bir sus, arkadaşlarının yanında rezil ettin beni..''

    o akşam beş dakika sürdü muhabbet.. gitmek zorunda kaldılar.. merve'nin o gün yunan göçmeni olduğunu öğrendim.. ve de olimpiyakos maçı daha yeni geçmiş.. herkese yıllar önce yunanistan'la olan milli maçtaki tuğçe'yle hikayemi anlatıyorum, üst üste geldi hepsi..

    ertesi gün; ''maçı izleyelim''dediler.. gittim antalya'yla 0-0 kalınca neşemiz kaçtı.. 40 saattir de uykusuzum.. onların hatrına gitmişim ama moralimiz bozuk, yine de bari anlatayım dedim, yunanistan'la-tuğçe'yle olan hikayemi.. ve benden neden entelektüel olamayacağını..

    tuğçe izmirli ya, yunanistan'a sempatisi var, komşuları diye..

    10 sene önce yunanistan türkiye maçı vardı, yunanistan'ı deplasmanda 4-1 yendiğimiz maç.. ben de o zaman kalktım msn'de kişisel ileti bölümünde yunanistan'a ''ooooooo nasıl aldık maçı, adamı öyle çevirirler haddinizi bilin lan siz kimsiniz'' bir sürü laf saydım..

    tuğçe girdi msn'e; ''umut sen ne kadar şovenist bir adamsın, biraz sakin olur musun??'' dedi..

    ben de: ''ya yürü git tuğçe, adamlar istiklal marşımızı ıslıkladı, muz attılar bize, defolsunlar..'' dedim..

    tuğçe: ''onu yapanlar da tıpkı senin gibi olanlar, neyse ki benim gibi sağduyulu insanlar sayesinde her iki ülkenin konjonktürel olarak bakıldığı zaman sosyo- ekonomik ilişki...........''

    ben içses: ''ne anlatıyor lan bu manyak..''

    şu an yazıyı okuyanlar iç ses: ''asıl sen ne anlatıyorsun umut, tuğçe gayet mantıklı birine benziyor..''

    işte bu kız yunan bilgeler falan deyince; ''bir okuyayım lan bu adamları'' dedim.. abbowwww elimin ayarını kaçırmışım, yunan bilgeler derken, yedi bilgeler, epikür'ler, herakleitos'lar falan her şeye bakmışım..

    bir gün kantinde karşılaştık tuğçe'yle.. başladı yine; ''yunan bilgelerin dediği gibi..''
    dedim ki: ''yunan bilgeler derken, sokrates-platon-aristo nun olduğu ekol mü, yedi bilgeler mi, yoksa herakleitos, epiküros'lar falan....''

    tuğçe'den tek kelime ses yok.. halbuki umrumda değil, epikürler mepikürler, kızla iletişim kurmaya çalışıyorum ama yazık lan bana harbiden..

    tuğçe iç ses: ''vay manyak umut vayyyyyy yalamış yutmuş yunan felsefesini, 6 ay önce maçlarda holiganlık yapmıyordu mu lan bu adam??''

    umut iç ses: ''lan'lı lun'lu konuşma tuğçe'ciğim, neyse ki benim gibi insanlar sayesinde lan'lı lun'lu konuşanlar sosyo ekonomik düzeyde konjonktürel olarak bakıldığında.......''

    işte yıllar geçti aradan, bu defa olimpiyakos maçı oynandı.. biz maçı 3-1 kazanınca facebook statusume yazdım ki: ''ooooooooo nasıl aldık lan maçı, allah'ın yunanları, haddinizi bilin siz kimsiniz lan??''

    işte o gün anladım ki, benden entelektüel olmaz.. 10 senede hiçbir şey değişmemiş..

    işte orada koptu merve-berk-hafız.. hafız da berk'in kuzeni.. gel hamdi gel, bir sen eksiktin yazıda.. ben ecemsu, buse, melis diyorum, ısrarla hamdi de hamdi..

    prada koptular.. işte o koptukları an çok tehlikelidir.. artık sana bir misyon yüklenmiştir.. ilk konuşmada kopmuşlarsa, artık sen komik bir adamsındır.. ve n'aparsan yap inandıramazsın ki, ben öyle biri değilim..

    ve o gece uykusuz olduğum için, ''bırakmayın konuşayım, çenem düşer uykusuzluktan'' dedim.. ama bıraktılar.. eve geldim ''onları hiç dinlemedin ayıp umut..'' dedim..

    ertesi gün gittim, masaya oturttular.. bakın öldürseniz anlatmayacağım bir şey dedim.. ama 45 dakika aralıksız güldürdüm.. üstelik moralim sıfır.. ikisini gördükçe neşem yerine geliyor.. ben kurtköy'deki merve'ye ulaşamamışım ondan mıdır nedir, onların mutlulukları beni daha çok mutlu ediyor.. sözlükte bir yunan göçmeni.. neyse boş verin..

    ''konuşmam'' dedikçe konuşuyorum, onlara ''gülmeyin'' dedikçe gülüyorlar.. en son baş başa bir oturmuşlar, rakı balık yapıyorlar.. yanlarına uğradım, eve gideceğim, kulaklığımı alıp geleceğim, geçerken; ''bugün bırakmayın kimse otursun masanıza, baş başa takılın'' dedim..

    ulan asıl tehlike sensin umut, asıl sen masaya oturma, kimsenin onlara karıştığı yok zaten.. dönerken kahvede oturacağım; berk; ''abi gel 10 dakika bari otur lütfen, sonra kalkarsın'' dedi..

    bu defa yeminliydim kararlıydım.. konuşmayacaktım.. 3.dakikadan sonra eski yazıları okuyanlar bilir; 'bir ceket bir ilişkinin nasıl heyecanı olabilir' oradan girip, ''sırtımdaki özafagus dövmesini'' anlatırken buldum ama söz verdiğim gibi 20 dakika sonra kalktım..

    merve-berk iç ses: ''yuh artık anlatıkkları gerçek olabilir mi??''

    umut iç ses: ''12 sene sonra mezun olduğum gün temmuz 14'tü.. bir gün sonra darbe girişimi oldu, bu anlattıklarım en sıradan hikayelerim..''

    yazıyı okurken merve-berk iç ses: ''eyvah başka hikayeler de anlatacak, altyapı hazırlıyor:)))''

    kaç gün sonra karşılaştık.. teoman konserine gideceklermiş.. artık nasıl olsa susacağım diye söz vermiyorum, yüzsüz oldum nasıl olsa; ''hani benim biletim nerede??'' diye sordum..

    berk: ''abi dur, kuzenim hafız (hamdi) da istedi bilet zaten..''

    ben: ''benim hayatıma bu saatten sonra hafız'dır, hamdi'dir, ahmet'tir böyle isimler sokmayın, bu bilet mevzusunu da ne ben söyledim, ne de siz duydunuz??''

    ben: ''ya zaten arkadaş, o kitapları ben bir kızla tanışmak için getirdim ilk gün, ben ecemsu diyordum, şansıma berk'le tanıştım..''

    berk iç ses: ''adamı öyle yola getirirler işte, senin konserde ne işin var umut abi??''

    ve o süre zarfında çok konuştum, onlar hiç itiraz etmediler.. ''umut abi sen konuş, biz saatlerce dinleriz'' dediler.. ama onları ben neden çok sevdim?? bir erkek yanında kız arkadaşı varken de, yokken de duruşu aynıysa, o adamdan zarar gelmez.. bu bir karakter meselesidir..

    herkes, kız arkadaşı yanındayken, öne atılır, yarışır, kendini gösterir.. berk hep sessiz kaldı, dinledi, güldü, şakalaştı, yeri geldiğinde konuştu ama karakterinden ödün vermedi..

    merve ise hep güler yüzlü oldu.. ben hala şaşkın şaşkın bakıyorum k; bir kız hep mi güler arkadaş.. bir de nereden seni hatırladığımı hatırladım.. bir ceketin vardı oradan..

    merve iç ses: ''herkesin zaten illa ki bir ceketi vardır umut abi..''

    ve dediğim gibi; ben beşiktaş'ta çok fazla çift gördüm ama 2017'nin çiftini sizi seçtim.. ve de söz verdiğim gibi yazıyı hediye ettim size.. sizin özel mevzularınız olduğu için, her şeyi açık açık yazıya, komediye dökemedim..

    bu arada berk reklam yıldızı oldu, vodafone reklamlarında.. artık meşhur bir arkadaşımız var.. ayrıca tavla'da yendi beni bu adam..

    ''umut abi senin meşhur yazıların bu mu??'' diyecek olursanız, yaptığım sohbetleri hatırlayın, beni kızdırmayın, kızarsam yemin billah 6 saat aralıksız size, süfyan bebiş'ten girer türlü türlü şakaları anlatırım, tek kelime bu defa söz hakkı vermem..

    söz verin, birbirinize sahip çıkın.. ve de 5.nikah şahitliğine beni; öhöm öhöm tamam sustum:)))

    bir ömür boyu daim olsun mutluluğunuz, ben hep gözeteceğim sizi, sizin haberiniz olmadan.. tıpkı yazıdaki o iç seslerinizi, siz farketmeden yazdığım gibi..

    bir de unutmayın; masada sizin konuşmaya ihtiyacınız yok.. gözleriniz yeterince anlatıyor zaten her şeyi.. o yüzden konuşma misyonu bana kaldı..

    merve-berk aynı anda iç ses: ''yazdığın yazıya umut abi, sen yazma bir daha:))))''

    merve-berk anısına yazıldı..