şükela:  tümü | bugün
  • içinde 'sev' olan bir kelime.
    içinde `ev` olan bir kelime.
    içinde, eklendiği kelimeye aile, tanıdık, dost anlatımı katan gil eki olan kelime.

    dünyada milyonlarca insan içinden, size bunların hepsini birden, tek başına düşündüren kişidir bu yüzden.

    don tshort editi: ''içinde lig* de var, o sevgili bi de maçları izletiyosa dadından yinmez gari''
  • dünyanın sonundaki evde bıraktığımdır sevgili. sevgilim.

    "sen benim sevgilimsin."

    ilk kez sevgilim dediğimsin. dolu dolu, titreyerek. gözlerimi hiçbir yere kaçırmadan.

    hep duru gözlerinde başladığım ve gözlerinde bittiğimsin sen.
    başımı yastığa koyduğumda aklıma ilk gelen, gözlerimi kapadığımda ilk belirensin.
    çok beklediğim, pek az sevebildiğimsin.

    sevgilim, sen, bakarken kirpiklerimin birbirine değmesini bile istemediğimsin. yarımsın.

    mahalleyi ayağa kaldıran, niyeti bozmuş sokak kedimsin sen. kapımda öylesine beliriveren.

    ellerimin arasındaki başını, gülümsemeni özlüyorum en çok. gülünce kısılan gözlerini. hiçbir zaman benim olmayan gözlerini.

    yanında uyurken birden uyanıp sana bakmayı özlüyorum. hem de çok. kopup gitmek istiyorum senden. geride bırakmak, denize dökmek, havaya savurmak ya da ne bileyim, sana dair ne varsa yok etmek. onlarla birlikte yok olmak.

    şimdi çelik bir fotoğraf gibisin bana aşkım. bakmaya cesaret edemediğim. bi kedi ürkekliği içinde bir köşeye sinip de uzaktan izlediğim, yanına yanaşamadığım.

    küçük bi çocukken kömürlüğe kaçan beyaz kedim gibisin, minik parmaklarımı yakan kibritlerle karanlık gecelerde köşe bucak aradığım. kibritim bitiyor, parmağım yanıyor, sen yoksun?

    keşke onu bulduğum gibi seni de bulsam bir köşemde. tüyleri kömürden pislenmiş, kocaman gözleriyle bakan kirlikedim gibi. o an çocuk kalbim sana atsa ve kucağıma alsam seni aşkım, olmaz mı?

    ne zaman ellerinden tuttuğumu sansam, aslında bir hayale tutunmuşum ben.
    öyle bir hayal ki, benden bile gerçek. ama her seferinde koyup geçen bir rüyaymışsın sen.

    uçuşan kanatların havaya kaldırdığı bir toz gibi senin etrafında dönmüşüm ben.
    gözlerine, nasıl olur da daha yakından bakabilirim diye düşünürken hepten kaybetmişim. hepten.

    bir kere ağlar mısın benim için? benim senin için ağladığım gibi?
    kimse benim için ağlamadı aşkım. sen ağlarsan belki bilirim sevdiğini. bir kere görsem o gözlerinin benim için biriktiğini, bana aktığını. orda olsam, yanıbaşında.

    gözyaşınla gezinsem yanaklarında, ordan boynuna düşsem bir kuş tüyü gibi.
    için gıdıklansa ve tutsan beni. alıp dudaklarına götürsen, nefesini duysam her bir zerremde. aşkım, desem, sevgilim, desem. elinde kalsam öylece. orda bitsem, ölsem.

    özlesen sen de beni? varsın "özledim seni", demesen.
    sevsen sen de. "seviyorum", demesen. ama sevsen aşkım. uykuyu sevdiğin gibi, denizi sevdiğin gibi, boynumu sevdiğin gibi, sigarayı sevdiğin gibi sevsen.

    çıkıp gelsen yine, patates desen bana. sen benim poğça burunlu kirlikedim, ben senin patatesin. mırlasan kulaklarımın dibinde. her seferinde aynı esprileri yapıp aynı kahkahayla gülsek.

    bi film koysam ben, sen sıkılsan. öpmeye başlasan beni, hiç bitiremesek hiçbir filmi. kırmızı ışıklar içinde havada uçuşan balmumundan balonlar gibi olsak. uçuşurken değsek birbirimize ve tamamlasak eksiklerimizi.

    sevişsek ışığımızda, tenimizde buluşsak. uyusak, uyansak, yine sevişsek.

    sonra beraber kursak kahvaltı masamızı, eskiden yaptığımız gibi. ekmek almaya yollanan çocuk mızmızlığıyla uyansan, kıpkırmızı gözlerinden öpsem, daha sen açamadan.

    tatsam, koklasam seni yeniden. olmaz mı aşkım?

    şimdi senin için ikinci dizesi hatırlanamayan bir şarkı, belki de bütün hatları unutulmuş bir resim gibiyim. sense her bir damarını hatırladığım yaprak. ellerimde kurumuş ve çözülmeye yüz tutmuş bir karadeniz yaprağı. av peşinde bir balık, fıkralarında kaybolmuş bir balıkçı.

    nasıl hatırlarsa öldürülen, katilinin yüzünü, ben de öyle hatırlıyorum senin her demini, baharını, gözlerini, gülüşünü, güzünü.

    hiçbir zaman gelmeyeceksin.
    ama hep bekleneceksin.

    çünkü "sen hâlâ benim sevgilimsin."

    ilk kez sevgilim dediğimsin. dolu dolu, titreyerek. gözlerimi hiçbir yere kaçırmadan.
  • ''ben sevgili mevgili olmak istemiyorum abi artık kimseye. sevgilim de olmasın sevgili de olmayayım. kimliğe buldukları isim rezalet bir kere; ne demek sevgi-li?

    bilgi-li gibi bir şey. ama bir şekilde birisi senin bilgi-lin olursa bir farklı oluyor. bilgi paylaştığım o özel insan oluyor, çünkü özel bilgiler paylaşıyoruz. espri-li, beraber espri yaptığım için özel bir takım sınırlamaların geldiği o farklı kişi oluyor. sadece bizim anladığımız şeylere gülüyoruz. özel.

    sevgili de böyle bir şey, sevgi-li ama tutar-lı değil. vefa-lı da hiç değil. niye? çünkü sevgililerin karşılarında sevgili görme ısrarları ve insan olarak şahsınıza değil, fonksiyon olarak kimliğinize yönelik bir itibarları var. sanki seri üretimdeyiz, iş bölümü yapılmış, birbirine karşı da sorumlusun. sevgi işlerine bakıyorsun, o işlere bakmadığın an da defterden siliniyorsun. öyle ki, sevgilin sana sevgi-sizken niye seni arayayım diyor neredeyse. la olm benle sırf sevişmek için mi beraberdin? o kadar güldük, eğlenmedik mi? muhatap alıp birbirimizle konuşmadık mı? yan yana yatıp bir şeyleri sadece seviştikten sonra mı izledik? bir şeyleri ve birbirimizi sadece sevişecek olma vaadi, tatmini ve teminatı ile mi izleyebiliyoruz?

    ayrıca sen niye birbirimizle olan ilişkimizi romantik komedi gibi kurguladın? niye ben sevdiği söylerken kekelerse daha inandırıcı olacak olan esas çocuk oluyordum da, senin 'o duygu'yu alabilmen için aramızda yaşanan her şeyin evvelce izleyip beğendiğin bir filme benzemesi gerekiyordu? haydi diyelim ki bir filmdik: komedi güldürmeyince, romantizm öldürmeyince ''niye yarısında çıktığım filmdir'' olduk? mercutio öldürülünce, romeo'nun başı belaya girince, hikaye neden bozdu, yeni sezonu bekleneni veremeyen dizi olmuştur olduk? niye birebir insan ilişkilerindeki karakterinden çıktın, oyundan düştün, repliğini unuttun ve tanıdığın, hayatı paylaştığın birine dair tüm motivasyonunu yitirdin? ya da, motivasyonunun konusu niye ben sevgili kokartımı kaybeder kaybetmez bitti? neden elimde giriş kartımla plazanın kapısında kaldım? niye uzun süre görüşmedikten sonra bile hala sadece sevgiliyle konuşur gibi dargın ve küskünsün? neden sevgililik dışında benle bir şey konuşamıyorsun? niye sağlık, sıhhat, afiyet gibi usulen sorulan konular bile sevgililik yönetimi ve siyasetinin gölgesinde kalabiliyor? nasıl sevgi-li bu? nerede hatır-lı? nerede incelik-li? nerede vefa-lı?

    kimsenin sevgi-lisi olmak istemiyorum. birisi gelse de dese: 'hatır-lım olur musun?' olurum. ve sorarım:

    öncelik-li olmadan incelik-li olalım mı? ayrıcalık-lı olmadan korunak-lı olalım mı? dokunak-lı olmadan okunak-lı olalım mı? danışık-lı olmadan barışık-lı olalım mı? bütün bunları karşılık-lı olalım mı? oluyorsak, sevgili de olmamız gerekmeyecektir.

    olacaksak bunları olalım ama olmayacaksak ne olur bu sevgi-li olayına girmeyelim. bokunu çıkarıyoruz.''

    küskü sevgi-li'ye mektup
  • birden oldu her şey. bir anda sevdim sevgiliyi.

    sonra baktım nelerini seviyorum.

    mesela elleriyle yemek yemesini seviyorum, beşiktaş'ta kahvaltı ederken menemeni eliyle yemesini söyledim peki dedi öyle yaptı. ekmeği alıp menemene bandırdı, minik elleri yağlandı hafif. sonra o şekilde yemeğe devam etti. o küçük parmakları ağzına götürüşü bile sevimli geldi, gülümsedim.

    hep gözlerini kaçırıyor. bir yerde oturuyoruz ama mesela konu bitmiş susmuşuz bir kaç saniyeliğine hemen başka tarafa bakıyor. niye diye sordum utanıyorum dedi yere bakarak. gülümsedim yine.

    buluşmak için anlaşıyoruz, ben bekliyorum bir yerde, beni görünce yüzünde çok içten bir gülümseme oluyor ve bana yaklaşınca güvercin adımlarla bana doğru koşuyor. allahım ya gülümsüyorum tabii. içim gıcıklanıyor lan.

    yanımda kitap okuyor, onu izlediğimi fark etmiyor ilk başta, sonra fark ettiğinde dönüp bir bakışı var bir gülüşü var. gözüyle ben de seni seviyorum lan diyor. gülümsüyorum.

    ben çalışırken, telefonla konuşurken beni izliyor farkındayım ama farkında değil gibi yapıyorum. hayran hayran bakıyor. telefonu kapattım yanıma geldi "yavşak benle de ilk başlarda böyle çok cool konuşuyordun, şimdi -başkan nabıyon?'a döndük" dedi güldü, öptü. gülümsüyorsun tabii.

    niyedir bilmem, bir gün gideceğini hissediyorum. hem de yakın zamanda. olsun diyorum, giderken de gülümsetir.
  • sevgililerin bazıları ölür. 22 yaşındadır daha o zaman; dünyanın en güzel kızıdır. kanser derler sonra beyaz önlüklüler, kurtaramazsın, ölür.

    sevgililerin bazıları ölür. ilk aşkındır senin - sen onun ilk aşkısındır. beraber büyürsün mahallelerde, o bisikletten düşünce başına koşarsın, mahalle maçlarında o seni alkışlar. kurtaramazsın ama onu, ölür.

    sevgililerin bazıları ölür. ondan sana bir kaç kare fotoğraf kalır sadece. zeki müren söyler bir yandan - bir yandan fotoğraflara bakıp içersin, kurtulmaz ama yine, ölür.

    bazıları ayrılır sevgililerinden. bazıları da ayrılmak zorunda kalır. o ayrılmak zorunda kalanlar da yaşamaz belki ama hayatta kalır işte öylesine. kendini de kurtaramazsın ayrılmak zorunda kalanlardan biriysen, ölmesen bile yaşayamazsın artık.
  • ortaya cikmasiyla otomatikman abaza sifatini ortadan kaldiran kisi
  • ilki akılda,
    eskisi ek$ide,
    yenisi yürekte
    olmayanı hayallerde büyük yer kaplayan kişi.
  • aslen anlamlı bı kelıme olup, anlamsızca yasamanızı saglayan ınsan...
  • beraber olmaktan maksimum zevk aldıgın ,hiç bitmesin dedigin ,
    kırmaktan en cok korktugun ve mutlu etmek ıcın varıgını yogunu ortaya koydugun ,
    beraber tek bi hayat yasadıgın insan..
  • yanınızdayken gündüzse, o gün 21 aralıktır; geceyse 21 hazirandır. 23 eylülü olmak istediğiniz 21 marttır sevgili.