şükela:  tümü | bugün
  • sevgili günlük,
    dün once uyandim.vi$ne reçeli yedim.
    ali$veri$e çiktim.kadin baktim.
    eve geldim.çi$ yaptim.
    zorla uyuttular.zorla uyuttuklari için dünün yazisini bugün yaziyorum sana ozür dilerim.

    (1987 - 8 ya$indayken yumurtlami$iz)
  • sevgili gunluk;
    bugun 10 da kalktım
    halamlar gelio cok mutluyum..
    ..
    sevgili gunluk;
    10 da kalktım
    bugun cok mutluyum babaannemlere gidıyoruz..
    ..
    sevgili gunluk
    bugun nedense cok erken kalktım,saat 9 bucukta kalktım..
    ama cok mutluyum..teyzemler...
    ...
    8 yasındaki bi insanın tüm mutluluklarının akraba ziyaretlerine baglı olduunu saptadıım hadise..
  • sevgili günlük,
    içimden bir ses aya gidilecek, roma bölünecek falan diyor. hatta ikiz kuleler yıkılacak diyor, ama ben ikiz kulelerin ne olduğunu bile bilmiyorum. hayırlısı olsun...

    (1550, nostradamus)
  • sevgili takvim,
    yarin beni basbakan yaptilar. ben de ankara'ya liman yaparak millete olan borcumu ödetecegim. ama çok yoruluyorum. hatta yorgunluktan sürekli hasülüsas, hasülünis, hasülas, hasünilas, hasss....
    tansu çiller, 2001
  • bu haftaki sayısında tam 5 karede kırmızı tuborg olan bir ersin karabulut koçaklaması. ayrıca bir karede de yeşil şişe tuborg var. karikatür dünyasında efes'in tombul şişesi yahut arjantin olarak sembolize edilen bira, ersin karabulut'un elinde yeni ve kral bir forma dönüşmüş. ağzım kulaklarımda okudum, okurken kırmızı tuborg içmediğim için hayıflandım.

    hikaye yavaş ama sağlam ilerliyor; çizer, büyük taşları yavaşça yerlerine oturtup zamanın geçmesini bekliyor gibi. son karesini okuduktan sonra yeniden dönmek; dönüp de nevizade'nin mükemmel çizimine bir kez daha hayran olmak güzel olacak.
  • kışın ortasındayız ama yumuşacık bir hava var, benim hiç sevmediğim bir şey bu, doğal değil, demek ki ben de doğal seviyorum. biri, zamanında doğal olmadığımı söyledi, doğrudur biz doğal varlıklar değiliz, eğilip bükülüyoruz, tırnaklarımız kesiyoruz, sokak ortasına çiş yapmıyoruz, açıkta çiftleşmiyoruz, sosyal yaratıklarız dedim, lafı çarpıtma dedi. doğal olmanın ne olduğunu bilmiyorum. insanlarla doğal ilişki kurulmaz. elli bin tane filtreden geçeriz. neyse ne ya. sahte olduğumu söylüyordu sanırım, doğru kelimeyi bulamadı, bu hep olur.
    sesimi unutuyorum bazen, bütün gün okudum, uyudum, okudum, muz yedim bir tane, canım bişey de yemek istemiyor, bir market var, ucuz unlu mamüller satıyor, o kadar taze ki ve önü hep kalabalık, hamur yiye yiye öleceğiz sevgili kavmim, tahinli çörekleri çok güzel oluyor, içinde eser miktarda tahin var ama çay ile iyi gidiyor, korkudan gidemiyorum, o kadar kalabalik ki, bu eser miktarı sözlükten öğrendim, ben bu sözlükten çok şey öğrendim, doya doya modadan da, epeydir izlemiyorum, tonsürtonu da oradan öğrendim, çok lâzımdı evet, bu arada erkekler katılmış programa, hep dedikodu, hep gevezelik, moda üzerine çok az şey var, eser miktarda hahahaha, oğlanlar yine bana ykseldi falan diyorlar, lafa bak, yükseldi, bizim zamanımızda herıldyani vardı, her devrin böyle sözel bir modası oluyor.
    normandiya çıkarmasını ezberledim, leoparları, buffaloları, çakalların avlanma stretejilerini, ton balıklarının maceralarını ezberledim. zürafaların dillerinin uzunluğunu, harem kuran keçileri, sırtlanların kız evlada verdikleri önemi, erkek arslanların ipneliklerini... karakalem de tonlama yapmayı, cam eşyaların çizimindeki sorunları öğrendim, portre yaparken nasıl tarama yapılacağını ezberledim ve bıktım, ve tinin fenomenolojisine başladım, sonra bırakıp onunla, yani hegel ile ilgili bir kitaba başladım. işin acı tarafı adamın ömrü hegel ile geçmiş ama o da bin tane farklı düşüncenin içinde kaybolmuş gibi, allah ım hegel hakkında ne çok şey yazılmış, altmış yıllık ömrünüzü hegel' e verebilirsiniz ve sonunda elinize havadan başka bişey geçmez. hegel in mutlak idealimzi şu ama şurada şu anlama geliyor, aslında hegel mutlaktan çok az söz etmiş, kant'ı şu konuda eleştirmiş ve spinozanın mutlak kavramını sert bir şekilde incelemiş, dünyayı yöneten amacın aslında içkin bir formda olduğunu ileri sürmüş, yani amazon ormanlarında kaybolsanız daha kolay çıkarsınız belki, üstelik kitap hegel'e bir tür giriş niteliğinde ama bu büyük adamın her söylediği çok farklı şekillerde yorumlanmış, taban taban zıt yaklaşımlar, işin garibi zevk de alıyorum, bir sonraki sayfadan ne olacak diye diye akıp gidiyor cümleler ama schopehaeur hegel'e uyuz oluyordu onu anlamak için 'hayat çok kısa' demişti, oğlum dedim kendime dışarıda bahar gibi bir hava var, yürüyüşe çık , hegel'den sana ne, sen bir çiftçinin oğlusun, hem yarın ruzi mahşerde iki elin yana gelince ne bok yiyeceksin, sana soracak münker ve nekir, hegel diyalektiği sormayacaklar herhalde, çocukken ne korkardım bundan, mezara girince ne olduğunu anlatırlardı, imam 'talkın' veriken meleklerin gelişini duyarmış, hey yavrum hey, hayatımız korku tüneli gibi geçti ya lan, beyhude yaşadın be adamım be, öyle değil mi, öyle, kanepeye uzanmış hegel'i anlamaya çabalıyorsun, kimsenin de anladığı yok, anlamak değil ya bu, öyle bir çabam yok, ee ne ya, merak sadece, merak edecek başka bişey yok mu, yok, ay'a gidiyor oğlum millet, 23 te uzaydaymışız, sen oturup hegel oku, ya neyse uzatma, başım ağrıyor bak, çay mı yapsak, ton mu yesek, bak aklıma geldi, ben hiç ton yemedim hayatımda, böyle nice şeyi yapamadan göçeceğim, çilli kızla hiç konuşmadım, lisede aynı sınıfa düştüğümüz halde, zaten kızların yüzüne bakamazdın ki, evet, yine geldi aklına, hegel melankoli krizlerine girermiş, nasıl yazmış arkadaş bu kadar metni, ee tabi tv yok, trafik yok, hegel tanrıya inanmış mı, kuşkusuz öyle, ama bizim anladığımız anlamda değil sanırım, bu adamların tanrıları da farklı oluyor tabi, tanrım sen şimdi ne yapıyorsun, ben bunları yazarken sen ne yapıyorsun, senin de bir amacın var mı, neden bir amacın olsun ki, off bu nasıl günlük lan, soğuk hava dalgası geliyormuş, lütfen çabuk gelsin, kar yağsın bir metre, ben de tinin dünyasına gireyim, demiş miydim bu gün kimseyle konuşmadım, baba bunu da yaptınız sevgili insanlar diyeyim oğuz atay gibi, neyse, bence bu kadar yeterli eyyy sikko günlük, eyyy diye bağıracağım bir gün, sokağa çırılçıplak çıkıp bağıracam 'eyyy amerika, eyyy cehapeeee,' sen kimsin ya ahahaha, düşünsene koşuyorsun sokakta göt baş açık, şaşkın bakan birine, sen kimsin yahahahahah....
  • sevgili günlük,
    bir yemin ettim ki dönemem.

    (hipokrat)
  • sevgili gunluk, ananı avradını zikym...
  • sevgili günlük;

    sana anlatacak bir hikayem var yine...hiçbir başlık altına yazamayacağım bir hikaye, beni sen anlarsın diye düşündüm. beni "yine sen" anlarsın diye...
    bak dinle, başlıyorum.

    yüzümde kocaman bir gülümseme. kadıköy’deyim, kavuşmuşum istanbul’a. dostların yanına gidiyorum, mutluyum. bir kavuşma daha, hem de en kıymetlisi...

    dolmuştan erken inmişim. dalmışım kadıköyün sokaklarına, hava yağmurlu, olsun onu da özlemişim diyorum. ilk defa görüyormuşum gibi yürüyorum sokaklarda. yürümüyorum koşuyorum. yürümüyorum emekliyorum. hepsi bir arada, garip.

    dönüyorum yine bir sokağa. bir köpeğe takılıyor gözüm. onu seyrediyorum biraz, kafamı çeviriyorum tekrar sokağa. iki kişi. bir kadın, bir erkek. elleri bir arada. sevgililer. biri eski sevgilim, biri dostum. saniyelik bir bakışma; çok uzun ve çok kısa. anında arkamı dönüyorum, geldiğim yöne. dönüp bakamıyorum bir daha, göreceğim şeyden korkuyorum. çok korkuyorum.

    aklım almıyor. eski sevgili değil mevzu, keşke o olsaydı diyorum. hislerimin arasında adı yok ki ne zamandır ama ya diğeri? dostum, yanında ben gibi olduğum birkaç insandan biri diyorum, omzunda ağladığım diyorum, gecenin bir vakti koşup gideceğim insan, koşup gelecek insan diyorum, beni herkesten çok teselli eden oydu diyorum, benim sesim bile çıkmazken en ateşli küfürleri savuran beni üzenlere, “ahh bir karşıma çıksa” diyen hep oydu. istanbul’a gitmeden ilk aradığım yine oydu. “bursa’dayım haftasonu, ama pazartesi bende kalıyorsun bak, anlamam ” diyen oydu...ben ondan duydum tüm bunları, hatta daha da fazlasını.

    hiçbirşey söylemedin mi? diye soruyor anlattığım birkaç dost. kızıyorlar sessizliğime, hiddetleniyorlar, söyleniyorlar. ne söyleyebilirim ki? benim böyle durumlar için kelimelerim, cümlelerim olmadı hiç. hiç yaşamadım ki bunu, hiç yakıştırmadım ki sevdiklerime, utanırım. çok utandım...

    aklım hiçbir zaman da almayacak. sevgiyi anlarım, aşkı anlarım, karşı koyamadığın hisleri anlarım. büyük konuşmayı sevmem ama anlamak için çabalarım, denerim... bu çabayı hakeden paylaşılan onca şeyi düşünürüm, dinlerim. hepsini anlarım belki de anlayamadığım tek şey şu; aşk için bu kadar cesur olabilirken insan, göze alırken herşeyi; kaybetmeyi, kazanmayı, bunu açık açık anlatma cesareti nerede? hissettiklerini anlatamıyorsan olduğu gibi, “bak böyleyken böyle” diyemiyorsan, ben senden duymuyorsam, senden öğrenmiyorsam, saklanıyorsan, saklıyorsan... yaşadığına da, hissettiklerine de inanabilir miyim artık? seni anlamaya çabalayabilir miyim artık? şimdi çalan telefonlar, gelen mesajlar, hiçbirşeyin önemi de yok. söyleyecek tek kelimem hala yok.
  • sevgili günlük
    bu kadar zamandır yazıyorum bi kez olsun dönüp bakmadın, sen de bana yazmadın... seni kendine kilitliyorum bi daha da açarsam alla belamı wersin... yaşasın karşılıksız sevgi.