şükela:  tümü | bugün
  • belki, evet belki hala sevgilisinin gözlerinde şampiyon olan dövüşçüdür, ismet'tir.

    evet orkidelerim, ben sevgilisinin önünde dayak yiyen o talihsiz dövüşçüyüm.

    1942'de savaş başladığında almanya'dan türkiye'ye göçmüştük, sevgilim helen ile inanılmaz bir ikiliydik, almanya'da başlattığımız o müthiş birlikteliliğimizi istanbul'da da sürdürebileceğimize inandık ve ayrılmadık. o her zaman yanımda oldu, o gün de yanımdaydı ve ben onun karşısında acımasızca dövüldüm, şakaklarımdan akan kanları silerken gözümün önünde sadece o belirdi, diğer flu varlıkların arasında en net görünen oydu, yere düştüğümde hala ona bakıyordum, "ismet" diye bağırması yıllar geçse bile kulaklarımdan silinmedi, bir yandan onu, diğer yandan intikam istiyordum...

    hocam mike ingiliz asıllı bir yeraltı dövüş ustasaydı, paraya ihtiyacımız vardı, tek bildiğim şey dövüşmekti, helen "ismet gir bir maaşlı işe bulaşma artık" dese de yapamıyordum, yumruklarımı birkaç kişinin suratında patlatmak kadar zevkli hiçbir iş olamazdı. açtık, açıktaydık, işin kötüsü helen'i dinlesem bile dünya savaşı piyasayı alt üst etmişti ve tek bir iş bile yoktu. dövüşmek zorundaydım, mike hocama "bana dövüş ayarla" dedim, mike hocam ise "seninle bu konuşacaktım, büyük bir yeraltı organizasyonu var, ama..." ama demesi beni işkillendirmişti, "aması ne" diye sorduğumda "sonunda ölebilirsin, bunlar zengin yabancılar, bunlar kan istiyorlar" dedi, "beni öldüremezler" dedim.

    ödül bir hayli iyiydi, kazanırsam bir süre çok çok rahat edebilirdik. savaş zamanı o parayı alırsam helen'le aşırı mutlu birlikteliliğimiz, altın gibi sarı çocuklarımız olabilirdi. 4 turdan oluşan dövüşte sona gelmiştim, azgın boğa tyler lakaplı ingiliz bir boksörle finale kaldım, adam neredeyse iki katımdı, helen'in gözleri önünde yediğim yumruklardan çok, helen'in bana olan inancını kaybetmesi üzüyordu beni, mike hocam tam havluyu atacaktı ki havluyu havada kapıp geri fırlattım, gözlerim yuvalarından fırlarcasına bağırdım ve tyler'a ardı ardına vurdum, intikam istiyordum. tyler o kadar sersemledi ki dövüş salonunda ismi sersem tyler olarak anılmaya başladı. 5.round'ın sonunda tyler ve ben, ikimizde bitkindik. nolduysa o an oldu, birden koluma öylesine bir acı saplandı ki kolumu kaldıracak halim kalmamıştı, tyler üst üste vurduğu darbelerle beni yere serdi. gözlerim kapanmadan önce gördüğüm son şey helen'in ağlamaklı bakışlarıydı, ben gözlerimi kaparken o da kapıyor ve sanki bana "şampiyon" diyordu...

    ben onun şampiyonu da olsam, üç gün sonra gözlerimi hastanede açtığımda hiçbir bok olamadığımı anlamıştım. o günden sonra helen'i hiç görmedim çünkü yazdığı mektupta "seni kaybetmeyi görmek istemiyorum" demişti. ben onu sonsuza dek kaybetmiştim, benim ölümümü görmek istemediğinden terkedilmiştim, yıllar sonra helen'in ölüm haberini getiren 62 yaşında sarı oğlumu gördüm, koşarak bana sarıldı ve "baba" dedi. bu sevimli çocuğun böylesine yürekli baba deyişi kalbimi cız ettirdi. "annem bana, baban bir şampiyon" demişti, dedi. ben de ona "baban bir bok değil, sadece ismet" dedim. arkadaşlarının deyimiyle, orkide ismet...