şükela:  tümü | bugün
  • sırf bir sevgilisi olsun diye sevgili edinmeyen insandır. bitmek bilmez sevgili triplerinden, dırdırından, kıskançlığından uzak olmayı tercih edip, hayatın tadını tek başına çıkarmayı da bilir. etrafındaki dandik ilişkilere tanıklık ettikçe kendi yanağından bi makas alıp 'aklımı seveyim' der.

    doğru insanı buldu mu affetmez, o ayrı...
  • o kadar daralmıştım ki ayakkabılarım bile ayağıma dar gelmeye başlamıştı. ensemden terler akıyor, biraz serinletsin diye sipariş ettiğim kola dakkasında sıcacık olmuş gırtlağımı törpülüyordu. sinirle kasılan ellerim kolanın bardağını boynunu sıkarak öldürmek istercesine mengeneleşmişti. selam verir gibi bir sağıma bir soluma bakıyor mamafih bir kaçar yok bulamadıkça bunaltıdan derin derin soluyordum. şu anda oturmakta olduğum masada benim bu iç çekişlerimden bile daha derin olabilecek başka bir şey, nesne, kavram, görüş yoktu, hiçbir zaman da olamayacaktı. sinirimin asıl sebebinin bu olduğuna inanmak istiyordum.

    insanlar sevgilileri olsun isterler, sevmek ve dahi sevişmek isterler, bu ortalama bir insanın en tabi hakkıdır ve kesinlikle derin mevzular değildirler, sevmek bile aslında derin bir hede sayılmaz yani. mamafih yüzyılımızda henüz önümüze gelenle sevişemediğimiz ve tüm insanları sevemediğimiz içindir ki sevişme ve sevme potansiyeli olup da bunu değerlendiremeyen bizlerin fazla enerjisi bir şekilde dilimize ya da elimize vuruyor, bu da çevrede bunu gözlemleyecek ayardaki insanlar için enteresan manzaralar oluşturuyordu, bu da belki olaya birazcık derinlik katıyordu.

    masamda birbirini pek de tanımayan kızlı erkekli ve büyük bir bölümü sevgilisiz genç nüfusa baktığımda her birinin aşkla, sevgiyle dopdolu olduğunu görüyordum. yanaklar kızarmıştı, bir şeyler anlatma gayesi içindeki erkekler coşkuyla seslerini yükseltiyor ve ellerini kollarını heyecanla sallıyorlardı. kızlar komik olmayan esprilere bile gülecek kıvamdaydı.

    mesela, beni bu grotesk ortama dahil eden arkadaşım resmen tütüyordu. herkesin dikkatini toplayıp da okulda başından geçen komik sayılabilecek bir olayı anlatırken sadece ben altyazıları takip edebiliyordum. "amamamamamam" yazıyordu bu alt yazılarda.

    arkadaşım birkaç haftadır sevgilisizdi. geceleri sıcak basmaya başlamış, balkona çıkıp bağrındaki ateşle göğsünü yumruklayacak duruma gelmişti çoktan. birlikte bir şeyler yaparken bulunduğumuz cafe, kantin ya da bara bir kız geldiğinde gözlerini ondan almaksızın "...karı..." diye mırıldanan bir şahsiyete dönmüştü. çok fena durumdaydı, gece bir kaç elemanla birlikte kağıt oynarken bir anda "oof şimdi bi karı olsa da siksek" diye bağırabilen, iki bira içince son birkaç haftadır tespih çeker gibi otuzbir çektiğini anlatarak libidosuyla haklı olarak övünen bir yaratığa dönüşmüştü.

    onun için çok üzülüyordum. bir an önce sevgili bulmalıydı. yoksa bu enerji bir gün öyle bir açığa çıkacaktı ki kendimi arabaların altına atardım da bu herifin önüne çıkmazdım, o derece.

    şimdi ortamını bulmuştu ve enerjisini masadaki tüm kızlara en adil biçimde dağıtmaya çalışıyordu. bu çocuk sevmek için yaratılmıştı, aslında çok nazik bir ruha sahipti, içinde bazen fırtınalar kopuyordu, insanlar onu çoğu zaman anlamıyordu. bunları tabi ki ben söylemiyordum, şahsi kanaatim kesinlikle bu yönde değildi. bizzat kendisi, masadaki kızlara komiklikli şakalı bir üslup ile bir kaç haftadır boşta olduğunu beyan ediyordu. resmen bir pazarlama şaheseriydi.

    masada bir kaç sırtlan daha vardı ancak bu eşsiz enerji kaynağının karşısında pısmış, homurdanarak kolalarını içiyorlardı. kızlar ise gözleri parlayarak "sevişilmeden geçen her dakika ziyandır, insanlık adına utanılmalıdır" diye höykürerek kendini bile aşan arkadaşı izliyordu. ancak büyük bir sorun vardı; masadaki kızlar bu lafları gülerek dinleyen ancak iş icraate gelince "eve geç kaldım", "kedinin kumu pis" vb. bir bahaneyle ortadan yok olan cinsten kızlara benziyorlardı. bu sorun resmen çağımızın vebası idi, bir erkek tarafından sevilmek istediği halde adam düz duvara tırmanır hale gelmedikçe bedeninin narin kıvrımlarını ellerden hatta gözlerden bile sakınan bu nazlı fettanlar karşılarındakini kıvrandırmaktan duydukları kıvancı başka hiçbir şeyden duyamıyor, ne kadar kapıda bekletirlerse, ne kadar mesaj gönderttirirlerse ne kadar kapris çektirirlerse o kadar övünüyorlardı. bu kızlardan birini kafalayabilmek için amansız bir laf ebesi, en sağlamından bir sabır taşı, cüzdanı kalın vakti bol bir cengaver olmanız gerekiyordu kısaca.

    temelde bu masadaki ben dahil bütün herkes, diğer masadaki insanlar, garsonlar ve buranın sahipleri, hepimiz sevişmek istiyorduk. ama kimse sevişme isteğini açık açık söyleyemiyordu. kimisi sevişmeyi ödül olarak sunuyordu. kimisi utanıyordu, kimisi umutsuzdu, kimisi insanı korkutaak kadar çok umutluydu, kiminin çükü kalkmıyor, kimininki herkese kalkıyordu. ama hepimiz sevişmek istiyorduk.

    peki neden hepimiz aynı derecede, aynı şekilde sevişmek istemiyorduk ki. neden kızlardan biri şimdi elemanlardan birini seçip kucağına oturmuyor, boynuna sarılmıyordu. neden kendini yırtan arkadaşım bu kadar kıvranacağına bir kıza "seni çok beğendim" demiyordu.

    daha ilginci neden diğer elemanlar pısmıştı, neden şanslarını zorlamaktan vazgeçmişler, kaptırdıkları hakimiyetlerini tekrar elde etmeye çalışmıyorlar, bu gece evlerine yalnız dönmeyi kabullenmişlerdi. ya da neden kızlar da -birisine atlasınlar değil- kendilerine beyaz atlı prens bekliyorlardı, aşağısının kurtarmayacağını düşünüyorlar, armudun sapı üzümün siki diye insana daral getiriyorlardı.

    masadaki kızların hepsi gözüme güzel gözüküyordu, elemanların hali beni baya güldürüyordu ama içime bir sıkıntı çöküyordu. insanların çeşitliliği beni geriyordu, kategorize etmek beni yormaya başlamıştı bile. bu gece nihayete erdiğinde bu masadaki insanlar sevgilisiz olarak kalkacaklardı. en azından bir geceyi daha sevgilisiz atlatacaklardı. arkadaşım kendini tespihe verecekti, kızlar yürürlerken bilmemkim sana yazıyor diye kikirdeyeceklerdi. ama sevgilisiz olacaklardı, elleri dilleri boş yere boş amaçlar için çalışacaktı.

    bana faydasız tüm eller ve dillerin adına kalktım. kızlar önemsemediler zira onlara bir faydam dokunmuyordu zaten şu anda. erkekler ise potansiyel bir rakiplerinin elimine olduğunu düşünüp bir nebze sevindiler. bense "herkese bol şans, donsuz geceler dilerim" diyerek kendimi kaldırım taşlarına verdim. sevgilisiz yaşamak çoğu insan için bir seçim değildi, kimisi sike sike bu şekilde yaşamak zorunda kalıyordu, belirsiz bir süreliğine, bazen kendini ekmek bulamayıp pasta yiyen bir aristokrat zannediyordu ama bir sevgili bulunca midesiydi, aklıydı şu kadarcık kalıyordu. kaldırımda alımlı kadınlar yürüyordu, istemsizce telefonum cebimden çıkıyor eski sevgilimi arıyordu.

    sevgilisiz yaşayabilen insan yoktu, belirsiz bir süre, -5 dakika ya da 50 yıl olabilir- sevgilisizliğe dayanabilen ya da dayanmak zorunda kalan insanlar; onların nedenleri ve sonuçlarından oluşan kocaman bir deniz vardı ve insanlar bu denizde birbirlerini amaçsızca boğuyorlardı.
  • sevgili arıyordur ve farkında değildir. bu aramayı uzun ve ağır ilerleyen bir süreç olarak kabul edersek eğer, bu süre zarfı bu kişiyi sevgilisiz yaşayabilen insan kategorisine sokabilir.
  • sevgiliden kasıt sadece belirli anları değil de tümüyle hayatı paylaşabilecek eş olarak tanımlanıyorsa mevcudiyeti mutluluk veren insan.
  • rebound yapmaktan hoşlanmayan, insan gibi insandır.
  • gerçek bir şeyler hissetmeyip karşı tarafı oyalayacağına yalnız kalmayı tercih eden kişidir.bana göre oldukça da cesurdur.zira yalnızlık cesaret işidir.
  • aç kalabilen insanla eşdeğerdir.
  • aa bu benim lan bkz. verebileceğim durum(bkz. özürlüyüm o yüzden bkz. veremiyorum, çok fazla bkz. yazdım galiba) cidden insan yalnız olmayı sevebiliyor hele benim gibi yalnız gezmeyi yalnız içmeyi yalnız yemeyi seviyorsanız.
  • birileriyle aynı evde yaşamaya bile tahammül edemeyen; çok uzun süre kalabalıklar arasında kalınca boğulduğunu, bireyselliğinin zedelendiğini düşünen tarafımın durumu göz önüne alındığında, kendisinin dahil olduğu kategoridir. günde 3-4 saat tek başına oturup bir şeyler okumak isteyen, insanlardan çabuk sıkılan, dünyayı sıkıcı bulan bireyler de sevgilisiz yaşamaya meyilliler sanırım. sosyopat olmakla sosyal ilişkileri sıkıcı bulmak aynı kefeye konamaz elbette. dört kulağım, dört gözüm de yok, çok sıradışı bir durum olmasa gerek sevgilisiz yaşamak. yaşamak fiilini yeterlik kipinde çeken bağımlı, kendi ayaklarının üzerinde duramayan, ayrılık durumunda hayata küsmeye meyilli şahıs da kendine ders çıkarsın durumdan.