şükela:  tümü | bugün
  • sait faikin mektup şeklinde yazdığı öyküsü
  • potansiyel ısı ve ışık kaynağıdır.
  • her yerde seni görmek, bakışlarımdaki donukluk, zamansız dalıp gitmelerim, senin varlığın fikrinin zihnimi öyle meşgul etmesi ki hayalini bile kuramam, beni kuşatan yalnızlık, arkada çalan müzik, olmayan ama hiç aklımdan çıkmayan ve her daim beni çağıran uçurum sesin, kuş olup uçma fikri, hayalim, hayallerim, hayat ve onun imkansızlığı, çıldırmak, boğazımdaki düğüm, içimdeki burukluk, gönlümdeki kırıklık, mahcubiyet ve hicab, imkansızlıklara götüren sözler, hayaller, hayallerim, bekleyişim ve gelmeyişin, hiçbir şey demeyen bir yaşamın umursamadan akışı, haberim, habersizliğim, bîhaberliğin, sınırsız yaylalarda gezinmeye alışkın aklımın sabitliği tek noktada, ellerin, gözlerin, yaralarım yaralandığım, gözümün feri, gözümün nuru, senin yokluğun, mahpusluk, yaftasızlık, ışıksızlık ne kadar zor! artık ağlamıyorum.

    şimdilerde hep seni unutmayı düşlüyorum uykusuzluklarımda. bu bile fikrini atmıyor aklımdan. oysa senin varlığın değil miydi benim yüreğimi ferahlatan, gözlerimi güldüren, neden bu kadar mutlu olduğumu soranlara karşılıksızlığıma sebep. neden şarkılar hep seni anlatıyor? neden her şey bu kadar gözlerimi yakıyor? neden her şey bu kadar anlamsız, neden herkes bu kadar manasız bakıyor bana şimdi?

    yazdıklarım hep seninle başlıyor, yazdıklarım hep seninle bitiyor. kalemimde biten mürekkebin bıraktığı son iz sensin. merak etme, ilk iz de sensin. ne çocukluk rüyalarım, ne gençlik hayallerim, ne yaptığım planlar var aklımın labirentlerinde. sen kocaman bir labirent olmuşsun, hiç bilmediğim koridorlarda aç, susuz dolanıyorum devamlı. elimi nereye uzatsam sana dokunuyorum, nereye baksam gördüğüm sensin. her akşam batan sen, her akşam batmayan sen, her sabah doğan sen, her sabah doğmayan sen. sensizlik kuşatıyor bu zalim şehri ve artık şehirsiz kaldım. insanın gönül sarayı yıkıldığında, sokaklarda dolaşacağı bir şehri kalmıyor. insanın mihrabı olmayınca, nere döneceğini şaşırıyor.

    nedense içimde delice bir his… bu masalı beraber bitireceğiz. hislerle devam etmiyor hiçbir zaman yaşam. hissetmek ne kadar hayatî olsa da yaşayışımızda, artık onlara güvenecek gücüm kalmadı. yoksa sadece bir masal mıydın, çocukluğumla dalga geçen?

    kalemim bitti kimbilir kaç kelime önce, hala yazmıyorum bunları kağıda. yokluğuna da ancak bu yakışırdı! yokluğu böyle sihirli birinin varlığı hep beklediğim. oysa önümde hiçbir şey yok ve arkamda hiçbir şey yok.

    geçen gün kaç kar tanesi düştü şehre? güneş kaç tanesini eritti? ya ben sana kaç mektup yazdım hiç gönderilmemiş? kaç kelimenin kanı bulaştı elime? kaç tanesini öldürdüm senin surlarını geçmek için? kaç tanesini, kaleni fethetmek için öldürdüm? sahi, kaç kere öldüm? her kelimenin önünden, elimde sancağımla koşan ben değil miydim?
  • kavak yelleri estiği yaşlarımızdayız. türkçe'ye vurgunluğumuz başlamış. zaten varmış da yeni yeni farkına varıyoruz aslında. mahalleden, sokağımızdan her fırsatta geçen, bakıştığımız bi delikanlı var. (çıkmak, birlikte olmak falan ne demek, uzaktan bakışıyoruz bu da aşkın bir çeşidi işte)

    yatılı okula gitmişiz. dışardan gündüzlü arkadaşlardan bir adres edinmişiz. okul idaresinin okumasını istemediğimiz mektuplar oraya geliyor. bir gün bakıştığımız elemandan bir mektup alıyoruz. gözlerimiz yuvalarından fırlaya fırlaya, inanamayarak okuyoruz. neden gözlerimiz böyle bi mesai içersine girmiş, onu da söyleyelim, mektup "ruhum" diye başlıyor.
    ilk yumruk...
    devamı aklımda kalmamış ama "ruhum" yeterince açıklayıcı bir kelime zaten. inanamaz inanamaz okuduk. kah, "ulan bu çocuk bu mektubu yazmış olamaz" diyor şüpheler denizinde boğulayazıyoruz. kah "ama yazmış işte helal olsun" diye salakça kibirleniyoruz.

    gel zaman git zaman, okul tatil oluyor ve kasabaya dönülüyor. kasabanın pazarı salı günleri kuruluyor. salı pazarında sersem sepelek dolanırken, bir adam destanlar, türküler ve eski kitaplar satıyor. meraklıyız ya, mektup kitabı alıyoruz elli kuruşa.
    kitap bir çok mektup örnekleriyle dolu. askerdeki oğula mektup, sıladaki anaya babaya mektup vs. şeklinde nadide örnekler var.
    ınnınınnnnnn
    en son örnek şu: uzaktaki sevgiliye mektup.

    sıkı duralım lütfen. "ruhum" diye başlıyor. ve bana gelen mektubun noktası virgülüne kadar aynısı. tıpkısının aynısı
    ne aynısı be, noktalama işaretleri bunda var, bana gelende es geçilmiş...

    ne ruhum'u ya, nerden çıktı şimdi bu? yaş on beş, ruh ne? ruhsar ne? gönlümüz kırlarda papatya toplamaktan kıpır kıpır... deliyiz, delikanlıyız, kanı deliyiz, kaynıyoruz, ne ruhu?

    aşk o dakka bitiyor.

    the son
  • insanoğlunun yazdığı ilk mektup, bir erkek tarafından sevdiği kadına yazılmıştır belki de bir kadın sevdiği adam için yazmıştır.**
  • bir sait faik eseri.

    "insanların birbirini yediği şu büyük kavga dünyasında iki insanın değil, binlerce insanın, dinden, ideolojiden, herşeyden uzak, fakat herşeye rağmen seviştiğini görmeseler bile bilsinler. büyük laflar söylemeden, 'hakikat budur!' bile demeden insan olduğumuzdan beri olagelen, bir başkasında kendimizi duyabildiğimiz, hatalarımızı ve meziyetlerimizi anlayabildiğimiz şeyi yapalım: sevişelim.

    belki herşey hakikattir. belki her kavgada bir hak, bir haklı ve bir haksız vardır. fakat aşkta ne hak, ne haklı, ne haksız, hatta ne de bir hakikat vardır. onda yalnız bütün bunların yokluğunda olan birşey, güzellik vardır.

    hiçbir şeye inanmıyorum sevgilim. yalnız senin ve güzelliğin -senin güzelliğin değil, o tamamen ayrı birşey- büyük harflerle bir güzellik var olduğuna inanmıyorum. buna da inanmamak denmez, çünkü bütün gazeteler, bütün mecmualar çünkü bütün dünya bize bıyık altından gülümsüyor. bize 'inanmayanlar' diyorlar.

    harbi yapan onlarsa, onu bitirecek biziz. bütün kış buluşamayacağımıza sen memnunsan mesele yok! yazın ben seni yine bulurum. belki harp de bitmiş olur. o sana vaadettiğim gezintiyi yaparız. bizim adanın kenarında beyaz evler filan yok ama, o kadar vahşi kayalıklar, o kayalıklara asılmış çam ağaçları ve kaya, kuş, tepe, çiçek gölgeleri var ki... sesim güzel olmadığı için sandalımıza bir de gramafon koymayı düşünüyorum.

    merak etme. gramafon plağı tek insan sesli olmayacak; bir koro, şöyle kalabalık ve bilhassa çocuk sesli kadınların ve kaıdn sesli çocukların beraberce okudukları bir saadet şarkısı...

    sen de sevmezsin tek insan sesini değil mi?"
  • hain bir suikast sonucu yaşamını yitiren gazeteci hrant dink ’in eşi rakel dink'in, eşinin ölümünün ardından kaleme aldıgı, asla unutulmaması gereken; iç burkan, aglatan; ne yazık ki hiç bir zaman postalanamayacak mektup.

    sevgiliye mektup/rakel dink (bkz: #10510802)
  • biteviyedir:
    "dar dardım da darılamda da geldim gak guk"
  • şöyle bir örneği olabilir:
    'benim sevgilim,
    şayet sen bu yazıyı okuyorken ben seni düşünmüyorsam topum! her zaman aklımdasın. seni çok seviyorum
    senin sevgilin' *