şükela:  tümü | bugün
1904 entry daha
  • aşk duyulmayan biriyse "gözünün üstünde kaşın var." bahanesinden dahi ortaya çıkabilen, aşk varsa epey bir yükselebilen veya tamamen yok olan soyut kavram. bu eşiğin var olup olmaması kişiye ve o aşkın düzeyine bağlıdır. bu eşiğe çok kolay bir şekilde takılıp düşülebileceği gibi; o aşk, bir duvar halini alıp vazgeçme eşiğindense koruyucu bir çeşit güvenlik duvarına da dönüşebilir.

    ben de açıkçası, eşiklerin o kadar kolay ulaşılabilir olmamasından yanayım. içinde yaşadığımız zaman bir aşkın yaşanabileceği hem en iyi hem de en kötü zamanlar. iyi; çünkü bu zamanda âşık olmaktan büyük bir asilik de özgürlük biçimi de yok. yalnızca birini sevmek ise çok güzel. kötü; çünkü aşk şehvetle karıştırılır oldu, paylaşılan yataklar ve ruhlar çoğaldı. çoğu insan için aşkın ifadesine bile gerek yok, bir sevişse yetecek ve belki de o eşikler bu yüzden ilişkilerin kısa ömürlü olmasına neden oluyor.

    yaşadığımız zamanın insanlar üzerinde yansıması olan, her şeyden mahrum, yoksun olmaktan, kendini ifade edememekten, kendini tanımayıp sevmemekten kaynaklanan bireysellik insanları öylesine büyülemiş ki kimse diğeri için bir şey yapmak istemiyor. ilişkilerde geçerli olansa esnaf mantığı: "alacağını al, vereceğini ver. sonra da s.ktir ol git!" o zaman da "gözünün üstünde kaşın var. ben, göz üstünde kaş istemem, orada olması gereken şey dudaktı." veya "senin neden bilmem neyin yok?" diyerek o eşiği görüveriyor.

    bu nedenle bir insan âşık olmuşsa, paylaşılan yataklar ve ruhlar bu kadar çok olduğu halde yine de sevgilisinin düşüncesiyle kendi yatağına giriyorsa, seks bolluğunda aşkı bulabilmişse, sevgilisini hep seviyorsa ne mutlu ona. bu insan, eşiği görse ne olur görmese ne olur? en fazla aynı kişiye yeniden, yeniden âşık olur ya da kendi eşsiz dünyasında, hastalık hastası yaşlıların, vücutlarında hastalık araması gibi, ilişkisindeki vazgeçme eşiklerini aramaktansa aşkını tazelerdi. belki de eşiklerden atlamaya meraklı olmaktansa bir aşkı aşk yapan budur.
  • * baştaki sevgisizliğinin, acımasızlığının, umursamazlık ve kayıtsızlığa dönüştüğü,
    * ayaklarınızın altındaki zeminin kaydığı, zorlukla koruduğunuz iç dengenizi yitirdiğiniz,
    * ilgisinin başka yerlere kayıp, duyargalarının çevresinde yeni insanlar, yeni yüzler algıladığı
    * zamanın onu iyileştirip, sizin ağzınıza ettiği,
    * sessiz yardım çağrılarınızın, sevginizin, kendinizi anlatma çabanızın çığlığa dönüşmesine, omuz silkerek "boş işler bunlar" dediği;
    tüm bu olanları görüp, idrak ettiğiniz, * kabullendiğiniz an.

    kapının yüzünüze çarpılarak, sonsuza dek kapandığını anlamak için ortada bir kapı olmasına gerek yok. ses'i duyduysanız, tamamdır, bitti.
    sessiz sedasız kendi içinize kaçın. itirazınızı, acınızı kapalı kapılar ardında yaşayın. ulu orta grafik, kanlı görüntüler izletmek hoş değil.