şükela:  tümü | bugün
  • "çünkü öyle güzel bir kafaydı ki çocukluk mereti, bugüne kadar ne içtiysem, ne denediysem, hiçbiri beni tekrar oraya götüremedi. nasıl götürsün? tanıdığımız herkesin hayatta olduğu, ölümsüz yıllardı o zamanlar. herkes çivi gibi, dipdiri ayaktaydı. teyze, amca dediğimiz insanlar dahi en fazla bizim şimdiki yaşımızdaydı. inanmıyorsan git bak,bütün o teyzeler hâlâ en vatkalı, en permalı halleriyle ordadırlar. rüya gibi... sanırım bu nedenle rüyalarımda çocukluğumu görmüyorum. bir rüyanın rüyası kolay kolay görülmüyor."

    (bkz: muhtelif evhamlar kitabı)
    (bkz: ömür iklim demir)
  • "bazı gerçekler zamanın biriktirdiği kalın tortular altında kalmışlar. eşelemeden, kazımadan çıkmıyorlar ortaya. üstte biriken tozun toprağın, killi çamurun, uçuşkan tüfün, cürufun güçlü bir etkiyle, bir depremle sözgelimi, sıyrılması gerekir ki alttaki gerçek, sabit ama güçlü ve oturmuş zemin ortaya çıksın. zemini yitirmek ne büyük talihsizliktir, çünkü farkına varamayız genelde yittiğinin, gevşek süprüntü üzerinde bata çıka koşmaya devam ederiz. bir büyük fırtına, güçlü bir sarsıntı, acımasız, önünde durulamayacak bir akıntı gerekir veya bir trenin yaptığı gibi kararlı, uzun bir dönüş, tutulan düz hattan vazgeçip yön değiştirmek... insan da ancak hayatın yönünü değiştirdiğinde -bu başına istemeden geldiğinde ya da buna cesaret edebildiği anlarda- gittiği ve geldiği yönü görebiliyor ve ancak böylece yerleşik kanaatler, kabullenişler, eğilimler yıkılıyor, dönüşüyor. çözülüş..."

    (bkz: van gölü ekspresi)
    (bkz: m.özgür mutlu)
  • “insan eski zamana düş kapısından geçip giriyor. o gece, düşüm bana bir kapı açtı, geçmişte kalan ve bilmediğim bir zamana işte ben oradan girdim.”

    (bkz: kalenderiye)
    (bkz: gürsel korat)
  • bir insana bir insan herhalde yeterdi. fakat o da olmayınca? her şeyin bir hayal, aldatıcı bir rüya, tam bir vehim olduğu ortaya çıkınca ne yapılabilirdi?
  • "eziyet tohumu ektim saksının en dibine, bastırdım, burdum kök vermesin diye, ne yaptımsa olmadı, tohum çatladı, filizi çıktı, şimdi tüm salonumu kapladı ve bana eziyet eden o işte. şarkla garbın ortasında kalıveren küçük bir kız gibiyim, ikisi de birbirinin katili."

    (bkz: ali cüneyd kılcıoğlu)
    (bkz: yas orkestrası)
  • en sevilen paragrafıdır aynı zamanda.

    "hepimiz bazen birileriyle o kadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu ya da kardeşliğimizi hiç bir şey engellemiyormuş gibi görünür. bizi ayıran küçücük bir köprü vardır, hepsi o kadar ama sen tam bu köprüye adım atacakken, sana şu soruyu sorsam: 'bu köprüyü geçip bana gelir misin?' işte o anda artık bunu istemeyiverirsin. sorumu tekrarlasam öylece suskun kalırsın. o andan itibaren aramıza dağlar ve azgın nehirler girer; bizi ayıran ve birbirimize yabancılaştıran duvarlar bitiverir önümüzde ve bir araya gelmek istesek de artık yapamayız. ama o küçücük köprüyü düşündüğünde, sözcüklere sığmayacak kadar büyüyüverir gözünde, yutkunur ve şaşar kalırsın."

    nietzsche ağladığında
  • “yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. o da hırsızlıktır. onun dışındaki bütün günahlar hırsızlığın bir çeşitlemesidir. bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun. karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun.”

    khaled hosseini – uçurtma avcısı
  • 'bir sonuca varmadan dağılan binlerce konuşmanın acısı çöktü içine. ölü doğduğu için, kimsenin içine işlemediği için hemen unutulan binlerce sözün ağırlığını duydu. bilge beni ne yapsın? ben kendimi ne yapacağımı bilmiyorum ki.'

    (bkz: tehlikeli oyunlar)
    (bkz: oğuz atay)
  • oysa ben ada'yı, ada olduğu için ve olduğu gibi seviyordum. birini sevmenin onun en berbat yanlarını, hatta bazen insanı kahreden en boktan özelliklerini bile kabul edebilmek olduğunu bilerek doğmuş biriyim ben! başka bir deyişle egosu gelişmemiş, o salaklardan biri...

    kumral ada mavi tuna
  • asıl başarısız insan, büyük işleri gerçekleştiremiyen değil – bunu kim başarmıştır ki- bir yuva kurmak, bir dostluğu, bir kadınla mutlu bir ilişkiyi sürdürmek, ekmek parasını kazanmak gibi küçük şeylerde başarısızlık gösteren insandır. başarısızlığın en acısı budur.

    (bkz: yaşama uğraşı)