şükela:  tümü | bugün
  • son yıllarda youtube'un popüler olmasıyla beraber sayısı artan seyahat bloggerlarının anlam veremediğim söylemi. kendilerinin sponsorları olduğundan mı, işletmeciler olsun kamerayı görünce mi değişiyor, yoksa benim ürkek veya bilgisiz olmamdan mı kaynaklanıyor, anlam veremiyorum bu iddiaya.

    şimdi basit bir hesapla, en pahalı ihtiyaç bana göre barınma. hadi bu işi couchsurfing ile ayarladın varsayıyorum, (arkadaşın iddiasına dayanarak söylüyorum; erkek olunca ayarlaması kadınlara göre daha zor olabiliyormuş) böyle aksi durumlarda, soğuk iklim şartlarında nerde kalıyorsun? videolarda gördüğüm en varoş oteller bile pırıl pırıl. tahminimce gecelik en az 20-30 dolar alıyordur. hadi hostelde kaldın, 10 dolar olsun.

    beslenme işini nasıl hallediyorsun? hadi günde 2 litre su, 3 öğün sandviç bile yemen gerekse günlük 10-20 dolara ihtiyacın olacak. hadi o işi de bim gibi marketlerde ayarladın, 5 dolara kapattın diyelim. bu 5 doları (20 lira) nereden buluyorsun?

    seyahat işini de otostop ile yaptın diyelim, tamam. peki vize ücretlerini nasıl karşılıyorsun? ayda 4-5 ülke değiştiriyorsun, kimi ülkeler 100 dolara kadar ücret alabiliyor.

    bunun kişisel bakımı var, tıraş olması, ağdası, temizlik ürünleri, bunları nasıl temin ediyorsun? diyelim ki kaldığın yerde duşunu aldın falan anlarım da bunun diş macunu, pedi, tuvalet kağıdı, güneş kremi, ağda bandı, ıslak mendili, sabunu falan da var. kısacası insanın çantasında bulundurması gereken eşyaları nasıl alıyorsun?

    gittin gezdin ülkeyi, bu hesaba göre sadece fotoğraf çektirerek, bir magnet bile alamadan dönmen lazım, çünkü parasız olmak bunu gerektirir. fakat sen deniziyle dalgasıyla meşhur yerde sörf yapıyor, hangi yemeği meşhursa onu yemeyi ihmal etmiyor, hangi aktiviteyle ünlüyse ondan da geri kalmıyorsun. dağa çıkıyorsun, paraşütle atlıyorsun. bunu yaparken kullanacağın kaliteli malzemeleri nasıl temin ediyorsun. nasıl başarıyorsun?

    gönüllü çalışarak diyenleri gördüm. bu organizasyonlar ücretsiz konaklama imkanı sağlıyormuş. bu işlerde çalışarak nereye kadar götürüyorsun? gezmek konusundaki planlarına engel olmuyor mu?

    reklamdan kazanıyor diyeceksiniz, bunların pek azı çok ünlü, reklam alan gezginler. onlar da 100 bin aboneye falan yeni ulaşmış. bu gelire güvenerek başkalarına yola çıkın diye cesaret vermek ne kadar mantıklı?

    kafamdaki sorular şimdilik bu kadar. aklıma geldikçe eklerim. konu hakkında bilgi ve tecrübesi olan arkadaşlar lütfen yeşillendirsinler. bizler de şu ahir hayatımızda hiç olmazsa yıllık izinlerimizi kredi stresi olmadan geçirelim. bütün dünya kalan 350 gün yine sizin olsun. allah aşkına bir şey yazın, akıl verin.
  • su anda bu entry i nerdn yazdigimi bir bilsen yazdığını komple silerdin...
    tanim :ekonomik tatil planlayan yazar seysi
  • sadece seyahat blogger'larının iddiası değildir. takipçi sayısı belli bir sayının üzerine çıkan her blogger hayatı beleşe getirmenin derdindedir. bunu başarabilenler dünyayı gezerken, festivallerde cirit atarken veya normal insanın gidemeyeceği restaurantlarda yemek yerken her gün youtube'a videolarını, instagram'a da story'lerini atmaktadır zaten. biz de izleyip izleyip mesleklerimize küsüyoruz. "ben bu a*k şehrinde ne yapıyorum" diye kendimizi paralıyoruz. 2 gram beynimizi kullanabilip inovatif ve cesur bir blogger'lığa girişebilseydik biz de keyfimize bakardık, ama aptal saptal adamların arasında 3-5 kuruş ekmek parası için görmediğimiz taciz, mobbing, şiddet kalmıyor.

    güne başlangıç böyle olmamalıydı ya.
  • (bkz: ağaya beleş)
  • biraz domalabilirseniz hong kong'a kadar yolu var.
  • bazen ters köşe olurlar.

    "attığınız bedava konaklama postası için teşekkürler. öz benliğine saygı ve haysiyet gerektirmese de, böyle bir posta atmak cesaret ister. size burada video karşılığında ücretsiz kalma izni verirsek sizinle ilgilenecek personelin parasını kim verecek? bu arada şanslıyız ki facebok sayfamızda 186 bin, ınstagram'da 32 bin ve twitter'dan 12 bin takipçimiz var. ama şükürler olsun ki milyonlarca yıl bile geçse kimseden beleş bir şeyler istemem. gelecekte tavsiyem odur ki, herkes nasıl ödeme yapıyorsa lütfen siz de öyle yapın. böylece kendinize olan saygınızı göstermiş ve daha az utandırıcı bir şey yapmış olursunuz.

    saygılarımızla.

    not: cevabımız, hayır."

    link: http://www.hurriyet.com.tr/…-sokunu-yasadi-40716271
  • her şeyin bir bedeli vardır ve o bedel illaki para olmak zorunda değildir. cepten nakit para çıkmaması, kredi kartı vesilesiyle sanal paraların yer değiştirmesiyse eğer kıstas, doğru olabilir. ancak paylaşılan bir story, yazı, fotoğraf, çizilen bir resim, belki satılan bir bileklik, icra edilen bir sokak performansı da bir bedeldir. sunulan modern toplumlar için gönül avutucu yeni bir başlıktan öte değildir. illa parayla sınırlandırmak gerekirse, blogger olmanın bile bedava olmadığını, story paylaşmak için dahi belirli bir teknik gereksinimin karşılanmış olması gerekmektedir.
  • (bkz: vize ücreti) denen bir şey olduğundan eğer türk pasaportuyla gezecekseniz dünyanın yarısından fazlasını listeden düşmenizle sonuçlanan iddiadır. yeşil pasaportun bile kurtarmadığı ülkeler mevcut. ki bu dediğim ülkeleri görmeyen zaten gezdim diye blog açmamalı o ayrı bir konu.

    ha diyorsa ki schengen için 400 tl, uk için 1000 tl para değil, ona tabii bir şey denmez.

    edit: schengeni güncelledim. hesabınızda olması gereken parayı yazmaya gerek yok
  • blogger ile influencer farklı şeyler.
    eğer 100bin kişi tarafından takip edilen bir seyahat blogun varsa, reklamdan para kazanırsın. bir post yayınladığında 100 bin kişiye ulaşabiliyorsan ( gezimanya, çok gezenler klubü vb) hele ki bu site ingilizce ise google adsense iyi para getirecektir.
    bununla gezersin..
    ama eğer influencer isen, durum başka. gelirin sadece firmaların sana verdiği reklam parasıdır. takipçi sayın arttıkça rate in artar. 100 bin takipçili birine ürün tanıtımı için kaç para ödeniyor bilemiyorum ama, sanırım gezdirmeye yetmez. her postun ürün reklamı ise de seni kimse takip etmez.
    ayrıca influencer olmak da yetenektir. tıpkı blogger olmak gibi.

    bu para vermeden gezenler genelde yabancılardır, ingilizce içerik ürettikleri için. diğer yandan gittikleri her ülkede çalışan traveller lar var. asıl bunlar bedava geziyorlar
  • çok masraflı olmamasına özen göstermek kaydıyla mümkün olduğunca sık seyahat eden biri olarak benim de gözlemlediğim konudur.

    bu seyahatlere çıkarken bazı v/bloggerlar fon açıyor ve takipçilerinden destek bekliyor, ekstrem takılanlar sponsorları aracılığıyla ekipman ya da ulaşım desteğini alıyor, bazıları da açıkça ürün tanıtımı yaparak biraz gelir elde ediyor. tur rehberliği yapan ya da tüm bunları bir arada yapanlar da var.

    "peki bu insanlar neye güvenerek başkalarına kolayca yola çıkın diyebiliyor?"

    güzel soru.

    bir konuda cesur davranarak bir noktaya gelebilen her insan böyledir. yaptığı şeye öykünen kişilere içgüdüsel olarak "sen de yapabilirsin, yeter ki o ilk adımı at." derler. sana imkansız görünür ama o yapmıştır dolayısıyla bizzat kendisi bu işin yapılmayacak bir şey olmadığının ispatıdır.

    elbette ki sıfır parayla yola çıkamazsın. ama iyi bir fikir ve bir miktar parayla yola çıkabilirsin ve fikrinin yaratıcılığına göre o yol seni hiç ummadığın yerlere götürebilir.