şükela:  tümü | bugün
  • yitik öyküdür, tarihten iki ayrı coğrafyaya damlayan, iki yürekte durmadan kanayan

    seyduna ile şahrud

    yüreklerinin akarken bıraktığı izi birbirlerinin gözlerinde aradılar, yoktu

    iki iklim farkıydılar...

    ne zaman gözgöze gelseler yangın çıkmayacak denli uzaktılar

    yalnızca aynaların dökülen sırrına yansırdı üçüncü bir kente düşmüş suretleri.

    şahrud gökyüzü geliniydi, yüzüne bulut inse donardı masal gözleri

    bir solukluk rüzgarda bile kanardı usul usul gelincik bedeli

    seyduna yeryüzü cehennemi ölüm çağırır uçurumlarda sınardı sevdasını

    mağma yüreği

    yalnız ufuk çizgisinde buluşurlardı.. onu da güneş günde iki kez ateşe verirdi...

    iki iklim ayrıldılar

    "ya şahrud" dedi seyduna
    "gözlerime mermi diye sevdanı sürdüm, ardına bakma, gözyaşımla vurulursun, su gibi git"

    şahrud'un yüzüne keder mayın gibi durdu

    ve zaman gözlerinin su yeşiline kuruldu

    hüzün bir buda heykeli gibi çırılçıplak yüzlerine oturdu..

    rivayet odur ki, şahrud vardığı denizlerde hala seyduna türküleriyle uyanmakta

    seyduna şahrud'un gözlerinden kalan masalla yaşlanmakta...
  • "iki ayrı baharın dalıydılar; biri ilk, diğeri sondu ve kan ter içinde bir yaz aralarında duruyordu. bahara yenildiler. şahrud taptazeydi. filizdi. yüreği güneşi içecek denli kar yangınıydı. her ucu ayrı bir yeşile sevdalı .. cemreler yaşamla arasında ana sütüydü. toprak var gücüyle ayakta tutuyor kendini ve doğurganlığını ona sunuyordu.

    şahrud ise her dal yeşile bir tomurcukla karşılık veriyordu. içtiği her damla güneşle çiçekleri çıtlıyordu. sanırsın rengarenk gülümseyen yeryüzüydü... seyduna ölüme ölümüne yakındı. çınardı. şahrud'un giyindiğini soyunuyordu ve gelinsi dalları soyundukça çıplaklığından utanıyordu. solan yüreğiyle her seher güne biraz daha sarı duruyor ve biliyordu; ten soğuması çoğu kez elinde ak keteniyle vaktinden önce geliyordu. seyduna'yla şahrud'un tek ve bütün bağları ayrılıkları da olan mevsimin en uzak uçlarında tutunmalarıydı. mevsim haziran sonunda kendini yakınca koptular...

    artık birbirlerinin kışında bile yoktular..."
  • aşkın dile düşmüş halidir. sevmek isterdim seyduna'nın şahrud'u sevdiği gibi. lakin, önce, seyduna olmak gerek!
  • (bkz: sen hiç mi bahar görmedin)

    buralara bahar gelmiyor artık. ben unuttum hiç bahar gördüm mü, görmedim mi? kıştan direk yaza giriyoruz, elbirliğiyle kirlettik...

    dünyayı ...
  • biliyorum sen yine
    parmak uçlarında üşüyorsun.
    aramızda kıvrılıp yatan uzaklığa inat, ayaklarınla kasıklarımın kasırgasını,
    ellerinle yüreğimde yaktığın ateşi düşlüyorsun.
    sularımız sızıp karışıyor ay karanlıkta
    ve çırılçıplak bir ırmağa dönüşüyoruz yatağımızda.
    apansız pencerende gülümsüyor güneş, ne güzel!
    bütün parmakların tıkır tıkır işliyor.
    iştahla biliyorsun, yaşamaktır aşk!
    geceyle gündüzün sessiz geçişi midir bir uyku boyunda
    delice bir yangın parmaklarının buzulunda.
    ah şahrud,
    her yerimiz nasıl da şaşırıp kalmaya istekli!
    (bkz: tunay bozyiğit) (bkz: hakan yeşilyurt) (bkz: acıya gülmek)