şükela:  tümü | bugün
  • carl vett'in türkçe'ye kelami dergahından hatıralar veya tekke günlüğü adıyla çevrilen kitabında bahsettiği, tekkelerin kapatılmasından önceki dönemin en mühim şeyhlerinden nakşibendi tarikatına mensup esad efendi, menemen hadisesi ile ilgili olduğu iddiasıyla tutuklanmış, dava sonuçlanmadan hayatını kaybetmiştir.
  • kubilay olayi sirasinda dervis mehmet ve arkadaslariyla temas halinde bulunan, onlari kiskirtan naksibendi reisi.
  • mehmet ali erbil'in dedesi olduğu söylenen kişi.
  • mete tunçay'ın 27 mayısla ilgili olarak radikal'e verdiği söyleşide ismi geçmiştir.

    - menemen olayı’nın çok abartıldığı ve chp’nin tertiplediği yönünde iddialar var.

    "şimdi menemen olayı’nı chp falan uydurmadı ve gerçekten oldu. ancak iktidar, meydana gelen bu olayın önemini abartarak -bire bin katarak- genel bir temizlik için kullanacağı mazeret haline getirdi. mesela derviş mehmet’in, teğmen kubilay’ın başını kestikten sonra avuç avuç onun kanını içtiği söylenir. bu tamamen belli ki köpürtme, uydurma bir durumdur. böyle bir şeyin olduğunu düşünmüyorum. daha sonra menemen’de birkaç cahil adamın ‘şeriat’ adına kalkışması, çok daha genel bir tasfiyenin bahanesi olarak kullanılmıştır. işte istanbul’da erenköy’de köşkünde oturan nakşibendi tarikatı şeyhi esat efendi, polis karakoluna götürülmüştür ve adam orada ölmüştür. bu durumun doğrudan doğruya menemen’de meydana gelen olayla ve kişilerle alakasının olduğunu düşünmek için bir sebep yok."
  • aynı zamanda divan'ı olan bir şairdir ve ateş redifli bir gazeli meşhurdur:

    tecallâ-yı cemalinden habibim nevbanar âteş!
    gül ateş. bülbül ateş. sünbül ateş, hakü har ateş!

    şuâ-yı âfitabındır yakan bil cümle uşşakı,
    dil ateş, sine ateş, hem dü çeşm-i eşk-i bar ateş!

    hayâl-i şem'-i rûyinle aceb mi yansa can u dil
    nigârım gel de gör kalbimde âteş âh u zar âteş

    ne mümkün bunca âteşle sehid-i aşkı gasl etmek
    cesed âteş kefen âteş hem âb-ı hoş -güvâr âteş

    ben el çektim safha-yı hatır u ârâm-ı canımdan
    safa âteş cefâ âteş firar ateş, karâr âteş

    ne yapsam bu dil-i mahzunu mesrur eylemem şahım
    gam âteş gam-küsâr aleş temennâ-yı mesâr âteş

    ümid-i afiyet besler mi es'ad yârdan hâşâ
    saçar oldukça gözden ol nigar ı gül-i zâr âteş

    günümüz türkçesi ile açıklaması:

    sevgilim, senin güzelliğinin tecellisinden; belirip ortaya çıkmasından ilkbahar ateş, gül ateş, bülbül ateş, sünbül ateş, toprak ateş, diken ateş.

    bütün âşıkları yakan, güzel yüzünün ışıklarıdır. gönül ateş, kalp ateş, ağlayan iki göz ateş.

    yüzünün güzelliğinin hayâl ve özlemiyle can ve gönül yansa, şaşılacak ne var? sevgilim, gel de kalbimdeki feryadımdaki ateşi gör.

    bu kadar ateşle aşk şehidini gasletmek mümkün mü? cesed ateş, kefen ateş, su ateş.

    ben gönlümün şenlenmesinden ve canımın dinlenmesindenn vazgeçtim. safa ateş, cefa ateş, firar ateş, karar ateş.

    şahım ne yapsam bu mahzun gönlümü sevindiremem. üzüntü ateş, teselli veren ateş, sevinme isteği ateş.

    hâşâ, gül yanaklı sevgili gözlerinden ateş saçtıkça, es'ad afiyette olmayı ümid edebilir mi?
  • nakşibendî- hâlidî şeyhi.
    musul'un erbil kasabasında doğdu. asıl adı muhammed esad olup "esad efendi" diye de tanınır. dedesi, hâlidiyye'nin kurucusu hâlid el-bağdâdî'nin erbil'de inşa ettirdiği tekkeye şeyh olarak tayin ettiği halifesi hidâyetullah efendi, babası daha sonra aynı tekkede şeyhlik görevinde bulunan muhammed said efendidir. medrese tahsilini doğduğu bölgede tamamlayan esad efendi yirmi üç yaşında hâlidî şeyhi tâhâ el-harîrfye intisap etti. beş yıl sonra sülûkünü tamamlayarak hilâfet aldı (1875) aynı yıl hac farizasını yerine getirdi. dönüşünde şeyhinin vefat ettiğini öğrenince istanbul'a gitmeye karar verdi. istanbul'da cağaloğlu'nda beşir ağa dergâhı'nda bir süre misafir olarak kaldı. daha sonra çarşıkapıdaki molla pîrî camii'nin müezzin odasına yerleşti. fâtih camii'nde hafız divanını okuttu. bu sırada beyazıt camii imaretinin meydanı gören bir odasına taşındı. ii. abdülhamidin damadı hâlid paşa kendisini saraya davet ederek sohbetlerinden istifade etti. bu arada meclis-i meşâyih üyeliğine tayin edildi. ilim ve irşad faaliyetlerini sürdürdüğü bu yıllarda kendisine bir tekke şeyhliği verilmesini istedi. o sırada şeyhlik makamı boş bulunan şehremini'nin odabaşı semtindeki kelâmî dergâhı'nın şeyhli­ğine talip oldu. ancak bu dergâhın şeyhliği kadiri meşâyihine ait olduğundan ve kendisinin kadiri icazetnamesi bulunmadığından bu isteği uygun görülmedi. bunun üzerine esad efendi kadiri şeyhi abdülhamîd er-rifkânî'den kadiri icâzetnâmesi alarak bunu ibraz edince adı geçen dergâhın şeyhliğine tayin edildi 11883) bu dergâhta kadiri ve hâlidî âdâb ve erkânı üzere irşad faaliyetinde bulun­du. bir süre fatih halıcılar'daki feyzullah efendi dergâhına da devam etti.

    kelâmî dergâhı şeyhi olduktan sonra daha geniş bir çevreye hitap etme imkânı bulan esad efendi. ii. abdülhamid tarafından memleketi erbil'e sürgüne gönderildi (1900) burada müntesiplerinden zengin bir hanımın kendisi için inşa ettirdiği tekkede irşad hizmetini sürdürdü ve mensuplarıyla mektuplaşarak onların ilgilerini canlı tutmaya çalıştı. ii. meşrutiyet'ten (1908) sonra istanbul'a döndü ve kelâmî dergâhı'nı genişleterek yeniden inşa etti. meşrutiyet' le birlikte tekke mensuplarının da cemiyet kurma faaliyetlerine giriştikleri sırada cem'iyyet-i sûfıyye'nin kuruluş çalışmaları bu dergâhta yürütüldü. şeyhülislâm mûsâ kâzım efendi cemiyetin reisi, esad efendi de ikinci reisi oldu. esad efendi cemiyetin açılış töreninde yaptığı konuş­mada (metni için bk tasavvuf, sy. 8, s. 3-4) devrin genel havasının tesiriyle meşrutiyet idaresini ve taraftarlarını öven. abdülhamid dönemini eleştiren ifadeler kullandı. tasavvuf ve beyânü'l-hak mecmualarında tasavvufî konularda yazılar yazan esad efendi 1914'te yeniden meclis-i meşâyih âzalığına getirildi, meclis reisi elif efendi'nin istifası üzerine kısa bir süre sonra da reis oldu. sultan mehmed reşad tarafından surre emini olarak hacca gönderildi. ertesi yıl meclis-i meşâyih'teki görevinden istifa etti. üsküdar çiçekçideki selimiye dergâhının meşihatını da üzerine alarak oğlu mehmed ali efendi'yi vekâleten bu, dergâhın şeyhliğine tayin ettirdi. esad efendi. kelâmî dergahındaki görevinin yanı sıra zaman zaman selimiye dergâhı'na da giderek irşad faaliyetini tekkelerin kapatıldığı 1925 yılına kadar sürdürdü. bu tarihten kısa bir süre önce kelâmî dergâhı'nda iki hafta misafir olarak kalan danimarkalı psikolog cari vett'in hâtıraları esad efendi'nin çevresini ve tekke ortamını yansıtması bakımından önemlidir. tekkeler kapatıldıktan sonra inzivaya çekildiği erenköy kazaskerdeki evinde sürekli polis gözetimi altında tutuldu (9 şubat 1931 tarihli polis raporunun metni için bk. kısakürek. s 161) menemen olayı ile (aralık 1930) ilgisi olduğu iddia edilerek oğlu mehmed ali efendi ile birlikte menemen'e götürülüp idam talebiyle yargılandı. hakkında verilen idam cezası yaşlılığı sebebiyle müebbet hapse çevrildi. oğlu mehmed ali efendi ise idam edildi. esad efendi, menemende askerî hastahanede tedavi görürken 3-4 mart 1931 gecesi vefat etti. onun zehirletilerek öldürüldüğü şeklinde bir kanaat de vardır. cenazesi ailesine verilmeyerek resmî makamlar tarafından menemen'de defnedildi. mezarının bulunduğu arsa üzerinde 1962-1963 yıllarında bir cami yaptırıldı. mahkeme zabıtları açıklanmadığından esad efendi ile oğlu hakkında verilen idam cezasının hangi delillere dayandırıldığı, olayla ilgilerinin olup olmadığı anlaşılamamıştır.

    istanbul. anadolu ve balkanlarda bin­lerce mensubu bulunan ve çok sayıda ki­şiye hilâfet veren esad efendi'nin silsi­lesi en yaygın olarak halifelerinden mahmut sami ramazanoğlu (ö 1984) tarafından sürdürülmüştür.

    eserleri.

    1-kenzul-irfân (istanbul i3i7. 1327) ibadet ve ahlâka dair 1001 hadisin metin, tercüme ve şerhinden ibarettir. eser daha sonra hadislerin kaynakları da gösterilerek yeniden yayımlanmıştır (istanbul 1989)

    2-mektûbât-istanbul 1338. 1343). erbilde sürgünde iken dostlarına ve müntesiplerine gönderdiği mektupları ihtiva eden eserin ilk basımında 147, ikinci basımında 154 mektup yer almaktadır. eserin hasan kâmil yılmaz ve irfan gündüz tarafından yapılan baskısına (istanbul 19831 iki mektup daha ilâve edilmiştir.

    3-risâle-i es'adiyye (istanbul 1343) tasavvuf ve tarikatın mahiyetini ve seyrü sülük âdabını anlatan otuz sayfalık bir risaledir. müellif müridlerinin arzusu üzerine risalenin sonuna kendi hal tercümesini de eklemiştir. eser latin harfleriyle de basılmıştır (istanbul 1986)

    4-tevhid risa­lesi tercümesi. evhadüddîn-i balyânî'ye ait risalenin tercümesidir. yanlışlıkla muhyiddin ibnü'l-arabi'ye nisbet edilen eser ali kadri tarafından yayımlanmıştır llstanbul 1337)

    5-fâtiha-i şerife tercü­mesi (istanbul 1327) sekiz sayfadan ibaret olup ayrıca risale-i es'adiyye ile bir­likte basılmıştır (istanbul 1986)

    6. divan (istanbul 1327) aruz veznini oldukça basarılı bir şekilde kullanan esad efendinin farsça ve türkçe şiirlerinin yer aldığı eserde arapça ve kürtçe birer şiir de vardır. farsça şiirler alfabetik olarak sıralanmış ve her harf için bir şiir söylenmiştir. türkçe şiirler üç gazel dışında genellikle mutasavvıf şairlerin gazel­lerine yapılan tahmislerle birkaç rubâî ve tarihten ibarettir. eserin cemal bayak tarafından yapılan neşrinde (istan­bul 1991) farsça şiirlerin ali nihat tarlan tarafından yapılan tercümeleri de verilmiş. türkçe şiirler ise yayımlayan tarafından sadeleştirilmiştir. bu baskının sonuna esad efendinin, oğlu mehmed ali efendi tarafından manzum olarak türkçe'ye çevrilen "mevlid-i fâtımatüz-zehra" başlıklı yetmiş beş beyitlik farsça şiiri de ilâve edilmiştir.

    (t.d.v. islam ans.11/348-349)
  • ateş isimli eseri ender doğan tarafından mükemmelen bestelenmiştir:

    http://www.youtube.com/watch?v=ysgmtn_mciu
  • mehmet emin ay'dan dinlemeye doyamadığım.

    http://www.youtube.com/…lkuwfrzxnam&feature=related
  • ilkokuldayken yaz aylarinda adanadan kalkip menemen'e anneannemi ve dedemi ziyarete giderdik. yaklasik 1-2 ay rahmetli dedemin gorev yaptigi caminin icerisinde bulunan konutta kalirdik. cami menemenin kenar mahallelerinden birindeydi, cevredeki komsular kurt, cingene veya oralarin yerlisi olan karisik halktan meydana geliyordu.
    yazin tembel gunlerinde butun gun caminin icinde, disinda, avlusunda, bahcesinde kendi kendime oyunlar icat eder oynardim. arada bir disariya cikar cingen, kurt cocuklari ole bir duvarin golgesine coker taslarla adini unuttugum bi oyunu oynardik.
    bu sure zarfinda namaz kilmayi ogrendim vr kendi kendime camiye gitmeye basladim, beni namaza ceken oyle garip birsey vardiki sabah ezanini duyar duymaz yataktan firlar, annemin "yat oglum sonra kilarsin" yalvarmasini dinlemez abdest almaya kosardim.
    yine boyle bir sabah ezanin bitmesine yakin evin kapisindan ciktim, cami evden yaklasik bir 7-8 metre yuksekte oldugu icin merdivenle cikiliyordu, yavas yavas merdivenleri cikarken nerden geldigini anlamadigim oldukca melodik tekbir sesleri isittim. burada melodikten kastim kurban kesilirken getirilen tekbir gibi. heralde camiden geliyor diye dusundum, sabah namazinin basinda oyle bir rituel olmadigini bildigim halde. camiye girdigimde namaz nerdeyse basliyordu. neyse, namazi kildik cemaat ayrildiktan sonra dedemle disari ciktik, annem ve anneannemde uyanmis ve giristeki bankta oturuyorlardi. caminin onundeki avlu yuksek oldugu icin oradan diger tum alcak evlerin uzerinden arkadaki tepeleri ve oradan dogan gunesi seyrettik. inanilmaz huzurlu bir sabahti, bizimkilere duydugum seslerden bahsettim, bir sey demediler, sanirim onlar da nerden geldigini bilmiyorlardi.
    yillar sonra o caminin altinda bir kabir oldugunu ve o kabrin esad erbili'nin mezari oldugunu ogrendim. baska ogrendigim birsey ise dedemin naksibendi oldugu ve tarikatin saygi duyulan bir din adami oldugu icin o caminin sorumlusu olarak oraya tayin edildigi idi.
    ben o duydugum sesin o kabirle iliskili oldugunu dusundum bunlari ogrendikten sonra ama en dogrusunu allah bilir.

    gaipten bir ses duyup duymamamdan ote yillar sonra yurtdisina universite okumaya gittigimde, icinde oldugum alkol, uyusturucu ve eglence hayatindan siyrilip duzgun bir insan olmayi istedigimde bu anim gelip beni tekrar buldu ve beni mahvolmaktan kurtardi. belkide hikmeti buydu.
  • tecellâ-yı cemâlinden habîbim nevbahâr âteş,
    gül âteş, bülbül âteş, sümbül âteş, hak ü hâr âteş.

    şuâ-yı âfitâbındır yakan bil-cümle uşşâkı,
    dil âteş, sîne âteş, hem dü çeşm-i eşk-i bâr âteş.

    hayâl-i şem-i rûyinle acep mi yansa cân ü dil,
    nigârım gel de gör kalbimde âteş, ah ü zâr âteş.

    ne mümkün bunca âteşle, şehîd-i aşkı gasl etmek,
    cesed âteş, kefen âteş, hem âb-ı hoşgüvâr âteş.

    ben el çektim safâ-yı hâtır u ârâm-ı cânımdan,
    safâ âteş, cefâ âteş, firâr âteş, karâr âteş...

    ne yapsam bu dil-i mahzununu mesrûr eylemem şâhım
    gam âteş, gam-küsâr, temennâ-yı mesâr âteş...

    ümîd-i âfiyet besler mi es’ad yârdan hâşâ,
    saçar oldukça gözden ol nigâr-ı gül'izar âteş...

    m. esâd erbilî, (rahmetullahi aleyh)

    şahsını katletmek sûretiyle müdafaâ ettiği ulu fikirleri de yeryüzünden ve dahi türkiye'den sileceğini düşünen karanlık ruhlar vardı o târihlerde. erbilî hazretlerini katledenlerin nesebi karanlık ruhlarının gereğini yapıyor yine. ama hazret'in fikirini bayraklaştıran nesiller her zorluğa göğüs gererek onun yolunda yürüyorlar. hem de dünyânın her bir yanından:
    http://www.youtube.com/watch?v=0196lg55vc0