şükela:  tümü | bugün
  • osmanlilarda padi$ahin verdigi kararlarin islam standartlarina uygun olup olmadigini kontrol eden islam kalite kontrolcusu.
  • verdigi fetvalari kendinden baska degistirebilecek olan yoktur.(bkz: yargitay) (bkz: anayasa mahkemesi)
  • pratikte monarkın yaptıklarına dinsel kılıf bulma misyonunu ifa eden ulemanın başı. şimdiki diyanet işleri başkanı muadili.
  • osmanlilarda son kez medeni mehmet nuri efendi temsil ettigi makam.
  • dilbilgisi açısından; osmanlıca'da terkib-i arabi grubuna giren bir tamlamadır.
  • devlete bağlı olan ve devletin yaptığı işleri meşrulaştırmaya yarayan makam.
  • osmanlı'da yerindelik denetimi yapan makamın başındaki kişiydi.
  • osmanlıda ilmiye sınıfının en seçkin kişileri olan şeyhülislamların bazıları iyi birer şâir olarak edebiyat tarihimizde ön plana çıkmışlardır. nitekim osmanlıda şeyhülislamlık makamına gelen 44 kişi şiirle uğraşmış, bunların da 15 tanesi dîvan tertip etmiştir.

    şeyhülislam şâirlerin dîvan şiiri geleneğine uygun yazdıkları şiirlerinde saf dînî ve tasavvufî şiirler yazmadıkları görülür. nitekim, 21. yüzyıldan bakılınca şiirlerinde kullandıkları şarap, meyhane vb. kelimeler yüzünden dini makamlarını kötüye kullanan veya o makamlara layık olmayan tipler olmakla eleştirilmektedirler. her alanda olduğu gibi belki şeyhülislamlar içinde de istisnai olarak bu sıfatlara uygun yaşamış adamlar olabilir ama asla bugünkü entel gençlerin dediği gibi “sarhoş ve oğlancı” tipinde şeyhülislamlar olmamıştır.

    dîvan şiirinin karakteristik özelliği gereği, şeyhülislam şâirlerin diğer meslek gruplarındaki şâirlerden üslup ve tarz bakımından farkları yoktur. kadın, aşk, şarap gibi konularda da geleneğin belirlediği ve okuyan herkesin şâirin maksadını anlayabildiği birtakım üslup ve muhteva özelliklerine sahip olan ve yazılan her şeyin gerçek hayatla bire bir örtüşmesinin o şiiri okuyanlar tarafından beklenmediği bu gelenekte şâirler, kendisini sürekli olmadığı şekilde gösterir. nitekim bu şiir tarzına uygun olarak ömürlerinde şarabın damlasını ağızlarına koymadıkları herkesçe bilinen dindar kişiler bile kendilerini meyhanede yığılıp kalmış ayyaşlar şeklinde gösterirler. dînî bir makamda bulunan şeyhülislâmların da islam inancının reddettiği şarap ve meyhane gibi kavramları şiirlerinde sürekli ve ısrarlı bir şekilde kullanmaları bu kavramların tasavvufî birtakım anlamlara sahip olmalarındandır. şeyhülislâm şâirler de gelenek içinde bu tür anlam çeşitliliğini kazanmış kavramları kullanmaktan çekinmemişlerdir. çünkü kelimelerin gerçek, mecâzî ve tasavvufî anlamlarını kullanarak şiirin anlam katmanlarını çoğaltmak da bir tür hüner gösterisiydi. dîvan şâirlerinin şiirlerinde özellikle zâhid veya sofu diye anılan ve iki yüzlü olduğu iddia edilen tiplerle devamlı olarak uğraştığı ve zahire göre hareket eden bu kişileri kızdırmak için şiirlerinde birkaç anlama gelen kelimeleri tercih ederek görünüşte “îmânı tehlikeye düşüren” veya “onları günahkar gösteren” fakat kelimenin tasavvufî ve mecaz anlamıyla veya cümlenin farklı okunmasıyla şâiri herhangi bir sataşmadan kurtaran beyitler yazdıkları bilinmektedir. ibni kemâl’in aşağıdaki beyti bu anlamda dikkate değerdir.

    lebleründen alsam üç bûse olur kanum halâl
    kim müselles olıcak dirler harâm olmaz şarâb
    “dudaklarından üç bûse alırsam, kanım helal olur. (zira) şarap üçlü olduğunda (üç kez kaynatılma işleminden geçirildiğinde) haram olmaz derler.”

    ahmet talat onay, şeyhülislâm bir şâirin ağzından çıkan ve şarabın helal olduğuna dair bir kanıt olarak sunulabilecek bu beytin aslında tek bir kelimeden dolayı bu şekilde kullanılamayacağını ifade eder. beyitteki “dirler” kelimesiyle şâirin aslında şarabı kaynatmakla helal olacağına dair bir görüşü kabul etmediğini, sadece halk arasındaki bir inancı “dirler” kelimesinden de anlaşılacağı üzere aktarmakla yetindiğini vurgular. onay, sözünü şu şekilde bağlar: “ibni kemâl gibi büyük bir âlim elbette şeriati maskara eden şer’î hileye taraftar olamaz.”

    bu anlamda farklı araştırmacılar tarafından yapılan incelemelerde şeyhülislam yahya’nın şiiri için verilen hükümler dikkat çekicidir. şâirin dîvan’ı üzerinde yapılan çalışmalarda, beyitlerde şaraptan çokça bahsetmesi ve güzelleri şuh bir edayla övmesi o’nun şeyhülislamlık sıfatına yakıştırılamadığı için şâirin dünyaya ve dünya güzelliklerine âşık olup şiirlerinde çapkınca söylemlere yer verdiği ve bunların bir şeyhülislamın dilinden çıktığına inanılmayacak derecede şûh beyitler olduğu; bir ilim ve din adamı olan şeyhülislâm yahyâ efendi’nin, gazellerinde bu kimliğinden ayrı bir şahsiyet olarak göründüğü ve gazellerinin fikrî yönünün çok sınırlı olduğu söylenmiştir. ismet zeki eyüboğlu daha da ileri gitmiş ve “bayram” redifli gazelini örnek göstererek şeyhülislam yahyâ efendinin ahlaksız bir oğlancı olduğunu iddia etmiştir.

    bütün bunlar divan şiiri geleneğini bilmemekten kaynaklanan cahilce hükümlerdir. bu edebiyatı ve geleneğini bilen birisi, bu zatlara alçakça iftiralar atmak yerine onları sadece dinî meselelere sıkışmadıkları aksine sanat ve edebiyatla da uğraştıkları için takdir eder. zaten günümüzde de dindarlara ve dini makamlara laf atarken en çok kullanılan argüman “kendilerini sanat, edebiyat, kültür vs.” gibi şeylerden uzak tutmaları değil midir? adamlar, osmanlıda en yüksek dinî makama gelmiş ama kendilerini zamanlarının popüler şiirinden uzak tutmamışlar. sonra sen gel adamın yazdığı şiiri anlamadan ona “sarhoş ve oğlancı” muamelesi yap.
    allah insaf versin.