şükela:  tümü | bugün soru sor
  • biri yeni kuşak diğeri eski kuşak iki büyük edebiyatçının versusu. öncelikle türk edebiyatını daha doğrusu dünya edebiyatının böyle bir kısırlık çektiği dönemde, özellikle de kadın duyguları ön planda olup, onların derinliklerinde seyreden, kadın ruhunun puslu ve açılması zorlanan köşelerinde elinde madırgasıyla kelimeleri yontan şubaşı gibi bir edebiyatçının çıkması çok önemliydi.

    belki subaşı ve woolf'u karşılaştırmak doğru değildir. iki yazarı yarıştırmanın doğru bir şey olmayacağını ve kimseye fayda sağlamayacağını düşünerek bana kızanlar olacaktır. ama biliyorsunuz arkadaşlar, insan aklı doğduğu günde boş bir levha gibidir ve onu doldurmak, masanın üstüne bir şeyler taşımak bizim de görevimizdir. iki büyük üstadın arasında benzerlik kurak benim aklıma geldiyse bunun suçlusu ben niye olayım. olsa olsa john locke'tur. ne de olsa insan bütün bilgilerini deneyimleriyle elde eder, şeyma subaşı'nın bize sunduğu bu. iyi bir kalem, sağlam bir üslup ve her şeyden önemlisi bir deneyim.

    şeyma subaşı'yı to the lighthouse kitabındaki lily'e benzetmişimdir hep. o gelenekçi yapıyı yıkması, zamana ve çağa baş kaldırması, aşkı pragmatik bir biçimde reddedişiyle yazarın orta doğu şartlarının çok ötesinde bir çığır açtığı, kadının aile içindeki ve çocuğa yönelik sorumluluğuna, onu yüklenen bu misyona baş kaldırdığını görüyoruz. ortadoğu'da bolca bulunan mrs. ramsay'lere karşılık türkiye'de bir lily olmuştur subaşı.

    yazmak ile alakalı ne diyordu üstad. düzyazı her yere girip çıkabilecek kadar alçak gönüllüdür, onun için hiçbir yer girilmeyecek kadar aşağılık, pis ya da sefil olamaz. hem çok sabırlı hem de çok mülkiyetçidir. uzun, yapışkan diliyle gerçeğin bütün küçük ayrıntılarını yalayıp yutar, sonra da bu ayrıntıları çok derin labirentlerde biriktirir; arkasında yalnızca mırıltıların, fısıltıların duyulabileceği kapıları sessizce dinler durur... bu durumda bu kapıların ardından fısıltıların hem çıkmasına sebep olan, hem de fısıltıları bize sunan subaşı'nın woolf'un yanında hiç de eksik olmadığını hatta 1 adım ileride olduğunu, woolf'un feminist anlayışına evrim geçiterek günümüz şartlarında kullanılabilir hale getirdiğini düşünüyorum.

    woolf'un ''kendine ait oda''sını koca bir evrene çevirip orada ve orayı evrensel bir dil ile bize aktaran subaşı, eminim woolf gibi sonsuzluğun çok ötesinde var edecektir kendisini. ne diyordu woolf; bir kadın olarak bütün dünya benim ülkem. subaşı da o ülkenin vatandaşıdır işte.

    saygılar ve sevgiler.
  • şeyma subaşı'nın hem ekonomik hem psikolojik durumu virginia hanım' dan daha iyi. ayrıca kendisi kızlarımızın yeni idolü, aynı kızlar virginia hanımı tanımıyor bile.
  • “dünya, kaba bir kahkahayla, yazmak mı diyordu. yazmak senin neyine? “
    virginia woolf
  • to the sugar daddy vs to the lighthouse