şükela:  tümü | bugün
  • yeğenim kerem, geçen sene ilkokula başladı ve okumayı söktü. yine geçen yaz boyunca uyumadan önce, bir hikaye okumaya başladı. onun yanında olduğum zamanlar, beraber okuyorduk hikaye kitaplarını. daha okumaya başlar başlamaz, o hikayeyi sevecek mi, sevmeyecek mi anlıyordu. sevemediği hikayeler için, "şimdi uykum geldi, devamını yarın okurum artık" derken, sevdiği hikayeleri, gözlerinden uyku aksa bile, bitirmeden uykuya dalmıyordu. okudukça keşfettiği ve yavaş yavaş gelişen bir ağız tadı var, mutlu oluyorum onun için....

    neden bunu anlattım? çünkü benim ağız tadımı keşfetmeme en çok imkan sağlayan yazardır, barış bıçakçı. yeğenime de, vakti gelince, bütün kitaplarını emanet etmek istediğim bir yazardır aynı zamanda. seyrek yağmur'u da seveceğime o kadar eminim ki; gözlerimden uyku aksa da, çok yorgun olsam da, canım kitap okumak istemese de, bana tüm bunları unutturacak biliyorum. ve bu yağmur'da layıkıyla ıslanmadan, onu elimden bırakmak istemeyeceğim asla.

    ankaralılara not: ey güzel ankaralılar, kitap ilk olarak ankara kitap fuarı'nda görücüye çıkacakmış diye duydum. seyrek yağmur'u aldığınızda, onu bir kere de benim için sevin olur mu?
  • başlamadan önce şunu söyleyeyim, bin sezon olsa bir dizi bozdu bu diye başlamam lafıma, binbirinci sezonu yine heyecanla izlerim. barış bıçakçı'nın değişebileceğini tahmin ediyorduk, bunu da üzgün bir şekilde kabul ederdik. ama bu nedir arkadaş?

    allasen bu nedir?

    felsefe mezunu kitapçı mı meselemiz? bu kadar mı yani? bu mudur yeni karakterimiz?

    o sözler peki? nerede kaldı naiflikle söylenmiş, güzelim cümleler? şimdi her cümle bir ders verme niteliğinde? nietzsche coşkusuyla atılmış nutuklar.

    her biri farklı hikaye olabilecek gibi yazmanın sebebini de biliyoruz abi. olmamış bir hikayeyi romana dönüştürmeye çalışman. farklı farklı durumlarda yazdığın iki sayfaların hepsinin adını rıfat yapıp kitaba koymuşsun. her sayfanın sonunda bir cümle kurma çabası.

    bir de önüne gelen herkese laf atma isteği. herkese sokuşturayım.

    abi, bu kitap barış bıçakçı kitabı olamaz. adam öldü de, iletişim kendi mi yazıyor kitapları acaba?

    tekrar tekrar söyleyeceğim, farklı tarz meselesi değil bu. farklı tarzı yukarıda da dediğim gibi hoşnut olmadan kabulleniriz. bu kötü yazılmış bir kitap.

    -diğer kitaplarını öpüp başıma koyarım, yatmadan önce yatağımın kenarında diz çöküp okurum her akşam bir satır.-
  • barış bıçakçı'nın 8 ocak 2016 itibariyle raflarda olan kitabını ilk gün almama rağmen okumak bugüne nasip oldu. sabah başladığım kitap öğlen olmadan bitti. kitabı okurken farkettim ki, barış bıçakçı farklı bir çalışma yapmış, yönünü değiştirmiş. istese, ankara üzerinden devam edip, nice ankara sevdalısını coşturabilirdi. ama yapmamış. bunun yerine bambaşka bir üslup ve kavrayış ile başka konular üzerine yazmış. internette her şeye kadir, her şeye yorum yapmaya pek meraklı edebiyat seven değil edebiyat tüketen kitle de kitabı "hayal kırıklığı" şeklinde yorumlamakta gecikmemiş. kusura bakmasınlar da, edebiyat çok farklı bir biçemlerde zuhur ediyor, illa "angara, atakule, ayaz, gardaş" anahtar kelimeleri ile bir şeyler yazmak zorunda değil adam. hem yazarın tercihlerini okur şekillendirmemeli bence. öyle olduğu zaman, iş bambaşka bir mecraya taşınıyor. iş ticari metaya dönüyor. bıçakçı, çok doğru bir tercih yaparak içi boş şekilde kendisine "hayran" kitleye de tarizlerde bulunmuş. bunu kitabının içinde çok net görüyoruz. rıfat ve şiir başlıklı bölümde (s. 37) "alışveriş listesi yazsa okuruz, biçimindeki kof okuyucu övgüleri"nden bahsetmiş. devam eden cümleler de bu yönde. bıçakçı baya okura gol atıyor burada. bu alışveriş listesi yazsa okuruk aga barış bıçakçı sevdalıları şöyle kenara çekilsinler.

    daha önce yazmıştım, modern türk edebiyatı içi aforizma dolu, 12 eylül, 90'lar, 5-6 eylül, fakirlik, çaresizlik ve bilimum acı ve kahır dolu tarihimizi-kültürümüzü ustalıkla tüketen yazarların samimi samimiyetsizliğinden doldu taşıyor. acayip isimli dergilerde ergenleri coşturan, ergen ruhlu solcuları "derinden" etkileyen yazılar kaleme alan edebiyat tüccarları, edebiyatın kanını emmeye devam ede dursun, bıçakçı çok doğru bir tercihle kalemini kalbinden hareket ettirmeye devam ediyor. alıntıların gücü adına isimli bölümde (s. 26) bombayı bırakmış yazar: "okuyucularını duygulandırmak dışında edebi bir amacı olmayan ve ikide bir veciz sözler yumurtlayan günümüz müelliflerini..."

    belirtilmesi gereken bir başka husus da, yazarın ilk defa bu kadar güçlü şekilde siyasi göndermelerde bulunması. kitapta bunu hissetmemek olanaksız.

    barış bıçakçı satır aralarında okurla dertleşmiş. kişisel gelişim kitaplarından, test kitaplarından, edebiyat tüketen okuyucu canavarından bahsetmiş yer yer. "düşünceleri, duyguları tıpatıp bizimkilere benzeyen bir avuç insan için yazıyoruz, ne anlamı var!" demiş bir yerde örneğin.

    beni derinden vuran cümleler:

    "yine kitaplara gömüleceksin, sayfalarında ikimize rastlama ihtimalinin peşinden giderek deli gibi kitap okuyacaksın ve bu sana iyi gelecek." (s. 29)
    "erkekler geçmişleriyle sevilmek istiyor, bu yüzden büyüyemiyorlar." (s. 41)
    "ahlaktan önce sevgiyi bulmalı insan." (s. 44)
    "eksiklikten değil; bütünlükten, tamlıktan doğmalıdır tanrı fikri. bardak dolsun diye değildir tanrı, bardak taşarsa tanrıya ulaşırız." (s. 46)

    kitapta geçen kitap isimleri:

    o' connor - iyi insan bulmak zor (goodreads)
    coetze - taşra hayatından manzaralar (goodreads)
    ritsos - dikkatli ariostos (goodreads)
    lowry - yanardağın altında (goodreads)
    cortazar - lukas diye biri (goodreads)
    bradbury- fahrenheit 451 (goodreads)
    tietze - tarihi ve etimolojik türkiye türkçesi lugatı (idefix)

    kitapta geçen yazar isimleri:

    a. hamdi tanpınar (goodreads)
    oktay rifat (goodreads)
    ilhan berk (goodreads)
    turgut uyar (goodreads)
    alice munro (goodreads)
    bilge karasu (goodreads)

    kitapta geçen müzik grubu-müzisyen isimleri:

    john coltrane (allmusic)
    oi va voi (allmusic)

    kitapta geçen film-yönetmen isimleri

    z. demirkubuz (imdb)
    n. b. ceylan (imdb)
    c. chaplin (imdb)
    roy andersson (imdb)
    robert bresson (imdb)
    reha erdem (imdb)
    cinayet günlüğü (viki) (imdb)

    kitapla ilgili aklı başında eleştiri yazıları:

    http://t24.com.tr/…dernist-olarak-baris-bicakci,585
    http://www.kalemkahveklavye.com/…seyrek-yagmur.html
    http://kitap.radikal.com.tr/…lalari-toplamak-432098
    http://www.sabitfikir.com/elestiri/rifat-diye-biri
    http://www.benyazarsamolur.com/…gmur-baris-bicakci/
    http://t24.com.tr/…-da-veciz-sozlerin-yavanligi,547
    http://postdergi.com/…rek-yagmurun-dusundurdukleri/

    kitabın goodreads sayfası:

    https://www.goodreads.com/…w/28209124-seyrek-ya-mur
  • birkaç ay önce bir hevesle alıp okuduğum, açıkçası biraz hayal kırıklığına uğrattığını itiraf etmem gereken barış bıçakçı eseri.

    güzel dokundurmalar ve hoş göndermeler bulunsa da; barış bıçakçı'nın alıştığımız derinliğini göremediğim kitap. adeta bir yorgun adam serzenişi. okurken bir ülke bir vatandaşını ancak bu denli yorabilir diye düşündüm. popüler çağın vebası "tükenmişlik sendromu" barış bıçakçı'ya vurmuş da antipopülistliğine yediremiyor sanki. *

    yine de paylaşmaya değer pasajlar var elbette:

    "rıfat ve arkadaşları devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete direnmek için bir silahlı örgüt kurmaya karar verdi. meşru müdafaa, diye yazsın tarihçiler.

    ...

    bir süre, silah bulmak için onaylamadıkları ilişkilerin içine girip girmemeyi tartıştılar. iki taraflı çalışan silah tüccarları, bir kolu devletin omzunda olan mafya, biraz kazısan altından koyu bir milliyetçiliğin çıkacağı kesin olan soyguncu çeteler... buralardan mı bulacaklardı silahı?

    fısıltılar yavaş yavaş denetimsiz seslere dönüşürken rıfat, 'askerlikten ayrılan ikinci yenici bir şair bulmamız lazım.' dedi. ' o bize beylik tabancasını verir.' bir sessizlik oldu. sonra orada, karanlığın ve kitapların ortasında, asıl yapmaları gerekenin ikinci yeni'yi yeniden kurmak olduğunu karar verdiler. dağılmadılar."

    bu pasajı okuduktan sonra işaret edilen şairin turgut uyar olduğunu düşünüp şöyle bir bakınayım dedim ve şu anekdotu buldum:

    “murat belge, tûba çandar‘la uzun bir şöyleşide bir anısını aktarır: “turgut da ilginçtir bak! şimdi mehmet sönmez benim işçi partisi’nden arkadaşımdı ve 12 mart’tan sonra thkp-c‘de doğrudan ilişki içinde olduğum kişi oydu. mehmet’le konuşuyorduk; örgüttü, hücreydi, yeraltı direnişiydi falan… ‘bunun mesela bir şiiri olsa, elden ele dolaştırsak’ dedik. ben turgut’la randevulaştım ve ona bunu söyleyecek oldum. ‘örgüt nerede?’ diye yapıştı yakama. ben de ‘madem gizli bir iş yapıyorum, bunu ona söyleyemem’ diye düşündüm. konuşmayınca ben, bizimki fena halde sinirlendi, ‘örgütü benden nasıl gizlersin!’ diye… bir ara gitti, tabancasıyla geldi. ‘bu benim beylik tabancamdır’ dedi, ‘banka falan soyacaksanız, ne idüğü belirsiz adamlarla bunu yapacağınıza benimle yapın. nasılsa kimse benden şüphelenmez.’ aldık mı başımıza belayı.” “

    belasın vesselam turgut, en bi tatlısından.
  • "ben hatırlamadıklarımı daha derinden hissediyorum."
    bu cümleyi yazmış ya başka da bir şey yazmasa olurmuş. benim için!
  • şu cümlelerle başlayan ve beklenen kitap:

    bir pazar sabahı rıfat günlerin aynı kaba damlamadığını fark etti. “günler damlıyor ama aynı kaba değil,” dedi.
  • daha kötü bir kapak tasarımı olur muydu diye düşündüğüm roman. kapak tasarımı
  • insanın içinde bir şeyler yazma, bolca okuma, isyan etme, nefes alma ve bazı durumlarda biraz da nefessiz kalma isteği uyandıran yeni barış bıçakçı kitabı. yazarın diğer kitaplarındaki karakterleri kolayca sarıp sarmaladığımız için rıfat biraz farklı, kucaklamak için yaklaşsanız çarpışmayı önleyen hava yastıkları var. başlarda kafamda beliren soru işareti kolayca ulaşılan sonda şaşkın bir ünleme dönüştü. heyecanla bekliyordum, böyle bir şey olacağını tahmin etmiyordum ama beklediğimden, aklımda yazdığım birbirine benzer yeni barış bıçakçı kitaplarından daha çok sevdim.

    edit: kitap üzerine düşündükçe biraz daha anlatmak istedim. bu kitapta karakterin aslına bakılırsa pek bir önemi yok. ilk defa barış bıçakçı karakterlerinden birisine karşı pek bir şey hissetmiyorsunuz. yazarın doğrudanlığı tercih ettiği bir anlatı bu, karakteri sadece bir araç olarak kullanmış. bütünlük arayışına rıfat üzerinden değil genel olarak anlatı üzerinden başlamak lazım. "bu adam ne yapıyor? kim bu adam?" soruları bir yere bağlanmıyor. zira bu adam yaşamı, ölümü, bunların zaman zaman pek de anlamlı şeyler olmadığını, devletin katilliğini gören gözlere sahip, güne belli acıları hissederek uyanan herhangi birisi. bir hikayenin içinde olan ve bunu anlamaya çalışan birisi.
  • epey kısa olmasına rağmen çok şey anlatan, biraz burukça gülümseten, fazlasıyla iç acıtan bir kitap. yanımdan ayırmayacağım, tekrar tekrar okumaya doyamadığım yeni başucu kitabım.

    --- spoiler ---

    kitapçı rıfat ve kitapçının bol tüylü kedisi hakkı var bu kitapta. devletin çocukları öldürdüğü, silahların neşeli; rıfat'ın kederli, kaygılı ve umutsuz olduğu günler var, aynı kaba damlamayan günler... 3 adımlık hücrede kurulan hayaller, kitaplar, kendine yazılan mektuplar var.

    çayını içtikten sonra:

    "...rıfat ölmüş olabileceğinden şüphe ediyor. öldü ve bunu anlamadı. şöyle düşünüyor: gayet mümkün, çünkü ölen hiç kimse öldüğünü anlamaz.

    aklında bazı anlar var. ölüm anları. yaşamanın yetmediği ya da tam tersine çok ağır geldiği anlar. bu birbirinin tam zıttı anlardan birinde ölmüş olabilir. devlet on iki yaşında bir çocuğu öldürdüğünde rıfat da ölmüş olabilir. sevgilisi kırda güzel sesiyle bir sait faik öyküsü okurken rıfat oracıkta ölmüş olabilir. belki de kitapçıyı basan polislerin cop darbeleriyle ölmüştür.

    bu anları sıralamaya kalksa ömrünü anlatması gerekecek.

    her neyse, rıfat çoktan ölmüş olabileceğinden şüphe ediyor ve kendi kendine şöyle diyor: yaşamadan ölebilirdim ama ölmeden yaşayamıyorum.

    her neyse, rıfat çoktan ölebileceğinden şüphe ediyor ve çay demliyor. çayını içerken bardağı bütün parmaklarıyla öyle bir kavrayışı var ki, çay molası bittikten sonra ölecek taşeron işçilere benziyor..."

    kaygının kedisi:

    "insanların ölümlü, silahların neşeli olduğu günlerden biriydi. rıfat hücresinde kedisi hakkı için kaygılanıyordu. aklı onda kalmıştı. beyefendi'nin korumaları yumruklarını indirirken rıfat zavallı kedisinin arka ayakları sağa sola savrularak kitapçıdan kaçışını her nasılsa görmüştü, unutamıyor. kim bilir nereye gitmiştir o korkuyla? ne yapıyordur şimdi? ne yiyecek bu kedi ne içecek, nasıl koruyacak tehlikelerden kendini? kitapların verdiği güven olmadan nasıl yaşayacak? bir kedi kitapsız yaşayabilir mi? keşke bilge karasu hayatta olsaydı. o zaman doğrudan ona giderdi hakkı.

    hakkı'yı düşündükçe üzülüyordu rıfat, ya başına bir şey gelirse diye kaygılanıyordu. oysa gereksiz. kediler kolaylıkla başlarının çaresine bakabilir, hayatta kalabilir. dünya ne zamandır asıl insanlar için tehlikeli bir yer..."

    --- spoiler ---