şükela:  tümü | bugün
267 entry daha
  • objektiflik ilkesi gereği, cennetten kovulma hadisesini bir de kendisinden dinlemek gerekir.

    buna bakanlar şunlara da baktı:
    (bkz: hizbüşşeytan/@derinsular)
    (bkz: şeytan taşlama sırasında yapmayın diyen satanist/@derinsular)

    ana tema:
    (bkz: islam/@derinsular)
  • --- alıntı ---

    şeytan
    18 temmuz 2018
    https://www.facebook.com/…er/posts/2133940486635070

    ibrahimi dinlerin şeytan hakkında söyledikleri, insanlara akıl yürütmeyi ve eleştiriyi mi telkin ediyor, otoriteye itaati mi? malum kıssa üzerinden bir düşünelim...

    şeytan'ın kabahati, otoritenin yeni bir uygulaması üzerine akıl yürütmek ve neticede bir itirazda bulunmak: "onu çamurdan, beni ise ateşten yarattın. ben ona neden secde edeyim?" yani "secde et" denince hemen yere kapanmıyor. önce sorguluyor, sonra itirazını dile getiriyor. ancak otorite, bu sorgulama ve itirazdan hoşlanmıyor. tabii otoriteler hemen hiçbir zaman sorgulama ve itirazdan hoşlanmazlar. ama burada durum daha da enteresan. zira, bu hadisede otorite secdenin neden gerekli olduğunu izaha tenezzül dahi etmeden şeytan'ı recmediyor/lanetliyor (eş-şeytan er-racim). neticede, şeytan kovuluyor. (bkz.: araf 11-27, hicr 26-43, sad 71-85, isra 60-65.)

    bu kıssa nasıl bir mesaj içeriyor? insanlara ne türden değerler telkin ediyor?: eğer güçlü bir varlık senden bir şey isteyecek olursa, o isteği yerine getir. sorgulama! sorgulayanlar illa ki olacaktır, ama sakın onlara sempati duyma! onları anlamaya da çalışma. neden itiraz ettikleri önemli değil. onlar şeytan'ın askerleridir ve aşağılık kimselerdir! onlardan uzak dur. zaten bütün dünya hayatı bir imtihan. aldanıp onlar gibi olacak mısın, olmayacak mısın; bütün mesele bu... onlar gibi olma. hatta öylelerinden otoriteye sığın (istiaze). sadece otoriteye kulluk et. ve sabah akşam aynı ritüelleri yerine getirerek otoriteye biatını yenile, ve gerek itiraz edenlere gerekse geçmişte itiraz etmiş olanlara lanetler oku. (bkz.: kafirler, müşrikler, ebu leheb, ve diğerleri.)

    özeti bu... ama belki daha önemlisi, böyle bir kıssanın aslında hiçbir soruya cevap vermediği gibi, hem çok sayıda yeni soru ortaya çıkarıyor, hem de soru sormamayı telkin ediyor olması. yine de biz bir seferliğine şeytan'a uyalım ve birkaç soru soralım!:

    1. güçlü bir otoritenin emrine itaat etmek ya da etmemek neden bu kadar önemli? yani diyelim ki itaat etmedik; bu neden kötü bir şey olsun? pek çok kötülük güçlü bir otoriteye hayır diyememekten ileri gelmiyor mu? bkz.: http://www.serdarkaya.com/endoktrinasyon/

    2. otorite ile aynı fikirde olmamak neden bu denli korkunç sonuçlar doğuruyor? diyelim ki, şu ya da bu nedenle, otoritenin yeni bir uygulamasını olumlu görmekte zorlandık ya da otoritenin yeni bir emrini yerine getirmedik. neden makul bir izah yerine gayet ölçüsüz tepki, tehdit, şiddet ve acımasızlık örnekleri ile karşılaşıyoruz?

    3. kıssaya konu olan varlıkların aslında hiçbirini tanımıyoruz. otorite sahibi hakkında "bildiğimiz" belki de tek şey, kendisi dışındaki bütün varlıkları yaratmış olması ve büyük bir güç/kudret sahibi olması. şeytan'ı ise, sadece otorite ile olan ilişkisi üzerinden tanıyoruz. boyun eğmeyi reddetmek gibi bir kabahat işlemiş; başka bir "suç"u yok gibi. bunun dışındaki "bilgi"lerimiz, birinin iyi, diğerinin kötü olduğu yönündeki bir söylemden ibaret. ancak gerçekten de iyi bir otorite ile karşı karşıya olduğumuzdan emin olmamız da zor. zira, kendisine itaatte kusur edenleri benzeri görülmemiş işkencelerden geçiren, ya da bir ahaliye gönderdiği bir elçi çok itibar görmeyince çoluk çocuk demeden herkesi helak eden bir varlığın iyi ve merhametli olduğunu düşünmek pek mümkün değil.

    4. sahi bu yaratıcı neden bu kadar öfkeli/kaprisli/narsisist? neden herkesin ona itaat etmesini, onu övmesini ve bu övgü ve bağlılık yeminlerini sürekli tekrarlamasını istiyor? neden kendisine itaat edilmediği zaman acımasızlaşıyor ve saldırganlaşıyor? neden etrafndakileri tek kalemde huzurundan kovuveriyor? ve neden kimi durumlarda insanların üzerine devasa seller, şiddetli rüzgarlar, yüksek frekanslı sesler gönderip çoluk çocuk kadın ihtiyar kim varsa hepsini bir anda soykırıveriyor?

    5. kıssaya konu olan varlıkların hiçbirini tanımıyor olmamızın bir manası da şu: otoriteyi aslında tam da güçlü ve acımasız olduğu için tutuyoruz. bu otorite güçlü ve acımasız olmasa idi, yine ondan korkacak mıydık? yine ona sorgusuz sualsiz itaat edecek miydik? yine biatımızı sürekli yenileyecek miydik? ya da bu otorite, şeytan ile aynı derecede güce sahip olsaydı (yani tek başına karar alarak şeytan'ı kovamayacak olsaydı) bu konuya yine aynı şekilde mi yaklaşacaktık? güç dengesi, sorgusuz sualsiz kovma yerine, tarafların birbirlerine karşı daha dikkatli ve ihtiyatlı oldukları bir süreci/kıssayı beraberinde getirmeyecek miydi? peki ya güçlü olan şeytan olsaydı? o zaman da şeytan'a itaat edip sabah akşam allah'a mı lanet edecektik? herhalde öyle olacaktı, zira her iki varlığı da isimlerinin ötesinde çok fazla bilmiyoruz. sadece iki varlıktan birinin güçlü olana itaat etmediği ve güçlü olanın güçsüzü kovduğu düşüncesi ile hareket ediyoruz.

    6. güçlüden yana olmak, empati, merak ve adalet gibi duyguları da zedeliyor. hiçbirimiz bu varlıklar kimdir, nedir, orada ne yapmaktadırlar, bu konu neden bu kadar önemlidir diye düşünmüyoruz. her şeyi sadece güçlü olanın perspektifinden öğrenmiş olmak da bizi rahatsız etmiyor. mağlub olanın perspektifini merak bile etmiyoruz. muzafferin perspektifini yansıtan bir kitap, mağlub olana yönelik bir dizi aşağılama ve hakarette bulunuyor. bizler ise mantra haline getirdiğimiz bu hakaretleri asırlardır her gün tekrarlıyoruz.

    7. bu dünya ve içindeki her şey gerçekten de bilinmez bir yerde bazı bilinmez varlıklar arasında yaşanan bir secde ederdin-etmezdin davasının sonucu mu?

    8. bir varlık, neden kendi yarattığı iki varlıktan birinin diğerine secde etmesini istiyor? bu talebi anlamlı bulmayan varlık, neden çamurdan ve ateşten olmak arasında bir hiyerarşi kuruyor? bunlar gerçekten anladığımız, bildiğimiz konular mı? ya da, ortada gerçekten de değer verilmesi ve anlaşılması gereken fazilet dolu bir hikaye var mı? neden daha mütevazi olmayı denemek ve en azından "bilmiyorum" demek yerine bu denli güçlü fikirlere sahip oluyoruz? neden bütün hayatımızı bu hikayeyi temel alarak şekillendiriyoruz? ve neden yaşamış yaşayacak bütün insanları bu perspektif doğrultusunda (müslüman, kafir, müşrik gibi) kategorilere dahil ediyoruz?

    kıssanın ortaya koyduğu yaratıcı-yaratılan ilişkisi ise, ayrıca değerlendirilmesi gereken bir dizi soru daha ortaya çıkarıyor:

    1. bir varlık, iki ayrı varlık yaratıyor. ancak yaratılan iki varlığın mayası farklı. dolayısıyla, karakterleri de aynı değil. bu durumda, yaratılanlardan biri şayet sorgulayıcı, eleştirel ve itirazkar ise, bunu yaratılıştan ilgisiz düşünmek zor. o halde yaratıcı neden önce itirazkar bir varlık yaratıp, sonra da itiraz ettiği için ona tepki gösteriyor?

    2. denebilir ki, yaratıcı, yarattığı varlığın içine hem itiraz, hem de özgür irade koyuyor ve böylelikle onu itiraz etme ve etmeme arasında bırakıyor. ama bu argüman da pek makul sayılmaz. her şeyden önce, otoriteye itirazı ya da eleştiriyi kategorik olarak olumsuz görmek zorunda değiliz. ama öyle bile olsa, özgür irade argümanı yine anlamsız. bu noktada tekil şeytan örneği yerine büyük sayılar kanununa başvurmak biraz daha zihin açıcı olabilir: bir deney çerçevesinde bir milyon tane eşcinsel yaratalım. herbirine (farklı seviyelerde de olsa) eşcinsel duygularına karşı koyabilme iradesi verelim. ve sonra bekleyelim, ve hangilerinin duygularına karşı koyabilmeyi başaracağını ve hangilerinin başaramayacağını görelim. ve neticede, başaramayanları ateşe atıp yakalım. (bunlar anlamlı ve adil işlerdir diyebilir miyiz? eşcinselliği baştan veren de biziz, iradeleri farklı seviyelerde dağıtan da, onları eşcinsellik ile irade arasındaki dengeyi merkeze alan bir imtihana sokan da, ve nihayet imtihanı kaybedenleri ateşe atan da.)

    3. yaratıcı-yaratılan ilişkisi büyük ölçüde itaat eksenli. ve çoğu hiyerarşik ilişkide olduğu gibi burada da beklenen, aşağıdakilerin sürekli övgü ve teşekkür sunması. peki yaratmak ile övgü/teşekkür/tapınma beklentisi arasında gerçekten de bir bağ var mı? yoksa bu bağ daha ziyade yaratıcının karakteri ile mi ilgili? bir başka düşünce deneyi ekseninde değerlendirelim... bilim adamları suni zekaya sahip bilinçli varlıklar üretiyorlar. ilgili bilim adamlarından bazıları, ürettikleri bilinçli varlıkların kendilerine tapınmasını isterlerse, onlar hakkında ne düşünürüz? mesela: "ey robot! sen yok idin, ben seni var ettim; şimdi bana secde et!.. ve şimdi ikinci bir robot yaptım. bu yeni robota da secde etmeni istiyorum. itiraz edersen, seni cezalandıracağım." (çok farklı mı gerçekten de?)

    4. bir insan acı hissedebilen suni zekalı bir varlık üretirse, ilgili varlığın itaati reddetmesi durumunda ona şiddetli ve uzun süreli eziyetler etme hakkı doğar mı?

    her şey bir yana, bir insan/robot istese bile böyle bir yaratıcıyı gerçekten sevebilir mi? yoksa sevemeyeceğini için için bilse de, korkusu gereği her gün riyakarlıkta mı bulunur?

    sonsöz

    bir tarafta itaat, güce boyun eğme, güçlünün neden haklı olduğunu bile sorgulamama, ve güçlüye yaranma adına güce boyun eğmeyeni ötekileştirme, lanetleme... diğer tarafta eleştiri, itiraz, sorgulama, akıl yürütme, kendine saygı...

    çocuklarımızı bu gibi kıssalarla büyütüyoruz. sonra, ülkemizde bireyselliğin nadir, güçlü olana dalkavukluğun yaygın olmasına anlam veremiyoruz.

    url: https://www.facebook.com/…er/posts/2133940486635070

    --- alıntı sonu ---

    tema:
    (bkz: islam /@derinsular)
110 entry daha