şükela:  tümü | bugün
  • şeytan bir dumbbell dır, yada ne bileyim bir koşu bandı belkide bir kum torbası

    bunlar sporcuyu engellemek için değil geliştirmek için vardır

    yani bir nevi şeytan, inanan insanın kendini ahirete hazırlamasını ve daha güçlü olmasını sağlayan bir engeldir bu engeli aşan ilahi ve ebedi huzura kavuşur

    bu engele takılan düşer ama yine çabalarsa yine geçebilir ölene kadar hakkınız var

    bu engelden atlama tenezülü bile göstermeyip yere çöküp umutsuzca zamanının dolmasını bekleyenler mutlaka kaybedecektir çünkü inanmadığın şeyi başaramazsın...
  • deus ex machina olarak ghost in the shell'dir.

    demek istediğimi şöyle açabiliriz sanırım. yukardaki söylemde the shell' i ilah tarafından yaratılan ve sonrasında newtoncu bir determinist felsefe ile tıkır tıkır işleyen evren olarak düşünürsek, ghost ise bu deterministik mekanik evrenin dönmekte olan çarklarındaki ilk bakışta ihmal edilebilir olduğu düşünülebilecek sekron kaymalarının ve infinitesimal kusurların kümülatif etkisinin sonucu olarak ortaya çıkmış olan şeytandır. bu ortaya çıkışın insan bakış açısı ile öngörülemez olması ancak ilahın açısından (tanımı gereği) öngörülen ve bizzat tarafından sonradan açığa çıkması için yüzlerce sayfalık program koduna gizlenmiş bir satır gibi plan gereği olmasından ötürü ise deus ex machinadır. gece gece üzmeyin beni gidin şimdi.
  • insan tanrı kavramını zihninde yarattığında, tanrı neden insan' a kötülük yaptırsın? eğer kötülük yapmamızı tanrı istiyorsa bizim ne suçumuz olur? gibi sorular da geleceği için şeytan kavramı uydurulmuştur.
    şeytan ikinci bir tanrı da(kötülük tanrısı) olamazdı. malum tek tanrılı sisteme göre dizayn etmek gerekiyordu kötülüğün kaynağını.
    şeytanı da tanrı yaratmalıydı. ama tanrı şeytanı yaratıp, kötülük yapmasını emrederse, yine üstteki mantığa dönülürdü. yani tanrı şeytanı yaratıp, kötülük yap emri verirse bu sefer de şeytan emir kulu olurdu. azrail gibi yani. ama bu şekilde 'hz. şeytan' kavramı da inandırıcı olmazdı.

    buna kesin çözüm, zorlama bir hikaye ile de olsa getirildi. tanrı insanı yaratınca, tanrının emrindeki şeytan kıskanıp, isyan etmiş güya. ve tanrıdan süre istemiş. rica etmiş demiş ki: 'bana süre ver, bunları isyan ettireyim.' tanrı da ' hadi görelim neler yapabiliyorsun' tadında iddialaşmış kendi yarattığı şeyle. böylece kötülüğün nedeni güya çözülmüş olmuş, güya mantığa oturtulmuş.

    kısaca buna kim inanır? nice kadirler inandı ve inanmaya devam ediyorlar. ilginç değil mi?
  • insanlar işledikleri günahların sorumluluğunu kabul etmeyip suçu "x'e uydum" deyip başka birine atsın diye yaratılmış olabilir.
  • kotulugun kazandigi bir dunyada yaratilan degil yaratandir seytan. yaratilan ve kotu olarak gosterilir,belki de evren nefretle beslenen seytanin dunyasidir.
  • tanrının yaratılma sebebiyle aynıdır;

    eskiden insanların yeterince boş zamanlarının olması.
  • anlamlandırma ve tanımlama çabamızdır.

    ilk olarak, samimi bir sorgulamanın getireceği asli soru yaratım failinin kim olduğu sorusudur.

    sistematik bir dinin kurallara bağlı mensubu olmanız halinde yanıtınız ilk sebep olacaktır. ilk sebep dışında bir yanıt vermeniz, öğretiler nezdinde heretizm olarak kabul edilir ve insanların öğretileri sorgulamaları sebebiyle yakılmadığı bir çağda yaşamanın lüksünü duyumsarsınız.

    ancak kişi soyunun yaratım kuvveti ve bunun insanlık tarihindeki evrimi kafanızı kurcalıyorsa alternatif yanıtlar hakkında düşünmek keyifli bir iş olabilir.

    sistematik dinlerin ciddi kısmında şeytan algımıza denk gelen bir figür veyahut şeytan algımızla uzlaşabilecek figür / figürler bulunmaktadır. esatirleri aşağılama eğiliminde olanların farkına varmaktan imtina ettiği şey, bu figürlerin algılanma ve tepkime biçimlerini bir kenara bıraktığımızda; varlık formu olarak çoğunlukla benzer, ana çatı altında özdeş olduğudur. bu düşünce, sistematik dinlere mensup kişilerin zihinlerinde algılama eşiğini aştığı noktada; bütün kavimlere tebliğ yapıldığı savıyla mantık kurar ve düşünceyi genellemeler çöplüğüne gönderirler.

    fakat bu benzerlik hali üzerinde düşünmeye değer bir noktadır. yggdrasil' in köklerini kemiren dünya kurdu, mezopotamya lilith' i ve göktanrı inanışındaki erlik; milton' ın lucifer' ı ile mizaç, yapı, hedef ve arzu bakımından birbirine benzer.

    milton' ın lucifer' ı ile dünya kurdu kurgusallık nezdinden bakıldığında eş yapılıdır. bununla birlikte onlara yüklediğimiz manalar ile onları nasıl sınıflandırdığımız, bizim bakış açımıza bağlıdır. son iki bin yılın yaygın ön kabulüne göre bu iki figürü değerlendirirken şöyle dememiz gerekir: birinde ilahi kelamla varlığı beyan edilmiş bir kişiliğin hikayesi teatral bir şekilde anlatılırken, diğerinin öyküsü sadece ilkel sarışınların hüsnü kuruntusundan ibaret.

    bir başka deyişle, aynada gördüğünüz şey durduğunuz yere bağlıyken; figürlere verdiğiniz gerçeklik payı sizin tercihinizdir: hangi kurgulanmış figürle ne yapacağınızı siz seçersiniz.

    öte yandan, bugün lucifer figürüne inanan kişilerin dünya kurdunu yadsıması, dünya kurdunun bir zamanlar benzer manaları anlatan isimlerden biri olarak anılmış olduğu gerçeğini değiştirmez.

    şeytan algımıza denk gelen ya da bu algımızla uzlaşan figürlerin tabiatı genelde maddeleri barındırır. bu figürler başta kişi soyu olmak üzere yaratım olarak isimlendirilmiş varlık bütününün düşmanı olarak tasvir edilmiştir: iyi ve doğal olan, ilk sebep tarafından övülmüş, idealize edilmiş, temiz kalmış bütün idelerin zıttı, müstakbel yok edicisi olarak anlatılır.

    kimi zaman bir yenidoğanı kaçırıp bir ailenin mahvına sebep olurlar. bazen fısıldayarak yoldan çıkardıkları güruhların kitlesel azgınlığa yönelip ilahi sebepli doğa felaketleriyle yok edilmesini zevkle izlerler. çoğunlukla gündelik ve dönemsel kötülüklerin mimarı olarak anılırlar. kıtlık, verimsiz tarlalar ve meyve bahçeleri, salgınlar, bireysel ya da kitlesel delilik, yıldırımlar ve doğa felaketleri daima onların imzasını taşır.

    figürlerin isimleri, coğrafyaları, cinsiyetleri, fiziki ve ruhani tasvirleri değişse de hepsinin sabit bir ortak kümesi vardır: her birinde ortak olan bir hedef, dünyayla etkileşim içinde olan ve gözlem yapan; bütün bu figürlerin hikayelerini anlatan insan.

    insanoğlu kırılgandır. tabiat kökenli facialar, diğer insanların kasıtlı ve hedefli kötülüğü, savaş, göç ve istila gibi kitlesel hareketler tarafından incinen; hastalıklara etkin ve pratik çözümler bulamayan; geceleri ışıklandırılmamış taşrada ve şehirlerde dolaşmak zorunda kalan insan gözlem yapar, hayal kurar, benzetme yapar, öyküleştirir ve anlatır.

    kısacası isim ve yoldaş enflasyonuna rağmen, şeytan hep aynı şeytandır. sadece imaj değişikliğinden fazlaca haz duymaktadır.

    kişi dünyayla, kendi türü ve diğer türlerle etkileşim halindedir. kişi gözlem yapar, bağ kurar, anlamak ve tanımlamak ister. bu daima cümlelere dökülmüş ve titizlikle gözden geçirilmiş bir anlayış ve tanım olmak zorunda değildir. fakat dünya ve diğer kişiler ile etkileşim içinde olan insan; kendini, tepkilerini, yöntemlerini, gideceği yolu ve daha onlarca bileşenini seçebilmek için anlamaya mecburdur. dışarıdan aldığı etkilerin olumsuz olanları için bireysel ve dönemsel mantığını kullanır. değerlemeleri bilgi birikimi ve kullandığı yöntemin isabetiyle doğru orantılıdır. sahip olduğu bilgi, yöntemin verimi ve zihinsel kabiliyeti onu tatminsiz bir noktaya getirdiğinde ise gerçeklikle bağını koparması çok kolaydır.

    doğal ve kasıtlı kötülüklerden incinen insanın, bütün bu kötülükleri ve arka planını şeytan olarak gördüğü bir figüre yüklemesinde, bir de konformizm vardır. geleneklerin söylediği inanış ve kanaatlere uyarak, bu savları kabul ederek kendisi de toplumda kabul görür. zıt yönde davranıp genel kanı ve inanışlara uyumsuzluk göstermesi ise ona çözüm arayışı denilen beladan başka bir şey getirmeyecektir.

    mübalağaları seven, gerçeküstülüğe fazlasıyla meyilli, savaşamayacağı ve değiştiremeyeceği güçlerden mağdur olduğunu düşünmenin rahatlığını seven insan için şeytanın var olduğu bir dünya çok daha kolay olacaktır. şeytan bizlerin hayatını kolaylaştırmak için yaratılmıştır.
  • şeytan kavramı semavi dinlere ait bir kavramdır. ve bizim aynı dili konuştuğumuz ülkemizde bu semavi dinlerden biri olan islam dininin varlığına gönülden inanan insanlar var ve sayıları toplumun büyük bir kısmını oluşturuyor. tüm bu insanlardan özür dileyerek başlamak istiyorum amacım inandığınız dini sıradanlaştırmak değil. amacım sadece; başlıktaki gibi hakkında insanı fikir yürütmeye kışkırtan bir konuda farklı bir bakış açısını buraya not düşmek.

    semavi dinlerin yanlış bilmiyorsam önemli bir özelliği, insanların gökyüzüne bakma amacına yeni bir sebep eklemesi olmuş. yani insanlar o zamana kadar gökyüzüne bakarken mevsimleri anlayabilmek için bakmışlar. var olmaları buna bağlı olmuş, ayrıca bu bir toplum olarak ta hayatta kalmalarını sağladığı için kültürün bir parçası olmuş olabilir. biz bu dönemleri pagan dönemler olarak adlandırıyoruz. insanların tabiat anaya dönük olduğu ve edilgenliğini kabullendiği dönemler. bir nevi cennet.

    derken doğada tespit ettiğimiz tekrar eden olayları faydamız için kullanmaya başlıyoruz. bu dönemde akıl ön plana çıkıyor ve akıl sayesinde doğanın o kadar da kutsal olamayabileceğini kavrıyoruz. malum bizi maymundan ya da neandarthelden ayıran akıl dediğimiz bir özelliğimiz var. o kadar üstünüz ki; bu olsa olsa tanrısallıktır ve makamı(aklın kaynağı) göklerde bulunur. adem'in hayal dünyası.

    öyle ya da böyle kafamızı yerden kaldırıp gökyüzüne döndürmüşüz. yeni bir kültür doğarken eskisi olmaması gerekene dönüşmüş. belkide hedonizmin hümanizme dönüştüğü zaman buralara denk gelmiştir. bizim doğaya, tabiat anaya ait olduğumuzu hatırlatan davranışlarımızı "ayıp" diye nitelemeye başlamışız. başta cinsellik olmak üzere beslenme, boşaltım sistemi aktiviteleri(osurmak komik ve yüzsüzce yapıırsa aşağılık bir eylemdir) gibi doğuştan gelen ve düzeltilme gereksinimi olmayan olgular kültürümüz ile disiplin altına alınmaya başlamış ve bunlar konusunda adap geliştirme zorunluluğu doğmuş. bu noktada "şeytan" adı verilen figür, topluluğun yapmamamız gereken davranışlar konusunda bireyi kışkırtan doğamıza verilen isim olmuş.

    bu konuda tom robbins'in "sirius'tan gelen kurbağa" isimli kitabı yukarıdaki düşüncelerimin oluşmasında büyük pay sahibidir. kitap, şeytan figürünün "pan" isimli kısaca hedonizm tanrısından semavi dinlere nasıl "şeytan" olarak devşirildiğini anlatmaktadır. kitap özellikle bir erkek için okuması zor olsa da okunmasını şiddetle tavsiye ederim. bana bu kitabı okumamı tavsiye eden o zaman ki kız arkadaşıma da ayrıca bir kez daha teşekkür ediyorum.