şükela:  tümü | bugün
  • meşşai değildir. eşari kelamcısıdır.

    fahreddin razi, gazali'yi vs. elbette eleştirir çünkü kelamcıların fikirleri çok başkadır. mesela şerhini yazdığı kitabın yazarı ici'yi de eleştirir, ondan çok farklı bakar bilim ve din ilişkisi, kelamın yapısı konularına vs.. ama genel olarak alırsak fahreddin razi'yle başlattığımız tahkik yönteminin en baba adamlarından biridir.

    madem tahkike geldik neden gazali sonrasındaki kelamcıların aynı zamanda bir meşşai, aynı zamanda bir sufi gibi göründüğüne değinelim. çünkü öyle bir yanlış anlama var ki gazali ve eşariler sanki felsefeyi öldürmüş ondan sonra filozof çıktıysa da ya bu meşşai, ya sufi, ya matüridi yani eşariliğin hakim baskısından az biraz paçayı kurtaranlardır gibi. daha önce değindiğimiz gibi (bkz: eşarilik/@don drapper) bu tamamen bir masaldır.

    gazali miyarü'l-ilm(dolu başlık) vs. eserleri vasıtasıyla bugün oldukça modern şekilde bilim-din-tasavvuf arasında ayrım yapabilmiş ve devamındaki eşari kelamcıları hakikate ulaşan yolu tek bir hakim paradigma, doktriner olan şekilden çıkarmış, ibn-i sinacı nefs teorisini de o bağlamdan koparıp bugün avrupa'da kant ile başlayan gelişmelerin benzerini yapmışlar ve insanın sınırlılığına vurgu yaparak birden fazla yolun geçerliliği gibi bir sonuca ulaşmışlardır.

    islam felsefesi seyyid şerif'in de eserinde yazdığı gibi bir kadir-i muhtar tanrıyı merkeze alan kelamcılar ve tasavvufçular, almayan meşşailer ve işrakiler şeklinde şeklinde dört ayrı perspektife ayrılmıştır. ama tek gerçek hakikati inkar etmeden, hakikate ulaşmanın zorluğunu kabul ederek birden fazla yola geçerlilik vermişlerdir.

    bundan sonra gazali sonrası kelamcıların yaptığı şey tahkikle tüm yolları hesaba katarak bir soruşturmaya girişip hakikate bu şekilde ulaşmaya çabalamaktır.

    örneğin seyyid şerif'in ana perspektifinde alem hadistir yani sonradan yaratılmıştır. ama ibn-i sinacı ve tasavvufçu bir perspektife geçince meşşailerin ve tasavvufçuların kabulleriyle bu ana perspektifini bırakıp öyle yola koyulmuştur.

    buradan şunu anlıyoruz seyyid şerife göre nasstan gelen hükümlerle(alem hadistir gib), akıldan yola çıkarak bulduğumuz hükümler elbette farklılaşabilir. bir müslüman için önemli olan nasstan geleni aynen kabul etmektir ama diğer taraftan akıldan gelenlere de karşı çıkmamaktır. bunu bir kelamcının kabul etmesi(özellikle mutezile'den falan hesaba katın) çok ciddi bişeydir.

    tabii dediğimiz gibi her kelamcı daha farklı açıdan yaklaşıyor. mesela cürcani tasavvufu da çok rahatça kabul ederken rakibi taftazani öyle değil mesela.

    ama genel olarak osmanlı düşünürleri doğrudan seyyid şerif'i daha makbul görmüşlerdir. islam düşünürlerinin 19. yy'a kadar her meseleye geniş açıdan yaklaşıp hem büyük tasavvufçu, hem büyük kelamcı aynı zamanda büyük mantıkçı vs. külli şekilde olmalarının bir sebebi de budur. yine mesela hocazade muslihuddin efendi, ali tusi vsnin zaman gazalici mi? meşşai mi? razi sonrasındaki kelamcıların filozof mu, filozofların kelamcı mı şeklinde karışmasının sebeplerinden biridir de bu durum.

    daha önce benzer gridileri gazali, islam felsefesi, ibn rüşd, ibn sina, hocazade muslihuddin efendi vs. başlıklara yazmıştım. oradan bağlantılar kurulursa daha detaylı malumatınız olur. daha da detaylı olaraksa (bkz: islam düşünce atlası)