şükela:  tümü | bugün
  • dünyanın en muhteşem şiirlerinden birçoğuna sahip şair.

    sürgün ülkeden başkentler başkentine

    senin kalbinden sürgün oldum ilkin
    bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
    bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
    sana geldim
    ayaklarına kapanmaya geldim
    af dilemeye geldim
    affa layık olmasam da
    uzatma dünya sürgünümü benim

    güneşi bahardan koparıp
    aşkın bu en onulmazından koparıp
    bir tuz bulutu gibi
    savuran yüreğime ah
    uzatma dünya sürgünümü benim
    nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
    ayaklarımdan belli
    lambalar eğri
    aynalar akrep meleği
    zaman çarpılmış atın son hayali
    ev miras değil mirasın hayaleti ey gönlümün doğurduğu
    büyüttüğü emzirdiği
    kuş tüyünden
    ve kuş sütünden
    geceler ve gündüzlerde
    insanlığa anıt gibi yükselttiği
    sevgili
    en sevgili
    ey sevgili
    uzatma dünya sürgünümü benim

    bütün şiirlerde söylediğim sensin
    suna dedimse sen
    leyla dedimse sensin
    seni saklamak için görüntülerinden faydalandım
    salome'nin belkis'in
    boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
    kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
    ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
    deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
    ey gönüllerin en yumusağı en derini
    sevgili
    en sevgili
    ey sevgili
    uzatma dünya sürgünümü benim

    yıllar geçti sapan olumsuz iz bıraktı toprakta
    yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
    çatı katlarında bodrum katlarında
    gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
    hep kanlıca'da emirgan'da
    kandilli'nin kurşuni şafaklarında
    seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
    şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
    sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
    af dilemeye geldim affa layık olmasam da

    ey çağdaş kudüs (meryem)
    ey sırrını gönlünde taşıyan mısır (züleyha)
    ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
    sevgili
    en sevgili
    ey sevgili
    uzatma dünya sürgünümü benim

    dağların yıkılışını gördüm bir venüs bardağında
    köle gibi satıldım pazarlar pazarında
    günesin sarardığını gördüm konstantin duvarında
    senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
    gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
    ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
    verilmemiş hesapların korkusuyla
    sana geldim
    ayaklarına kapanmaya geldim
    af dilemeye geldim
    affa layık olmasam da
    sevgili
    en sevgili
    ey sevgili
    uzatma dünya sürgünümü benim

    ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
    mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
    aşk celladından ne çıkar madem ki yâr vardır
    yoktan da vardan da ötede bir var vardır
    hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
    o şarkıya özenip söylenecek mısralar vardir
    sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
    ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
    gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
    yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
    yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
    sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
    göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
    senden ümit kesmem kalbinde merhamet adli bir çınar vardır
    sevgili
    en sevgili
    ey sevgili
  • "insanı çözersin, çözersin, çözersin ; çocuk çıkar." diye bir sözü vardır.
  • sezai bey şiirinin kullanılması için kimseye izin vermemiştir.
    reklam yayına hazırlanmadan yarım saat önce mehdi eker tarafından aranmıştır.
    mehdi eker durumu izah etmiştir. sezai bey'de "zaten siz her şeyi yapmışsınız, izin almayı en sona bırakmışsınız" diyerek izin vermemiş fakat başka bir tepki de dile getirmeyeceğini söylemiştir.
    sezai bey, bu şiir için ne bir para almış, ne de başka bir şey...
    sezai karakoç'un kendisine ait bir partisi vardır.
    diriliş düşüncesini şekillendirmek istediği yapı burasıdır.
    parti imkansızlıklardan ötürü seçimlere girememiştir.
    fakat asla bir tabela partisi değildir.
    parti programı dahi çok ileri bir türkiye'nin hayalidir.
    yeniden söylüyorum.
    sezai karakoç şiirinin kullanılmasına izin vermemiştir.
    kullananlar büyük bir aymazlıkla emrivaki yapmışlardır.
    sezai bey'in de nezaket sahibi olduğunu bildikleri için, çıkıp açıklama yapmayacağını, dava açmayacağını bildikleri için bu denli rahat davranmışlardır.
    konuyu kapatıyorum.
  • 80'li yıllarda kızıltoprak'ta oturduğumuz zamanlar, yan daire komşumuzdu... bir kütüphaneden farksız eviyle, kitaplara karşı olan sevgisiyle ayrıcalıklı bir komşuydu benim için..

    oradan taşındıktan sonra karşılaşmalarımız 90'larda cağaloğlu'nda sürmüştür... dünya görüşlerimizin benzemezliği, içten muhabbetimizi ve ayak üstü de olsa sohbetlerimizi hiç etkilememiştir... "rock"çılığımızın en hızlı dönemlerindeydim o günlerde... böyle bele kadar upuzun saçlar, deri montlar, aksesuarlar coşmuş... birlikte gezdiğimiz arkadaşlar "sol"dan falan... ofisinin bulunduğu pasajda bulunan tüm sağ görüşlü kitapçı ve yayıncılar, komşularının bu tuhaf görünümlü gençle sohbetine soru dolu bakarlardı öyle...

    bu ufak karşılaşmalarımız içinde hiç nasihat, eleştiri, empoze gibi kavramları çağrıştıracak şeyler konuşmalarımız içerisine girmemiştir... karşısındaki insanı olduğu gibi kabullenen, öyle seven bir insandır.
  • anne öldü mü çocuk
    bahçenin en yalniz koşesinde
    elinde siyah bir cubuk
    ağzinda küçük bir leke

    çocuk üldü mu güneş
    simsiyah görünuyor gözüne
    elinde bir ip nereye
    bilmez bağlayacagını anne

    kaçar herkesten
    durmaz bir yerde
    anne ölünce çocuk
    çocuk ölünce anne
  • baharı yaz uğruna tükettik, aşkı naz uğruna ve papatyaları seviyor sevmiyor uğruna.
    derken "ömrü" tükettik bir hiç uğruna.

    sezai karakoç.
  • aşkına sadakatle bağlandığı kadına "elektrik veremediğini" teessürle ! öğrendiğimiz büyük insan.

    olayın nesnesi kadın seneler sonra konuşmuş. tabii hemen okudum söylediklerini. o dakika hafakanlar bastı beni.
    farkettim ki kadınlar genelinde aşk meşk ilişkilerinde karşılaşılan hep o tanıdık, o problemli o zavallı dil, o sakil yaklaşım (daha çok soranın yaklaşımından kaynaklansa gerek)
    bu kadincağizin üslubuna da yerleşmiş ne yazık ki. sevginin zıttı nefret değil, kayıtsızlıktır derler. buna inanırım. aynı şekilde kayıtsızlık, bütün kötülüklerle de eş anlamlıdır.
    kadın geçmişteki birçok kişiden adlarıyla (hatta dünkü çocuk sayılacak bir gazeteciden bile) söz ederken sezai karakoç'un adını anmıyor, anamıyor. bu tablo karşısında bir kere daha anlıyorum; anlayış bir nasip, bir baht meselesidir. kendisinden "sezai bey" olarak medenice söz etmek bu derece zor mu? o gece okunan şiirin adını anımsamak ! bu derece imkansız mı?

    fotoğraflara bakıyorum; yıllar tazelik ve güzelliğini yok etmiş görünüyor ama bencilliğinden bir şey eksilmemiş. "vah yazıık, keşke o da evlenseydi, o da mutlu olsaydı" deyiveriyor. sezai bey'in hâlâ orada kaldığını gülünç bir biçimde düşünebiliyor. burada bedbaht olan kim?

    kendisini "var edene" minnetsizlik yapan ve tarihin o anına gömülüp kalan mı? yoksa nefsin zahmetini eşsiz bir işçilikle rahmete dönüştüren, bütün hücreleriyle dirilişe açılan, bütün damarlarıyla sonsuzluğa akan mı? o gün, o mezuniyet gecesinde kaybeden kim gerçekten? cevabı aşikar, değil mi muazzez teyze.

    anlayış bir nasip, aşk bir kabiliyettir ve kalpten çıkan söz hedefini mutlaka bulur; iyi olmuş bu son. herkes hak ettiğini bulmuş. hani klasiktir: olan iş hayırlıdır der, rahata ereriz. sezai bey mesuddur. biz mesuduz. çünkü şimdi daha bir iyi anladık monna roza'nın kimliğini, kıymetini.
  • "ben pasaportla hacca gitmem"
  • cemal süreya'nın kaleminden:

    “bulgucu adam. belki de ülkemizde tek bulgucu. çok daha yetenekli bir mehmet akif’in tinsel görüntüsüyle adamakıllı dürüst bir necip fazıl’ınkini iç içe geçirin, yaklaşık bir sezai karakoç fotoğrafı elde edebilirsiniz.

    türkiye’de özellikle sağın, özellikle de mukaddesatçı kesimin içinde yalnız. bir başına. hiçbir ortaklığa girmez. dışarıda ve yukardadır. düşüncesini de öfkesini de hemen ortaya koyar. ama yalnız olması yalnız kalması anlamında değil, diyorum. yapısı öyle.

    karakoç ve şevket eygi ankara’dan geldiler. bundan mı acaba? aydınlar ocağı tipiyle aralarında en küçük benzerlik yok ikisinin de. özellikle karakoç, bence, yaşama konumu olarak da tek ve benzersiz bir kişi.



    karakoç bir yerde inancının çılgınıdır. onunla delici bir ideolojiye ulaşmak ister. bunun için her şeyi bilmesi gerektiği kanısındadır. inancı hem silahı, hem çocuğudur. düşüncesini iyice soyut bölgelere götürür. mantığını yitirir, bir başka mantık bulur. sözgelimi, istanbul başkent kalsaydı türkiye’nin durumu daha iyi olurdu diyebilir. ayasofya’nın bir cami olarak açılmasıyla bir kurtuluş olasılığının belireceğini bile sezdirebilir.

    siyasal bilgiler fakültesi’nde birinci sınıf öğrencisiyken kendisine asistanlık önerilmiş, ama kabul etmemiştir. kendisi için gazetede üst üste başyazı yazan prof. osman turan’ın yüzüne bakmamıştır.

    dışarıya karşı bağnaz değil. her şeyi tartışabilirsiniz.

    kimseyi küçük düşürmez. ama bazı kişileri büyük düşürdüğü de olmuştur.

    en ilkelle en modern arasında durur.

    1950’li yıllarda bir hilesini yakalamıştım: necip fazıl kendisinden borç ister, o da her seferinde cebindeki parayı son kuruşuna kadar verirdi. sonunda kendisi aç kalırdı. buna bir çare düşündü. marmara kıraathane’sine giderken, özellikle de aybaşlarında yanında daha az para taşıyordu. az dedim ya, o kadar da az değil. maaşının yarısı kadar. sanırım, karakoç’un kayatındaki tek oyun budur. başka bir yerde de yazmıştım, üniversite yıllarında burslarını kırdırıp üstada verirdi.

    maliye müfettiş yardımcısı ve gelirler kontrolörü olarak türkiye’yi dolandı. bakarsın arapkir’de, bakarsın karaköse’de.

    zaman zaman kaybeder. ama rövanşı mutlaka alır.

    sultanahmet ahmet camii’nin külliyesinde dergi çıkardı.

    öyle bir müslüman ki marx da bilir. nietzsche de bilir. rimbaud da bilir. salvador dali de sever. nazım da okur.

    sıkışmış, sıkıştırılmış deha. alçakgönülle katı yüksek uçuyor.

    şemsiyesi yok.”**
  • --- spoiler ---

    '' geceye yenilmeyen her insana, ödül olarak bir sabah, bir gündüz ve bir güneş vardır. ''

    --- spoiler ---