şükela:  tümü | bugün
  • sezen aksu'nun potansiyeli kaptığı sene çıkardığı albümdür bu... -nedense- aşkların en romanesk ve buğulu olduğu zamanlarda -ki sonbahar bir görüntü gelip konuşlandı gözlerime- ağırdan acılı, tam porsiyon hüzünlü parçaların bulunduğu bir albümdü bu... "sultan süleyman", "bir çocuk sevdim"," kavaklar", "sarışın" gibi şahika parçalar wardı o albümde...
  • "sezen aksu 88" ayrıca, kadınları derinden etkileyen, erkekleri arzuya boğan, -orta'ları bielmiyorum- bir imajdır. çünkü bu albümdeki imajı kendine uyduran bi dolu kadın; bu tip kadınlara vurulan bir o kadar er kişi tanıdım, gördüm, wardı...

    sezen aksu 88 modeli saçlar wardır, yanlardan, perde gibi, çeneye kadar uzanan "kleopatra" diye de bilinen küt saçlar... nasıl da sewerim, nasıl da dayanılmazdır, işte şu saçlarla sezen aksu, beni benden almış, fırtınalar koparmıştır, ama daha önce kleopatra da denemiştir bunu... elde ne war; 0...
  • sezen aksu'nun en saglam albumlerinden biri.. done done dinlenesi bir yapit
  • prodüktörlüğünü onno tunçun yaptığı en bi efsane sezen aksu albümü. gerçekten de bestelerinin güzelliği yanısıra cyranonun dediği molankolik havaya bende şahit olmuşumdur. sadece şarkılardaki hava değil bu kasede sahip olanlarda ve ara ara dinleyenlerde böyle bir yana yana sevme arzusundan bahsedilebilir. ama katılmadığım tek şey sezen aksunun kleopatra saçıdır ki o saçlarsezen aksu 88nin değilgülümse`nin kabını süsler.
  • nasıl şarkılara sahiptir ki hala dinlenir, hala coverları yapılır, hala birilerine hediye edilir...şarkıları hepsi birbirinden arızalı idi, sultan süleyman bile taraftarların slogan yaptını hatırlarım..

    şarkılara bakar isek;

    sarışınım, geçer, sultan süleyman, el gibi, unut, oldu mu, kavaklar, bir çocuk sevdim, hasret, bir kuş uçur, hayır, seni istiyorum...
  • sahibi oldugum ilk kaset,amcamdan asirmistim.bir cocuk sevdim ve sarisinim i dinler bana yazilmis olduklarini dusunurdum*.
  • üzerinden geçen 17 koca seneye rağmen daha iyisi çıkmayan albüm. 12 şarkısı da her duyulduğunda hem hüznü hem sevinci çağrıştırır.

    biraz alkol ile beraber alındığında kalbinizin her atışı, boğazınıza düğümlenen her anı, gökteki her yıldız daha bir anlam kazanır. damarlarınızdan akan hüzün yerini garip bir sevince bırakır; bu sevinç iyi ki bu şarkılar var sevincidir, bu sevinç iyi ki sezen var, iyi ki ben de bu dunyadayım sevincidir.
  • yıl 1988, aylardan neydi hatırlamıyorum, o zamanlar aldığım kasetlerin üzerine tarih atma alışkanlığım yokmuş demek, tarih, mekan ve yanımda kim olduğu... yok bunlar yazmıyor...

    hatırlıyorum ama, akşamdı, koşa koşa inmiştim kadıköy'e, raflara yeni diziliyordu daha ben dizilirken almıştım elinden kasetçinin, koşa koşa dönmüştüm eve...

    kapak resmi çok etkileyiciydi, zaten saçlar da civciv sarısı, birkaç gün önce hürriyet'te o pozu vardı, çok gülmüştüm, içim açılmıştı ama kaset üzerindeki grafik çalışma çok başarılıydı...

    yanımda bana sezen'i bir başka türlü sevdiren bir dostum vardı evet; evdeki iki teypten kaliteli olanı abimin odasındaydı, ondan rica minnet istemiştim teybini, hatırlıyorum

    ve büyük an, kasetin o zor açılan jelatini güç bela parçalanarak açıldı ve kasete ulaşıldı; o da ne, içi çarşaf çarşaf, sözleri yazıyor şarkıların ne büyük incelik... açıp duruyorsun içini, sonra katlayamıyorsun hani; bu duyguyu ilk bu kasette yaşadım işte

    ve kaset dönmeye başladı

    "gel gel sarışınım gel" diyordu sezen, bağlamalar cümbüşler fonda allah ne verdiyse koymuş karıştırmış çok kıvrak bir şarkı çıkmış ortaya, "gel sana aşığım gel" diyor "gel çok karışığım gel" 'git' misilleme sanki... çok hoppala keyifli bir şarkıydı benim için. sonra sonra anladım dumtıslı şarkıları ile karşılaşınca hareketli şarkı yapmanın dumtıslı olmak zorunda olmadığını bu şarkıyla...

    'geçer' de ise nasıl delip geçiyordu sözler, keşke sırf "aşkaaaaa" diye bir şarkı yapsaydı hatta, ne güzel olurdu, avaz avaz haykırırdı "aşkaaa" diye... "daha öncekiler gibi bu da geçer, neler neler geçmedi ki?" neleeer, neler...

    'sultan süleyman'ın bende uyandırdığı etki hep farklı olmuştur; her dinleyişimde o "bir acı yel"in savuruşunu hissederim, sapsarı olur ortalık ve ölümün soğuk nefesini tanırım her defasında, öyle tuhaf bir şarkıdır benim için bu; öyle hareketli gibi durur ama bağlar elimi kolumu

    ve 'el gibi' işte 'el gibi'... ne söylemeli ki bu şarkı için... "sana gülmeler yaraşır" der ama "ağlaaa ağlaaa" diye de alttan alttan kuyunu kazıverir sanki... o ne hoş bir şarkı girişidir, nasıl sese sedaya duyulan ihtiyacın ifadesidir ve nasıl sonunda bir oyuncak kara sevda alınır da değişilmez, öyle biraz çocuk kalınır... top list'imde kaçıncı sıradır, sıranın önemi nedir bilmem ama benim için hep oralarda biryerlerdedir bu şarkı
    'unut'un keyboard girişi bana biraz yavan gelir ama şarkı muhteşemdir, "unut" der, herşeyi unut, ne var ne yoksa, kolaydı sanki...

    'oldu mu'da ise harun kolçak sesi baskındır benim için hep, ona takılırım nedense, öyle aman aman bir şarkı değildir ama güzel söyler sezen hanım, dinletmeyi bilir...

    ve yine ve 'kavaklar', hep kavaklar... hani seçilmez bilirim ama gelmiş geçmiş en güzel en özel en anlamlı sezen şarkısını seç deseler tereddütsüz liste başı yapacağım şarkıdır 'kavaklar'... her dinleyişimde başka birşey anlarım, başka bir yerini önemserim, başka başka sonuçlar çıkarırım belki ama hissettiğim yegane duygu ölümdür... kupkuru soğuk bir ölüm, anlatamayacağım yok, anlatabilse sezen anlatırdı zaten, o da anlatamamış ki başka birinden şiirini alıp sesiyle yorum katmış, renk katmış, ölümün soğuk rengini... bu ölüm son nefesin verilişi değildir her zaman, başka şeylerin ölümü de olabilir pekala...

    'bir çocuk sevdim'de sevdiğin çocuklar gelir aklına, o zamanlar gelmezdi de şimdi daha bir gelir, seni örtülerinden yanlızca duygularıyla soyan çocuklar, ne böyle yürek görmüşsündür ne de böyle sevgi; aşk böyle garip birşeydir... şarkı da verir hakkını, tüm enstrümanlar döktürür, dinler, taşarsın...

    'hasret' bunca taşkınların önünde bir solukluk dinlenme alanı gibidir, öyle mır mır mır söyler geçer... bu arada ter döker duvarlar "sen aydınlığa, ben sana hasret" der...

    'bir kuş uçur'un tek talihsizliği kayahan şarkısı olmasıdır, sen kuşlar uçur ben sana uçayımdır türkçesi, ne muhteşem bir şarkıdır, kuşlardır* bu şarkıyı duyduğumdan beri sembolüm, şeklim şemalim, ondan sonradır martılarla daha bir yakından dost oluşlarım "bir avuç kar beyazı, bir adım yol bana, bir nefes ver bir fısılda"...

    'hayır' da ne hayır vardır çözememişimdir, bu kasetin de minik bir defosudur sanki, bana biraz spastik muamelesi yapılıyormuş hissini bu kasette de hissettiğim parçadır kırk kere "hayır" demesinden ötürü; bir de şu "işlerin filan yolunda değildi" demesine ısınamamışımdır, tıpkı aşkından gebermesi gibi, o yüzden elim titreyerek de olsa es geçtiğim şarkılardandır...

    'seni istiyorum'da şehvetin dozajı biraz artmıştır sanki, biraz azmış kudurmuşluk, duvarlara tırmanma ama son derece düzeyli bir aşk :) yok o kadar değil tabi de ne bileyim, ama acıtır bu aşk beni "bu gece gel yarın istersen yine git" der, kiminleydin ne yaptın sorulmaz, sorulamayışına imrenilir ama asla olunamaz

    zaten yıllar sonra başka bir albümde katledilecektir bu şarkı, çok üzülünecektir sonra çünkü artık yıl 1988 olmayacaktır, anılar böyle tozlu raflarda ve bir o kadar da capcanlı yüreklerde korunacaktır...
  • şu hayatımda şunca albüm dinledim, üç beş albüm var 'bundan 10 sene önce dinledim, bundan 10 sene sonra da dinlerim lan ben bunu' dediğim. bir iki metallica albümü, bir de bu abidik, acayip albüm. ola ki, bu albüm hakkında bir tanımdır bu diye, yazmadan geçmemek lazım.

    'aahh, kavaklar...' . . . yaa, kavaklar amına koyim.
  • yıllardır yediden yetmişe, müzik zevki ne olursa olsun herkesi sarıp sarmalamayı basarmıs sezen aksu albümü.