şükela:  tümü | bugün
  • türk insanında default özelliktir. sevmeyene uzaylı gözüyle bakılır. sevenlerdeyse artık müziğini beğenmenin dışında bir statü halini almış özelliktir. sıkıcı özelliktir.
  • hakkında internet tarihine geçmiş bir tartışmanın yapılığı olgu:
    (bkz: turkishmusic orgdaki sezen aksu tartismasi)
  • genel inanışın aksine, söz konusu kişinin müziklerini ve kendisini sevmemek, popülerlik düşmanlığına neden olan bir psikolojik rahatsızlık değildir. tüm dünya üzerinde, bu ve bunun gibi farklı durumlardan yana tavır almanın adı beğenidir, tercihtir, zevktir. bu nedenle, böyle bir itham yapılmadan önce birkaç kez düşünülmelidir. öte yandan, sezen aksu sevmediği için kişinin akıl ve ruh sağlığından şüphe etmeye başlayan bireylere, şüpheyle bakmak gayet yerinde bir davranış olacaktır. ama tabi, kendimizi bildiğimizden beri hayatımızın içinde olan biri söz konusu, sevmemek olur mu? bütün bu dayatmalara boyun eğmek, 'ne de olsa herkes dinler mantığıyla' çalınan sezen aksu şarkılarına coşkuyla eşlik etmek, bütün şarkılarını sular seller gibi ezberlemek gereklidir. ne de olsa kendisi bebekliğimizden beri adını bildiğimiz, alternatifi pek olmadığı için adını bilmeye devam ettiğimiz, daha da ileride, zorla dinlemek zorunda kaldığımız muhteşem bir türk büyüğüdür(bence artık böyle). ama bütün bu zorlamaların karşısında, ben ne yaptım? kendisinden, her geçen sene, her geçen şarkı daha çok kaçtım, daha fazla rahatsız oldum, daha fazla kulaklarımı tıkadım. bunu popülerliğe tepki olarak yaptıysam öncelikle aferin bana. yıllar boyunca aynı tavırla "popülerlik" kavramıyla mücadele edebildiğim için. diğer taraftan aferin sezen aksu'ya, kendimi bildim bileli, nasıl oluyorsa "popüler" sayılabildiği için. ben kendisini milli servet sayardım, demirbaş sayardım, tam da bu nedenlerden dolayı popülerden çok kemikleşmiş olduğunu düşünürdüm. 30 yıldan fazla süren popülerlik için de başka bir tanım yapılamaz hani. kemikleşmiş popüler evet.

    hadi yolun diğer kıyısına. nedir sezen aksu sevmemek. neden olur, olur mu? olur. bal gibi olur. ve her şeyin başında da söylenmeli ve açıklanmalıdır ki, bu, söz konusu kişinin şahsına bir tepki değildir, müziğine tepkidir. yıllar boyunca, insanların aynı şeyleri dinlemesine ve "müzik" denen şeyi onunla özdeşleştirmesine doğan tepkidir. anne babamın, özellikle babamın çocukluğumda kulağımı başka müzikleri keşfetmem için çekiştirmesinin sonucu, kendimi bildiğimden beri başka yollara sapmış oldum. bu kendi yolumu çizmem için bulunmaz bir fırsat ve güç sağladı bana. bu nedenle de, müzik denen şeyin aslında "sezen aksu" olmadığını, çok önceki yaşlarda gördüm, öğrendim, bana ders oldu. o zamanlar pop müzik furyası da yoktu. bir sezen aksu vardı, bir kayahan, bir nilüfer... sezen aksu'yu sevmemeye başlamadan önce, diğerlerinin icabına bakmıştım neyse ki, bu nedenle pek sorun olmadılar. ama, ilkokul sıralarında bile, "hadi bize bir şarkı söyle alican" nidalarının ardından gelen "sen ağlamaaaaaaaaaaaaaaaaaaa dayanamaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaam" nidalarını duyarak yetişen bir neslin neferiydim. sevmemek işleminde, söz konusu alican'ların, sezen'lerin, buket'lerim, damla'ların etkisi fazlaydı anlayacağınız. en azından, o güne kadar seviyor olma ihtimalim olsa da, o günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı, olamadı, olamazdı da zaten.

    bu süreç içinde, babamdan öğrendiklerim ve onu yönelimlerinin etkisiyle başka kıyılara yelken açmaya başlamıştım bile. öncelikle, küçük sayılabilecek yaşıma rağmen, trt'nin müzik programlarına, pazar konserlerine, trt fm'de devam eden onlarca programa, hatta radyoda yayınlanan tekdüze reklamların eblek melodilerine takmış, onlarla ilgilenmekteydim. bu nedenle, kendisiyle pek kuramadığım bağ, iyice kopmaya yüz tutmuştu, hatta kopmuştu diyeyim, tam olsun. tüm bu müzik koşuşturması arasında, kafamı kaldırıp dışarıya bir ara baktığımda, "ada vapuru yandan çarklı" isimli, ilk duyduğumda bile tüylerimi diken diken eden bir şarkı çalıyordu(ki bu şarkıdan hala nefret ederim), tıkadım kulaklarımı doğal olarak tekrar, kendi dünyama döndüm. çocuk aklımın elverdiğince(inanın çocuk aklı çok şeye elveriyor) birçok şeyi dinliyordum. yarısı televizyondan, yarısı radyodan, yarısı büyüklerden, ilk kasetimi aldığımda 8 yaşındaydım. ve bu bir sezen aksu kaseti olmadı, genel davranışın aksine.

    her neyse, böyle bir çocukluğun ardından, henüz çocukluğun ileri aşamalarını atlatmaya çalışırken, yeni bir furya başladı. bu, hepimizin şimdi iyice yakından tanıdığı pop müzik furyası. bununla birlikte, etrafta birçok sezen görmeye başladık. aşkın nur yengi, bendeniz, daha sonralar sertap... bir tanesi yetmiyormuş gibi, artık koro halinde karşımıza dikilmişlerdi. kendi alemimde, kendi kendime keşifler yapıyor olmama rağmen, sesler içeri geliyordu. o kadar ses bir arada olunca, ne yaparsak yapalım kaçmak mümkün olmuyor zaten. duyduğumda da bir şey kaybetmediğimi anlıyordum bir yandan da.

    sonrasında olan biteni de az çok özetlemek gerekirse, kendi kendime gideceğim yolu kararlaştırdığımda 10 yaşına henüz gelmiştim. gösterilen yolun hemen yanında, kulağımın yatkın olduğu müziğin yakınlarında bir yola sapıverdim. çocukluk sonu ve ilk geçlik yılları da zaten bu çerçevenin etrafında döndü durdu. bu sırada, yıllardan bu yana gelişen, farklı müziklere merak duyma eğilimim sayesinde, pek kimsenin adını sanını duymadığı şeylerle cebelleştim, kötü ve iyiler olmak üzere bir çok şey dinledim, dinlemeye devam ediyorum. dinlediğim müzikler gitgide daha çok çeşitlendi, yerleri sağlamlaştı, artık bunca seçeneğin arasından "başucu eserleri"ni seçme vakti gelince de, bunu yaptım, ama farklılıklara da daima açık olmayı unutmadan yoluma devam ettim, ediyorum.

    kaybolduğumuzu sananlar olabilir okuyucu arasında, merak etmeyin, toparlıyorum.

    işte böyle geçişler, adımlar, basamakların ardından baktığımda şunu söyleyebiliyorum: "sezen aksu sevmiyorum". şarkılarını sevmiyorum, tarzını sevmiyorum. sevmek zorunda da hissetmiyorum. bu, benim akıl ve ruh sağlığımın yerinde olmamasından değil, sevecek başka şeyleri bulma işlemlerini yıllar önce ardımda bırakmamdan kaynaklanıyor. müziği keşfetmek için hem vaktim, hem eğilimim hem de desteğim oluşundan kaynaklanıyor. gidilecek alternatif yolların daima olduğunu biliyor olmamdan kaynaklanıyor. yoksa, bugüne dek, kendisinin müziğine karşı geliştirdiğim şey, tepkiden değil, yönelimden kaynaklanıyor. kendisini dinlemeye gerek duymadan geçirilmiş bir hayatın ardından, böyle bir ihtiyaç içinde olacağımı kendi açımdan hiç sanmıyorum. başkalarının sevdiği müzikleri, sırf herkes seviyor, sevmemek olmaz diyerek sevmeye yanaşmıyorum. kulağım var, müzik bilgim var, müzik konusunda bir beğeni yaratacak kadar donanımım, bilgim ve zevkim var. tüm bunlara sahip olduktan sonra, çocukluğumdan beri canımı sıkan müziği dinlemek istemiyorum, kendi yolumu kendim çiziyor, buna geerksinim duymayıp, ne verildiyse onunla yetinen insanlara saygı duyuyorum. sezen aksu, şarkılarını dinlemediğim için sezen aksu'luğundan bir şey kayebtmediğine göre, ben de onun yokluğunda hayatımda bir şeylerin eksikliğini duymadığıma göre, sorunumuz yok sonucuna varıyorum. üçüncü şahısların fikirleri ise, sanıyorum bu konuda en ihtiyaç duymadığım şey.

    olayın diğer kısmı için söyleyeceğim ise şöyledir. sezen aksu, türk müziği için önemli ve değerli insanlardan biridir. yaptıkları asla yadsınamaz. kendisine saygı duymak gerekir. çabalarını inkar edene, bonmarşe, dombili demek haktır. ama sevmek kişisel bir seçim olduğu için, bireye bırakılmalıdır. sözlük diliyle özetleyecek olursak, 'müzik, kişinin kendine yakışanı giymesidir'. her şey herkesin üzerinde güzel duracak, durmalı diye feryat etmek abesle iştigal etmektir, daha da ileri seviyeleri ruh sapkınlığı olarak nitelendirilebilir(hitler'in de takıntıları vardır mesela buna benzer). o yüzden, sözleri sarfetmeden önce birkaç kez düşünmek iyidir, ters tepmesinler sonra.

    mecburi edit: burda, tepelerde bir entry vardı, şimdi fezaya karışmış. "popülerlik düşmanlığı yapan, psikolojik rahatsızlıkları olan insanların yaptığıdır sezen aksu sevmemek" temalı. yazarın nickine, nesline gerek yok, entrysini silip, altlara bir yere yeni bir şeyler yazmış olduğunu söylemek kafidir. ardında duramamıştır fikirlerinin besbelli. belirtilmediğinde tüm bunlar sakil durmuş, hoş olmamış. uydurmadım yoksa.
  • ne kadar şebelek şarkıcı varsa bunlara sorulan "sen kimi dinlersin?örnek aldığın biri var mı?" sorularına verilen cevaplarda mutlaka adı geçtiğinden insanda kendini sorgulama ihtiyacı doğuran durum!ister istemez karşı tarafa itiyor insanı!bu tiplerin pek ilgisini çekmediğinden midir bilmiyorum ünzile ve kavakları ayrı tutarım tüm şarkılarından!
  • sevilen minik serçe midir şarkıları mı düşündürür... hani sevenler bi kahve mi içmişlerdir beraber yoksa omuzuna yaslanıp ağlamışlar mıdır bir dertlerini mi anlatmış şefkatli kollarında uyumuşlar mıdır... peki bu sevgi kraliçeyi bunaltmış mıdır...
    yoksa sezen aksu her eve lazım mıdır...
  • sezen aksu'nun tüm yazdıklarını ve söylediklerini anlayabilmektir.
  • onno tunc muzigini de sevmektir ayni zamanda...ve az insanin farkinda oldugu radikal aranjmanlari da sevebilmektir.

    ayrica bugun turk pop muziginde kalici olabilmis genc isimlerin hepsi onun okulundan gecmistir. besleyicidir, ozverilidir.

    aci cekmek elbette onun da en etkileyici sarkilarinin temasi olmustur. fakat bunu gunumuz pop/arabesk sarkicilarinin yaptigi gibi yanik ses/klise soz ikileminin disina cikarak, motto lastirabilecegimiz edebi niteligi olan vurucu sozlerle yapabilmistir. ruh olarak arabesk illaki vardir sezen aksu muziginde, ama muzikalite olarak arabeskten bahis bile edilemez. sentez vardir: bati-kuzey afrika-anadolu ic icedir onda...bu yuzden de herseyi ile ilkleri yapmistir.

    hepimizin icindekini, bu kadar edebi ve muzikalite olarak olabildigince yuksek anlatabilen kac muzik insani olmustur ki turkiye'de...bu yuzden de cok sevilir, ve her zaman da sevilecektir...
  • akla nuri bilge ceylanin uzak filmini getiren hadise.
    filmde kasabali ezik genc evinde misafir kaldigi filmin aydin tiplemesine bir sahnede israrla sezen aksu kasedi olup olmadigini sorar,ev sahibi israrla cevap verme tenezzulunde bulunmaz sonunda sıkılmıs bir surat ifadesiyle yok der.