şükela:  tümü | bugün
  • alfred hitchcockun en iyi filmlerinden biridir. yapim yili 1943, amerika'daki ilk filmlerinden biri, siyah-beyazdir ayrica. kendisinin de en begendigi filmidir. basrollerde joseph cotten ve teresa wright vardir. senarist de thornton wilderdir. pek superdir.
  • sonic youth un en iyi (ve seksi - çünkü kim ablamız inanılmaz bi sesle fısıldıyo burda) şarkılarından biridir.
    sözleri de şöyledir:

    met a stranger on a train, he bumped right into me
    swear i didn't mean it, swear it wasn't meant to be
    must have been a dream from a thousand years ago
    swear i didn't mean it, swear it wasn't meant to be
    from the bottom of my heart, he was looking all over me
    you take me and i'll take you
    you kill him and i'll kill her
    swear it wasn't meant to be, swear i didn't mean it
    kiss me, kiss me in the shadow of
    kiss me in the shadow of a doubt
    kiss me, kiss me in the shadow
    kiss me in the shadow of a doubt

    it's not a dream
    it's just a dream i had
    nononoooooh
    i swear it's just a dream, just a dream
    dream i've had, no, no, no, no
    take me to it, take me to her
    maybe, maybe it's just a dream
    it's a dream, it's just a, just a, no

    met a stranger on a train, bumped right into me
    swear i didn't mean it, swear it wasn't meant to be
    must've been a dream from a thousand years ago
    kiss me, kiss me in the shadow of a doubt
    kiss me
  • evol albümünden adı kadar güzel bir sonic youth şarkısı...kiss me in the shadow of a doubt.
  • per gessle versiyonu $udur:

    i heard your heart you held it close to me
    the wild embrace the silent sea
    a whisper of imagery for lovers supreme

    but now i'm lost in the crowd
    no shadow of a doubt
    it's all over now
    no shadow of a doubt

    you changed the dream. you changed the scenery
    the tender touch, the urge to breathe
    there under a lovelit sun what's lost could be found

    but now, no trace of a sound....

    but now no trace of a sound
    no shadow of a doubt
    i'm faraway bound

    no shadow of a doubt
  • --- spoiler ---

    filmde alfred hitchcocku trende kart oynarken arkadan az bucuk gormekteyiz (bkz: cameo), yalniz amcamda ne sans varsa 13 kartta maca serisini tamamlamistir

    --- spoiler ---

    ayrica to catch a thief in dvd sinin special features bolumunde alfred hitchcock un torunuyla soyleside adi gecmektedir. torunu universitede aldigi bi dersin odevi olarak bir alfred hitchcock filmini yorumlamis, yalniz bunu yaparken dedesinin en sevdigi film olan shadow of a doubt u secmis ve odevi dedesiyle beraber hazirlamis, odevden c aliyo bizimki, gidiyo dedesine yaptigimiz odevden c almisiz diyo, hitchcock gulumseyerek elimden anca bu kadar geliyo gibi bi laf ediyo, baya bi hosuma gitti bu olay
  • diğer hitchcock filmlerinde [gereksiz not: diğer birkaç entry de böyle başlamış be.] olan bitenden, oyuncu seçiminden dem vurduğumuzda, belki de bu kadar düşük bütçeli bir ikinci film bulamayacağımız [bulabiliriz aslında, bu filmin ne kadar az parayla çekildiğini ifade etmek için abarttım biraz.] güzide eser.

    hitchcock'un sabotage, vertigo, north by northwest filmlerini de sabaha karşı izlemiştim tıpkı bu filmi olduğu gibi.

    "a. hitchcock'un, kendisinin en beğendiği filmi" şeklindeki bir ibarenin, onun tarafından yapılmış bir ironi olduğunu düşünmek ve öne sürmek istiyorum sayın sözlük. zira; beyefendi, psyhco 'sunu da çektiği tek komedi filmi olarak değerlendirmişti.

    filmin açılışı, devamı ve sonu inanılmaz basittir. o beklediğimiz [ki ilk filmlerinden olduğu için; gelecek yıllarda çekeceği filmlerdeki tarz -neyse artık- beklenmeyebilir. yavaştan oluşuyordu hitchcock sineması. ayrıca para kazanması lazımdı, yüzde yüz kendi filmleri çekebilmesi açısından. ] hava olmayabilir filmde. ne bekliyoruz ki?

    kapı kilitlenmiş.kadın içeride kalmış, arabadan dumanlar çıkıyor. boğuldu boğulacak..

    [sıkı bir hiçkorkmaz takipçisi bilir ki; o kapı öyle ya da böyle açılacak, maksat hafif bir gerginlik olsun diye kilitlenmiştir kapı. korkmaya gerek yok.]

    "filmde katil mi varmış?" diye sorabiliriz bu film sonrası. zira bu film tertemizdir. dayı charlie'nin ruh haline büründüm daha çok. ve kaçmayı istedim. dul kadınların hayasızca tükettikleri refah yaşamın, hayatın adaletsizliği olduğu üzerine yapılan göndermeler olduğu gibi bir tarantino filminde yer alsaydı, kimse itiraz etmezdi, doğal karşılanırdı.

    hep denmişti zira;

    tarantino sinemasında; hitchcockvari bir casting, diyaloglar, müzikler vardır. başarılı yönetmen bu güzide üçlünün üstüne iyi bir hikaye koyabilendir, diye öz çıkarabilsem de aslında bu film yönetmenin bizimle dalga geçişi gibi. iki çocuk var filmde, ikisi de sanki eğitim eleştirisi gibi dimdik ayakta durmakta olan söylemlerdir.

    sıkıcı aile yaşantısının portresi de filmde ne kadar gerçek bir mesaj ise de, joe ile maloz arkadaşının edebiyat paralamaları ve cinayet, öldürme üzerine diyalogları bir o kadar tarantino'nun diyaloglarını hatırlatır.

    ya da şöyle söylemeli; bu filmi seyredin. günümüzde kim ne yapıyorsa, geçmişte mutlaka bir örneği mevcuttur, ilkemize siz de dayanın.
  • yillar once bilmemkacinci istanbul film festivalindeki hitchcock filmleri kapsaminda izlemistim bu filmi. ve o zaman film bittiğinde, "bu kadar mi yaw" tadinda bir ic burkuklugu ile ayrilmistim filmden. yakinlarda yeniden izledigimde, gene ayni tadi aldim acikcasi. baslangic, gelisme ve sonuc o kadar siradan ki sasirmamak elde degil. bir yonetmenin -hele ki bu yonetmen hitchcock olsa dahi- kotu film cekmesi anlasilir. ama bu film kotu cekilmis bir film degildir hayir, eldeki malzemeyle iyi de kotarilmistir. oyunculuk, anlatim ve olmayan bir durumdan yaratilmaya calisiilan gerilim takdire sayandir. yalniz, senaryo diye bir sey yoktur ortada. karikaturize edilmis karakterler ve tum gidisat sanki tek bir mesaj dogrultusunda yaratilmistir; dunyanin kucuk sehirlerdeki basit hayat ve buyuk sehirlerdeki kokusmus hayat olarak bolunmuslugu.

    yalniz soyle de bir durum var. yine ayni gosterimler kapsaminda izledigim suspicion da, shadow of a doubt tan hemen once kotarilmistir. o filmde de, zengin bir kadinla evlenen ve kadini oldurup parasina konacagindan mutevelli duyulan bir supheye maruz kalan bir adamin hikayesi vardir. hemen hemen suspicion da basit ve detaysiz bir senaryonun kurbani olmakla beraber yaratilan gerilim ve karakterlern azicik daha olmuslugu vardir. demem o ki, sanki shadow of a doubt, o filmin azicik devami gibi. en azindan o filmi cekerken akla gelen fikirciklerden yola cikarilarak kaleme alinmis ve cekilmis olabilir.

    bu arada, bu filmi en sevdikleri hitchcock filmi addedenlere, aklima gelen onlarca film dolayisiyla sasip kaldigimi da eklemem lazim.
  • gerilim unsurlarının fazla rahatsız edici olmadığı daha çok iki charlie arasındaki ilişkinin hissettirildiği hitchcock filmi. izlerken zaten olan biteni az buçuk tahmin edersiniz ama genç charlie ve dayısı arasında garip bir tansiyon vardır ve bu sizi işkillendirmeye yeter.

    ailenin saadetinin bozulmasını istemezsiniz ve bozulmayacağından da neredeyse eminsinizdir. lakin senaryo bu mutlu aile tablosunu izleyiciye çok iyi yansıtmıştır. bütün karakterleri ayrı bir güzeldir. teresa wright'ın harika canlandırdığı charlie karakteri temiz kalpli olmasının yanında telepatik hislere de sahiptir. ilginç olan bir kısım da bu filmde de rope'daki gibi iki karakter ölüm hakkında konuşurlar. baba pek olaya müdahil olamasa da kilit noktada mr. herb gözükür.

    bu arada filmde ikinci dünya savaşından hiç bahsedilmez. bu da şöyle denmiş insanlar savaş haberlerinden nefret ettiği için sinemalara akın ediyorlardı.. gerçi filmde hiç genç erkek bulunmaması da buna işaret olabilir.

    bu arada bu film bir çok yönetmen için de hitchcock'un en sevilen filmidir ama bazı hitchcock hayranları tarafından en kötülerinden diye bile kabul edilmişti. tabi herkesin beklentileri farklı, bana göre güzel bir film neticede.
  • filmin başından itibaren; şimdi başlayacak, konuya giriyor yavaş yavaş derken aniden biten film. aslında hitchcock'un bu merak unsurunu (film bittikten sonra bir an için anlamsız gelen) baştan sona inandırcı bir şekilde ayakta tutması bile onun ne kadar iyi bir yönetmen olduğunun kanıtı. herhalde sıradan bir yönetmenin elinde, yarısında izlenmeyi bırakılan bir film olurdu.