şükela:  tümü | bugün
  • 2012 kazakh film (bkz: kazakistan) yapımı muhteşem filmdir. şal kelimenin kazakça anlamı yaşlı adam veya bi nevi moruk demektir.

    hikayesi; tek amacı torununa iyi bir gelecek sağlamak olan yaşlı bir çobanın aniden bastıran sis ve kar altında yolunu kaybederek kocaman bir vadide koyun sürüsüyle birlikte aç kurtlarla baş başa kalmasından ibaret.

    senaryo çok alakasız bir kitaptan uyarlanmış olmasına rağmen yakın zamanda izlediğimden midir nedir bilmem the grey filmine benzettim. ve fakat gönül rahatlığıyla söyleyebilirimki the grey bu filmin yanında halt etmiştir. özellikle başrol oyuncusunun inanılmaz rol yeteneğine hayran kalmamak elde değil. abartı olabilir belki ama liam neeson'ın the grey performansından kat be kat başarılı buldum. benzeri hayatta kalma mücadelesini konu alan yapımlarda bir çok büyük yönetmenin beceremediği doğru atmosfer, senaryo temposu, karakter derinliklerine inememek gibi sorunları kesinlikle yok. filmin baş rolündeki yaşlı karakterin hafif bunamış ve hayal perest olması, futbol sevdasından koyunlarına sevdiği futbolcuların isimlerini vermesi hatta koyunlarını forma numarasıyla boyayarak atıyla sohbet etmesi gibi bir çok ince detay karakteri kendi dedemiz gibi sevmemizi sağlıyor.

    filmin fragmanı için şuraya, bütün film için buraya tıklayabilirsiniz. sinema severlerin boş vakitlerinde izlemelerini özellikle tavsiye ederim. filmin dili %90 kazakça %10 oranında ise rusça. türkçe bilen dikkatli kulaklar bir çok kelimeyi anlayacaktır.
  • shal, büyük film.

    insanın kendisiyle, doğayla savaşı. mücadelenin en koyu taraflarıyla verildiği, hemingway'den esinlenilen, köklerimizi barındırdığımız kazak sinemasından.

    öpüp başımıza koyup, izleyip izletelim.
  • sanayileşme sürecinin bozkır göçebelerine sosyolojik etkileri ve dolaylı yoldan doğanın uğradığı değişimin ustaca işlendiği kazak filmidir.yaşlı bir dedenin torunuyla yaşadığı çatışmalar,müslümanlaşmaya yüz tutmuş şaman gelenekleri gibi konuları epik olarak ortaya koymuş yönetmen..barcelona hayranı dedenin sürüdeki koyunlarına efsane brezilya ekolünden futbolcu isimleri takıp onları adeta maça çıkacakmış gibi motive etmesi hatta kurtlara karşı verdiği amansız mücadelede yeni doğan kara kuzunun ismini maradona koyması umudu ve futbolun yalnızca futbol olmadığını söylüyor bize. tabi inceden sovyet propagandasını hissetmiyor değil insan.velhasıl kelam kazanan doğa olacaktır bu savaşta..ölmeden izlenilmesi gerekenler listesinde olan filmdir.
  • yakın zamanda kaybettiğim dedeme fazlasıyla benzettiğim tertemiz kalpli bir ihtiyarı barındıran, kazak bozkırlarının soğuğunu hissettiren, bizden daha biz sıcacık filmdir shal. film bittiğinde öz dedem mezarından kalkıp bir iki saatliğine hemhal olmuşuz gibi buruk bir acı kaldı içimde.

    ah dedem, ah ihtiyar, yine girdin aklıma iyimi. sen ne güzel insandın. hayat belini büktü, günyüzü görmedin hiç, tek tesellin senin göremediğin rahatı torununun çocuğunun görmesiydi. nasırlı ellerinde, çizgi çizgi yüzünün nadir tebessümlerinde görürdüm o acı dolu teselliyi. mekanın cennet olsun.

    --- spoiler ---

    ömrünün son demlerini tek varlığı olan yetim torununun okuyup 'büyük adam' olması hayaliyle geçiren tertemiz yürekli bir ihtiyarın, kurtlarla yaşadığı mücadele var filmde. filmi baştan sona kendimden birşeyler bularak keyifle izledim, ama o son sahne ve çalan müzik yokmu, sanki bir öküz gelip boğazınıza oturuveriyor, kalakalıyorsunuz öylece.

    --- spoiler ---
  • yanlış insanlara doğru yolu göstermeyin. yanlış yolda giden doğru insanlara doğru yolu gösterin. filmin sonunda gözümden yaş aktı. hakkında diyebileceklerim bu kadar.
  • işte o ihtiyar burada yaşayan türklerden daha türktür. 9/10 .
  • beni hungur hungur aglatan, kanima dokunan ermek tursunovun yonettigi bir kazak filmidir.
  • her sahnesinde bizden bir şeyler bulduran film. çok güzeldi.

    karanlıkta kalan ihtiyar, senin yüreğin en aydınlık.
  • okuduğum yorumlar filmin başından sonuna kadar benim dikkatimi çeken şeylerden uzak genelde.
    benim dikkatimi çeken ise çölde karlar içinde kurtlar arasında kaybolmuş yolunu arayan ihtiyarın tesadüfen bulduğu arabayı karıştırırken navigasyon aleti eline gelir ve bu ne şeytan işidir deyip karıştırmaya devam ettiği sahneydi. çok güzel bi mesaj var orda. ermek tursunov filmin yönetmeni de kazak bir müslüman araştırdığım kadarıyla.
    film bana, anne kurdun yavrusunu koruması kollaması ve ihtiyarın torununu düşünmesi ve büyüyünce koyunlarını satıp onu üniversiteye göndereceği hayaliyle yaşamasından ibaret gibi gelmedi. evet filmin içinde çok defa tekrar edildi son sahnede ayni temayla (kurt ve yavrusu-ihtiyar ve torunu) son kadraj verildi ama, film bittikten sonra 3-5 dk filmin özeti gözümde canlanırken bana göre temayı belirleyen sahneler yukarıda da bahsettiğim ihtiyar ve navigasyon ile ihtiyar ve avcının islam hakkındaki konuşmaları oldu.
    kurtla ihtiyarın kavgası leonardo di caprionun ayıyla kavgası başarısıyla çekilmiş olsa islam oskarı alabilecek özellikte bir filmdi.
    bi de filmin içinde de sonunda da çalan müzik çok hoşuma gitti kaval ya da ona benzer bi çalgı olabilir.