şükela:  tümü | bugün
  • ursula k. le guin' in tarif etmekte sıfat sıkıntısı yaşayacağım* romanı mülksüzlerin baş kahramanı, aidiyet sahibiyet ikilemleri yaşayan mülklü* mülksüz* ve mülksüz* mülklü* fizikçi kişi.
  • bir sözlük yazarı...
  • (bkz: sheva)
  • kitabi* okurken shevek karakterine bürünüp dünya vatandasligindan cikmak, hicbiryere ait olmadigini hissetmek, evren kavramina bir anlam verebilmek, sahipsiz kalmak/özgür olmak, bu ne yaman celiski anne diye bagirarak ve sizi kimsenin duymayacagini bilerek sokaklarda kosmak sikca görülen bir tutumdur. tedavisi icin telasa kapilmadan kisinin kitabi bitirmesini bekledikten sonra azar azar dünyevi nimetlerden tatbik etmek gerekir.
  • ismi bir bilgisayar tarafından konan annares'li.
  • ismi shreki andirdigindan kafamda garip bir imaji olusan zavalli anar$ik roman kahramani
  • --- spoiler ---

    kitapta, ardışıklık (zaman doğrusal ilerler, ok gibi) ve eşzamanlılık (bütün zamanların aynı anda varolması; hareket edenin zaman değil biz olması) teorilerini tek bir teori altında tanımlamaya ve bağdaştırmaya çalışan bir fizikçi. bu teorinin geliştirilmesi ona göre uzayda eşzamanlı haberleşmeyi olanaklı kılacaktır.

    anarres'te resmi niteliği olmayan de-facto bürokrasi ve çalışmalarına büyük bir önyargıyla bakan meslektaşları yüzünden çalışmasını orada tamamlayamayacağını anlamış urras'a (varlıklı ve çökmüş- anarres'lilerin gözüyle- gezegen, arşist) seyahat etmeye karar vermiştir. urras'a vardığında iki gezegen arasındaki izolasyona rağmen çalışmasının orada bilindiğini görmüştür. bilimsel çalışmalarının yanında bu geziyi anarres ve urras arasındaki duvarların yıkılması için de bir araç olarak görmektedir. bu anarres fikrinin evrene tanıtımı için ilk adımdı.

    urrras'ta yaşadıkça ilk başta bilinmezlerle dolu bir cennet gibi gördüğü gezegenin aslında bir hapishane olduğunu gördü. meslektaşlarının, onun çalışmalarına bilim aşkı ile değil mesleki kıskançlık ile yaklaştıklarını farketti. urras üzerinde gerçek bir anarresli gibi yaşamanın mümkün olup olmadığı ikilemi ile yüzyüze geldi.

    --- spoiler ---
  • tersine göçü gerçekleştiren, anarres deki duvarları farkeden, urrasdaki sınırlar ve çelişkiler varoldukça anarresin de özgür olamayacağını düşünen.

    değiştirmek mi, uzaklaşıp başka bi yerde yeni bişeyler yapmaya başlamak mı? dünyayı tüm çelişkileri, savaşları ve yoksulluğuyla bırakıp bi köyde komünal yaşam yaşamaya çalışmak gibi...köy bir çöl olsada.... shevek in keşfettiği de buydu, orada, urras da yaşayanlarda "insan"dı kapitalist bir devlette ya da sosyalist bir deneyde.. sen ne kadar kaçmış olsan da, ne kadar başka bir yerde 'başka' bir yaşam kursan da insanlar orada, bırakıp gittiğin, terkettiğin bir başka gerçeklikte acı çekiyorlar, açlıktan ya da savaşlardan ölüyorlar.
    işte anarresdeki urras la irtibatı sağlayan havaalanındaki 'duvar' anarreslilerden bu gerçeği saklamaya yarıyordu. anarşist bir dünyada bir 'otoritenin' koyduğu duvar... ursula ablanın dediği gibi shevek de 'tersine bir duvarcı ustası' olmayı seçti... büyük acılar çekmeyi göze alarak...
  • özleyen ve politik bir adam shevek. en garipsediğim duygusu da özlemek. neden özlüyoruz hiç belli değil aslında. hayat bir şekilde gelip geçiyor. mutlu ya da mutsuz olmamız da farketmiyor. elbette mutsuz ya da en iyimser tarifiyle daha çok melankolik olduğumuz anlarımızda özlemimiz artıyor ama benim garibime giden bu özleme duygusunun bu denli baskın bir şekilde ortaya çıkması olgusu. aile, arkadaş, sevgili, şehir, ülke, okul, sokak, ev farkı olmaksızın ve mütemadiyyen özlüyoruz bir şeyleri. çoğaldığımız ve ufkumuzu açtığımız ölçüde, sosyalliğimizi arttırdıkça daha fazla şeyi&kişiyi özlemeye başlıyoruz. bir yerden sonra kişileri özlerken bir şehri, bir evi özlerken bir kadını, okulu özlerken dostlarımızı arayıp hayıflanırken buluyoruz kendimizi. sonunda çocukça bir hırsla açıp içimizdeki bileşik kap sistemini, yeni mevsimlerde özleyecek yeni şehirler, kadınlar, adamlar yaratmaya bakıyoruz kendimize. özlemek istemeden ve daha çok özleyerek… shevek gibi.
  • teşekkür etmeyi bilmeyen kaba adam. sahip oldukları tarafından sahip olunan, biz özgür kölelere göre elbette öyle. ne kadar salağız tanrımm