şükela:  tümü | bugün
  • japonya'da 29 temmuz 2016'da vizyona girecek olan godzilla filmi. filmin ingilizce adı godzilla resurgence.

    https://www.youtube.com/watch?v=192nsuo_fmm

    poster

    http://www.cizgiroman.com/…e-teaser-yayinlandi.html
  • yayınlanan fragmanı üzerinden yorum yapılacaksa; gojira filmlerinin içinde barındırdığı felaket filmi temasının biraz daha öne çıkarıldığı düşünülebilinir.
  • icinde en az 189362 tane neon genesis evangelion cagrisimi kesin barindiracak film. (bkz: hideaki anno)

    fragmani bile ilk evangelion bolumunden benzerliklerle dolu. (bi tomar tankin tufegin ateslenmesi, bes para etmeyen helikopterler, vs. arada bi sinirinden tek elle kursun kalem kiran asker de gormek isteriz.)
  • gayet steril bir hideaki anno filmi. her sey bir anno filminden beklenecek sekilde ilerliyor. adamin animatorluk ve yonetmenlik kariyeri boyunca kullandigi butun imgeleri barindiriyor. spesifik olarak soylemek gerekirse, neon genesis evangelion'un ilk rebuild filminde ramiel ile gojira'yi yer degistir, bitti. gojira'nin saldiri bicimi bile ayni neredeyse. fakat soyle soyleyeyim, gojira'ya hakettigi ta$agi eksiksiz veren bir dehsetlikte yapmislar yikim sahnelerini.

    live-action evangelion cekse ya en az 2-3 yil surecegini ya da tutmayacagini bildigi icin halihazirda populer ve bilinen gojira'yi bu emeline alet etmis anno efendi. edecegi de film cikmadan cok once belliydi zaten.

    bir suru burokrasi masturbasyonu da var icinde. film bu acidan standart bir gojira filminden farkli, aksiyondan ziyade daha psikolojik bir film. farkli devlet kademelerinin ve yetkililerinin birbirleriyle cebellesmesi diz boyu. bu adamda burokrasi feti$i var kesin bak. mesela film boyunca gordugunuz adamin ortalarda rutbesi degisince yine altta ismini rutbesini yaziyor. bu acidan filmden ziyade belgesel gibi de biraz.

    neon genesis evangelion sevenler izlerken ayilip bayilabilirler buna da. ben tatmin oldum.*
  • gerçekten ilginç bir film, bildiğim kadarıyla kendi türünde pek bir benzeri yok.

    olay godzilla ve bürokrasi arasında geçiyor. canavar kafasına eseni istediği anda yapıp şehri tarumar ederken siyasetçiler kanunlarda, tartışmalarda, bin bir türlü detayda boğulup her kararı çok geç alıyorlar, aldıkları kararlar da genellikle bir işe yaramıyor. filmin insanı geren kısmı yıkım sahneleri değil (nedenine bir sonraki paragrafta girerim), bu adamların karar almaya çalışmalarını izlemek.

    felaket filmlerinde olaylar genellikle birkaç karakterin gözünden anlatılır. onlarla bağ kurar, bu karakterlerle birlikte korkar, gerilir, sıçrar, güler ve rahatlarız. bu filmi tuhaf kılan, bağ kurulabilecek kimsenin olmaması. sadece bürokratlar var ve bunlarla da özdeşleşmek mümkün değil. daha çok bir karınca sürüsünü ya da robot ordusunu andırıyorlar. güvenliği için endişe edilecek karakterler olmayınca, godzilla'nın şehri moloz yığınına dönüştürmesini kesinlikle hiçbir şey hissetmeden izliyorsunuz (daha doğrusu ben öyle izledim).

    felaket filmi olarak cloverfield'in tamamen zıttı denilebilir. cloverfield, o kaosun içinde hayatta kalmaya çalışan bir grup insanın hikayesiydi, canavarı çok kısa karşılaşmalar dışında neredeyse hiç göstermiyordu. bundaysa canavarı derisinin her bir kıvrımını ezberleyecek kadar çok görüyoruz ama hikayeyi taşıyan karakterler yok.

    sonuçta beğendim mi beğenmedim mi bilmiyorum, arada bir yerde kaldım. ama farklı bir film olduğu kesin. seyredilsin derim.
  • japonya'da sinemada izlediğim ilk film. bir hideaki anno, godzilla ve satomi ishihara hayranı olarak izlerken üçlü orgazm yaşamıştım. kesinlikle gelmiş geçmiş en iyi godzilla filmi.

    ayrıca 2014 yapımı amerikan godzilla'yla karşılaşsa daha denizden yeni çıkmış pörtlek gözlü formuyla döver.
  • bu filmi anlamak için çok derin olmaya gerek yok: film, açıkça insanın, medeniyetin ve bürokrasinin evrendeki çaresizliğini hatırlatıyor.

    okuyacak durumu olmayanlar için özet: politikacılar, bürokratlar ve kolluk kuvvetleri önce kendilerini sonra da kurumsal yapıyı korurlar. toplum ve insanlar ise her zaman kendi başının çaresine bakmak zorundadır. bu her çağda da böyle olmuştur.

    politikacılar, bürokratlar ve kolluk, imajlarını ve politik konumlarını ön planda düşündüklerinden, kararlar gecikir, adımlar çok geç atılır. bununla birlikte kurumsallıktan dolayı oluşan hantal yapı bu tarz felaketler konusunda kurumların reaktif kalmasına sebep olur, kurumda her zamanki ezber bozulur, bilgi ve anlayış yeni krizi çözmeye yetmeyecek kadar sığdır.

    yıkım gitgide derinleşir, maddi-manevi büyük kayıplar verilir. devlet, medeniyet, çökme derecesine dahi gelebilir.

    'nerede bu devlet?' 'polis bizi niye korumuyor?' gibi zaman zaman cahil halkın yapıyı sorguladığını görürsünüz. işte polis de devlet de vatandaşı değil, sadece kendini ve yapıyı korumak için vardır. yani esasen devlet vatandaşı değil, vatandaş devleti ve kendini korur. bununla birlikte vatandaş, devlet için yalnızca insan kaynağıdır, istatistiktir ve sayıdan ibarettir.

    diğer yandan toplumda genelde bürokrasi tarafından itilmiş, dışlanmış, cezalandırılmış, fakat gerçekleri ortaya koymak gerektiğine inanmış; bu konularda kendi imkanlarıyla özel çabalar harcamış insanlar sayesinde çözüm üretilirse, üretilir. bu çözüm ise asla problemi ortadan kaldıracak gerçek bir çözüm olamayacaktır; ancak o anki krizi aşıp, yıkımı yavaşlatıp veya durdurup çözüm arayışı için zaman kazandıracaktır. daha önce yıkılan medeniyetleri düşünürseniz godzilla bize krizlerin kaçınılmaz olduğunu da hatırlatıyor.

    godzilla'nın gerçek hayatta yansımasını 2011'de fukuşima açıklarında yaşanan büyük depremde görüyoruz. deprem sonucu oluşan tsunamiyle birlikte bu kombine felaketlerin, oradaki bir nükleer santralin yedek soğutma sistemlerinin de devre dışı kalmasına, sonuçta nükleer sızıntılar oluşmasına sebep olması godzilla'nın ta kendisidir.

    ben çok beğenerek izledim. mutlaka anlaşılması gereken bir film olduğunu düşünüyorum.

    bu tarz yapımlarda her zaman bu kadar kaliteli ve içten bir alt metin bulmak zordur. özellikle hollywood'da daha ziyade dümdüz iyi/kötü çarpıştırıldığına, coolluk yapıldığına, biraz da manhattan'da beton bina yıkıldığına... vs. şahit oluyoruz.

    öyle ki esasen gerçek bir alt metni olan süper kahraman çizgi romanlarının bile sinemaya aktarılırken altının boşaltıldığını, cinsiyet ve ırk değiştirdiklerini bütün bu gereksiz değişiklikler yapılırken hikayenin kumaşının propaganda uğruna bozulduğunu görüyoruz. üzerine de politik doğruculuk sosuyla servis edilince ne gerçek bir mesaj ne gerçek bir hikaye kalıyor. bu filmleri anlamadan izleyen, beğenen, militan post modern kitlenin yüzeyselliği de başka bir sosyolojik sorun, fakat olan sonuçta sinemaya oluyor.

    shin gojira bütün bu post modern, yozlaşmış, yabancılaşmış medyaya rağmen modern bir klasik olarak yerini koruyor, çünkü yönetmenin kendisi yukarıda eleştirdiklerimin aksine sanatına ve hikayeye saygı duyan bir otaku.