şükela:  tümü | bugün
  • tapılası deli samuel fuller'in 1963 yapımı filmi. başrolünde peter breck oynamaktadır. bir akıl hastanesindeki cinayetleri çözmek için oraya giren, kendisini pulitzer ödülünü kazanmaya adamış hırslı bir gazeteci hakkındadır. film mükemmel bir amerikan toplumu eleştirisidir. içerideki deliler amerikanın ve fuller'ın çılgınlığını temsil eder. seyredilmelidir.
  • muhteviyatinda siyah dusmani, ku klux klan'ci bir siyahi de barindiran film.. sam fuller, studyo sistemi coktukten sonra, yildiz oyuncusuz ve dusuk butceyle kotarmistir bu yapimi..

    --- spoiler ---

    filmin finalinde yer alan, baskahramanin o koridorda yagmurlar altinda kaldigi sahne, sinema tarihindeki en civanmert disavurucumcu sahnelerden biri bence..

    --- spoiler ---
  • deli işi harika film. ekşi sözlük sinefilleri, sanatlog,bakınız.com ve bloglarının linkini buraya koymayı çok seven yazarlar göreve. bu filmdeki kkk üyesi zenciyi, kore savaşındaki komünist amerikalıyı, kah özgürlük heykeli olan kah nazi selamı veren sabit çılgını ve gürbüz italyan opera sanatçısını ikinci dünya savaşı ve amerika ya da samuel fuller neden kesinlikle manyaktır konseptleri altında incelemeye.
  • tam bir foucault filmi. * tımarhanelerdeki insanlara iyi bakınız: amerikan toplumunun dışlananları, iktidarın düşmanları, hepsi bir araya toplanmış.

    amerikan iç savaşı göndermeli deliler
    komünizm göndermeli deliler
    soğuk savaş için deliren fizikçiler
    ku klux klan üyesi zenciler
    ensest istekler ile toplum normlarını çiğneyenler

    (bkz: ku klux klan)

    duvardaki büyük usta freud tabloları da filme ayrı güzellik katmış tabii.
  • akıl hastanesinde işlenen bir cinayeti açığa kavuşturup yılın gazetecisi ödülünü kazanmak isteyen johnny barett hasta olarak hastaneye yatıyor ve olaylar gelişiyor. filmde dönemin amerikasına bir akıl hastanesinden müthiş şekilde ışık tutuluyor. siyahi ırkçısı bir siyahi akıl hastasından, sürekli eli havada duran bir hitler selamı verip bir özgürlük heykeli gibi duran akıl hastasına kadar her şey filmde mevcut. cinayet çözümlemesi, dönem eleştirileri, karakterin psikolojik değişimi derken filmin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.

    amerikanın çok sevilmeyen yönetmeni samuel fuller filmde dönemin amerikasına müthiş eleştiriler yapıyor.
  • yapım yılına göre başarılı çekimleri ve başarılı hikayesi ile izlenmeyi hakeden bir yapım, oyunculuklar çok iyi, değişik bir film arayanlar için ideal...
  • çok iyi bir film. samuel fuller iyi yönetmiş. guguk kuşu'nu andırıyor biraz. gazeteciler zaman zaman gerçeği bulmak için dedektif gibi çalışır, röportaj yapılamadığı durumlarda kılık değiştirir. filmde, gazeteciliğin önemli ödülü pulitzer'i almayı kafaya koymuş bir muhabirin, akıl hastası gibi görünerek akıl hastanesine yatışı çok başarılı. akıl hastanesinde dönen olayları, hastaları bizzat yerinde izleyecek, yazacaktır. ancak, olaylar beklediği gibi gelişmeyecektir.

    film martin scorsese yönetmenliğindeki shutter ısland filmine ilham kaynağı olmuştur.
  • "akıllı" bir insanı "çılgın bir yere" sokmakla, film, izleyicinin kafasında psikiyatrik teşhis ve etiketlemenin etkinliği hakkında soruları gündeme getiriyor,

    benzer sorulara cevap bulabilmek amacıyla bilimsel yöntemlerle yapılmış olan rosenhan deneyine de ayrıca bakılabilir.
  • 1963 yapımı samuel fuller filmi.

    --- spoiler ---

    kült nitelendirmesini hak eden filmlerden birisi. hırslı bir gazeteci olan johnny barrett sansasyonel bir haber yapıp pulitzer ödülüne yürüme peşindedir. hedefi bir akıl hastanesinde işlenen ve üzeri kapatılan cinayeti çözmektir. bunun için bir dedektif misali akıl hastanesine yatmalı ve orada aklını koruyarak olayı çözmelidir. öncesinde gazete patronundan ve onun arkadaşı uzman psikiyatrdan epey eğitim ve destek alır. kız arkadaşı bu girişimine karşı çıksa da gözünü bürüyen hırs onu hastaneye sokar.

    film bu giriş sonrasında tamamen koğuşlarda ve mecburiyet caddesi denen koridorda geçer. sloan cinayetini araştıran adamımızın hedefinde üç görgü şahidi vardır. birisi iç savaşta konfederasyon generali olduğunu sanan beyaz, diğeri ku klux klan üyesi olduğu varsayımına sahip siyahi, bir diğeri de nükleer çalışmalara katılmış ama şu anda altı yaşında çocuk seviyesinde takılan doktordur. film ilerledikçe adamımız yavaş yavaş delirir ama sonuca da ulaşmış, katili bulmuştur. ama filmin sonlarında gazetecinin de aklını kaybettiğini ve delirdiğini görürüz.

    film ilginç sahnelere ve fikirlere sahip. bir tımarhane ortamı ve o ortamı çeşitlendiren tipler çok iyi çizilmiş. elini devamlı nazi selamı şeklinde tutan adamın elini yukarı kaldırıp 'böyle de özgürlük heykeli oluyor' dendiği sahnede yarıldım. faşizmle kapitalizmin birbirine gerektiği zamanda ne kadar yakın olduğu bundan daha iyi açık edilemezdi. dönemin amerikası'nda ırkçılığa maruz kalan bir siyahinin de delirip kkk maskesi takması abd toplumuna 'alın istediğiniz profil bu' tokadı gibiydi.
    --- spoiler ---

hesabın var mı? giriş yap