şükela:  tümü | bugün
  • oya baydar in odullu romani.
    ulku adli kahramanin ask ve siyasi yasamini anlatmaktadir. kurgusu cok gelismistir. post-modern anlatim tarzi insani romana surekli bagli kirmaktadir. olay-durum benzetmeleri romandan surekli haz almayi sagliyor. okunmasi gereken surukleyici, yogun ve bilgilendirici bir roman.
  • oya baydar'ın siyasi içerikli romanı. başarılı bir romadır, okunasıdır.
  • kurgulandigi donemi en iyi anlatan romanlardan. bas karakterler, ulku ve arin, iki cins arasindaki cekimin hangi noktada surekli pesinden kostugumuz o ic gidiklayici heyecandan cikip da, adete odipal kompleks gibi insanin tum ruhunu yapilandiran bir etken haline geldigini, artik tum yasananlar ve hatta kaybedilenlerin de vakti zamaninda yasanan celiskiler uzerine kuruldugunu gosteriyor. zaten kitaptaki en buyuk ambivalans da, kahramanlarin asklari ki, o da aralarindaki ucurumdan doguyor.
  • arka kapakta yazdıgı gibi; gerçekten de "siyasal" ama "roman"
    hem de oldukça siyasal ama çok da güzel bir roman; çok başarılı..
  • üç oturuşta bitirdiğim roman. okuması rahat, bilmediğimiz şeyler anlatmıyor ve fakat okurken yoğun duygular yaşamamızı sağlıyor.
  • kurgusu gerçekten başarılı olan roman. fakat yazarın hayat hikayesini (fazlaca) andıran bir yazgıyı yaşayan baş karakter, bende kitabı okurken ilgi çekicilikten uzak bir duygu uyandırdı. roman, 1980 sonrası türk yazınında sıkça rastlanan "eğitimli, bilinçli ve -tercihen- solcu kadın" olgusundan farklı olmayan bir resim çizmesi yönüyle oldukça sıradan. sanırım, kitabı güzel ve okunabilir kılan kurgunun yanı sıra, oya baydar'ın rahat ve akıcı dili.
  • yer yer klise duran kisimlari olsa da klise bir deyimle 'surukleyici' oya baydar romani. gercekten cok kolay okunan romanlardan, bitirene kadar elden birakilmayanlardan. 1970lerde siradisi solcu genc kiz ulku ile burjuva cocugu, sagci, gelecegin diplomati-burokrati arin arasindaki ask iliskisini de anlatir, butun o yillarda yasanan sikintilarin, ayri dusmelerin, uzakliklarin yaninda. 1970ler kadar 1990larin turkiyesini de iyi ozetlemis aslinda oya baydar. sorgusuz sualsiz 'hucre evi baskinlari'ni, derin devleti, memleketin degismeyen makus talihini.

    kitabin benim sevdigim bir ayrintisi da sudur: romanda sevgilerin ayri dusmelerini ve iki ayri dunyayi sembolize eden iki de cicek vardir. mimoza ile papatya. gosterissiz ve mutevazi papatyadir tabii ki 'devrim'le ve taraftarlariyla ozdeslesen.
  • türkiye nin en çalkantılı dönemlerinde, çalkantıların ortasında bir yığının parçası değil de ne mutlu ki bir birey olarak anlatılan ve varolan ülkü karakterini, üzerinden yıllar geçtikten sonra olaylara bakışındaki değişim, devrimci ruhundaki zedelenmeler, gençlik aşkı ve bu aşkın yaşamındaki izleri son derece akıcı bir üslupla ve sade bir dille anlatan romandır.

    döneme ait pek çok roman, döneme ait ya da değil pek çok aşk romanı yazılmıştır ancak kanımca hiçbiri ikisini bu denli harmanlayabilen bir derinlikte olmamıştır.

    romanın devamı niteliğinde olan ancak tekil olarak da son derece lezzetli bir başka eser için (bkz: erguvan kapısı)
  • belki klasik romanlara olan düşkünlüğümden olacak eksik kaldığını hissettiğim iyi ama daha iyi olabilecek roman. eğer oya baydar aşkı romanında da siyasi olayların arkasına koyarak bir dönemin insanlarının trajedisini anlatmayı amaçladıysa başarılı olmuş, zira aşkın bu öyküde başrolde olduğunu söyleyenlere katılabilecek durumda değilim. romanın yalnız türkiyede yaşanan bir şeyleri anlatmaktan, o dönemde türkiyede yaşamış insanların halini anlatmaktan çıkıp daha evrensel bir şeyi yakalamaya en yaklaştığı anda oya baydar duruveriyor. ömer hoca'nın ve arın'ın bambaşka kulvarlarda kendilerince doğru bir şeyler için mücadele edişinin ardında aslında nasıl bir iktidar arayışının yattığını, ülkü'nün bu iki erkeğe koşuşunun da belki de bu arayışın bir başka şekli olduğunu adeta bir dipnot gibi geçiştiriyor. bu iki adamı o iktidar arayışının eritişini, onların bireysel macerası olmaktan çıkartıp devrin toplumsal akışının bir yansıması bir sonucu haline getirircesine anlatıyor adeta. insanı anlatmadan, insanlığı anlatmanın; insanlığı anlatmadan belli bir dönemde onun belli bir parçasını anlatmanın hakkıyla yapılabileceğine inanmıyorum. insanın güç arayışı, çaresizliği ve yok oluşu gibi zamanlar ve milletler ötesi çok temel meselelerin dibine kadar gelip onları ıskalaması ya da yeterince irdelememesi oya baydar'ın ve bu romanın en büyük eksikliğidir kanımca. dile ve tekniğe sözüm yok. iyi bir roman, kabul etmek gerek ama bir klasik olur mu? sanmıyorum.