şükela:  tümü | bugün
  • aynı göğün uzak yıldızları isimli kitabın yazarı.
  • birçok değerli edebiyatçımıza ait kıyıda köşede kalmış bilgileri bulundukları yerden çıkartmış, tasnif etmiş; bu bilgileri klişelere boğulmadan kitap haline getirmiş bir akademisyen ve edebiyat hafiyesi; buna rağmen hakettiği ilgiyi göremediğini düşünüyorum. en son met üst dergisinin künyesinde "katkıda bulunanlar"dan birisi olarak ismi geçiyordu küçücük.

    bir fotoğrafınız da bende kalmış (ilk baskıdaki ismi: edebiyat karın doyurmaz çay içirir)
    ne kadar gitsem o kadar uzak
    biz ki sahipsiz hatırayız
    öyküler kimi söyler
    zamansız bir karşılaşma
    şiir adımlı bir yolcu
    tütün ve kola
    bütün hatıralar ıslaktır
    aynı göğün uzak yıldızları

    kitaplarından bir iki alıntı: (bkz: #28723368) (bkz: #28720549) (bkz: #30826641)
  • ot dergisinde "edebiyat karın doyurmaz çay içirir"köşesinin yazarı.
  • çay sigara insanıdır.
  • destek yayınları'ndan, * adlı kitabı 2013 senesinde çıkmış yazar.

    maalesef bu kitap ya çok aceleye gelmiştir ya da özensizce yazılmıştır. hemen her paragrafta sıklıkla karşılaşılan imla, kelime ve hatta cümle hataları, birbirinin aynı cümlelerin devrik olarak yinelenip durması, gerekli gereksiz edebi alıntılar, şiir öbekleri vb. bir çok şey okuyucuda buruk ve lezzetsiz bir tat bırakmaktadır.

    kitap yedi bölümden oluşur, her bölümde yedi farklı oyuncuya ya da yönetmene yer verilmiştir. kitap ilk başta araştırılarak yazılan bir eser gibi gözükse de daha sonra internetten de bulabileceğimiz belli başlı bilgilerin çala kalem derlendiği anlaşılmaktadır. hele sahne oyuncularına ayrılan bölüm! madem konumuz sinema, niçin tiyatro oyuncularına yer veriyoruz? madem bu oyuncular da sinema filmi çekmişler, neden bu filmlerden hiç bahsetmiyoruz?.. yaman okay'la ilgili bölümde, kendisi öldükten sonra eşi meral okay'ın bu ölümle nasıl başa çıktığını, seneler içinde verdiği söyleşilerden derlemeler doldurmuş. sanki yaman okay, arkasında eşini bırakmış olmasa ve o kadın ondan bu denli güzel bir adam olarak bahsetmese, aslında hiçbir şey yapmamış, hiç varolmamış bir oyuncu... bu da fazlasıyla popülist bir yaklaşım ve çok üzücü. yine genco erkal'a ayrılan bölümde at fimine sayfalar ayrılırken, genco erkal'dan hiç söz edilmemiş neredeyse.

    anlaşılan, sıddık akbayır birkaç film izlemiş, madem birkaç da kitap yayınladım, hadi bi de sinema kitabı yazayım, sevdiğim filmlerden sıkıcı bir biçimde bahsedeyim ve bunları yanlış başlıklarda gruplayayım, nasıl olsa satar bu kitap demiş.

    çok ama çok amatörce bir kitap olmuş. okumak için ayrılan vakte yazık.
  • çocuk yaştaki öğrencilerine okuma alışkanlığı kazandıran, müfredatta olmamasına rağmen diksiyon dersi veren, anlatım bozukluğunu öğrenciye adeta kafasına vura vura öğreten, maltepe sigarası içen, derslere hekim gibi beyaz önlükle giren, lise yıllarımda beni dershaneye 001 numaralı öğrenci olarak kaydettirmiş öğretmenimdir. kendisine "hocam" diye hitap edilmesinden hoşlanmaz.
  • ot dergisi'nin eylül 2015 sayısındaki köşesinde 24 madde ile ertem eğilmez'i çok güzel anlatmıştır.

    24. maddesi:

    canım kardeşim, niçin türk sinemasının dönüm noktalarından biridir? 1973'te çekilen canım kardeşim, niçin bu kadar çok sevilir, bu kadar çok izlenir?

    çünkü; canım kardeşim, kadrosunun komedi oyuncularından kurulmasına rağmen bir dramdır.

    çünkü; canım kardeşim'de, film boyunca kimse kimseye aşık olmaz. canım kardeşim, güzel bir kız olmadan da güzel bir film çıkabileceğini ispatlar.

    çünkü; canım kardeşim, özellikle dış çekimlerde, yarı belgesel bir hava yakalar. zenginlerin yaşadığı, üzerleri tv antenleriyle dolu apartmanları gösteren kamera 180 derece döner ve gecekonduların pis çamurlu dünyasıyla çarpıştırır seyirciyi.

    çünkü; canım kardeşim, akıcı bir kurgu ve özenli fotoğraf çalışmasıyla bizden bir konuyu, bizden insanlarla ele alır. canım kardeşim'de filmin cahit oben'e ait müziği, ifadeyi en az güçlü oyunculuklar kadar güçlendirir.

    çünkü; canım kardeşim'de kanlarını satarak ayakta durmaya çalışan insanlara acımaya fırsat bulmadan, adile naşit'le birlikte kahraman kıral'ın gidişine gözyaşı dökülür. canım kardeşim, en güçlü karakteri, çok küçük bir oyuncunun, kahraman kıral'ın canlandırdığı ilk filmlerdendir.

    çünkü; canım kardeşim'de, yol'daki, sürü'deki tarık akan'ın ipuçları veri-lir.kemal sunal'ın ömür boyu taşıyacağı 'şaban' kimliğinin temeli atılır. jönün, hüzünlü ve yalaka olmayan sahici arkadaş tipi, halit akçatepe'yle yaratılır.

    çünkü; canım kardeşim, metin akpınar'ın zeki alasya'sız, adile naşit'in münir özkul'suz da büyük oyuncu olabildiklerini gösterir.

    çünkü; canım kardeşim, 1970'lerin başından itibaren türkiye'de insanların hayatına dahil olan televizyonu, türk sinemasında ilk kez bir sosyo-kültürel bir olgu olarak ele alır.

    çünkü; canım kardeşim'de, kimse ideal, örnek inan değildir. filmde, hiçbir hayat kaygısı olmadan yaşamaya çalışan, hayatından başka kaybedecek bir şeyi bulunmayan bir sınıftan söz edilir. bu sınıfın, lümpen proleteryanın kendine has bir bilinci ve bir üslubu vardır. baba, oğluna 'piç kurusu'; oğul babaya 'moruk' derken, hayatın dili sinemaya taşınır.

    çünkü; canım kardeşim, düşmüş, küçük insanların filmidir ve düşmüş insanlar film boyunca yükselebilmek değil daha da düşmemek için çabalarlar. canım kardeşim, sistemin herkesi acımasızca ezdiğini yansızca aktaran, umutları ezilmiş, örselenmiş inan yerine bile konmayanların gerçekçi ilk filmlerden biridir. canım kardeşim'de bütün karakterler, kendi zavallılıklarını, çaresizliklerini ve aldatmalarını yaşarlar.

    çünkü; canım kardeşim, gişe açısından yapımcısını hüsrana uğratır. seyirci, bu filmde, hayatın bütün dış gerçekliği ve umutsuzluğun iç gerçekliğiyle baş başa kalır. bu durumda, sinemanın izleyiciye sunduğu şey, onun 'kaçamak' istediği bir gerçekliktir. bu nedenle, izleyici yeşilçam sineması içinde bu ayrık otu gibi duran filme, pek rağbet göstermez. film, ertem eğilmez'i batırma noktasına getirse de ekonomik açıdan olmasa da sanat açısından yönetmenin yüz akıdır ve ertem eğilmez, bunun farkındadır. bir söyleşisinde, "bu film, türk sinema tarihinde yerini bulacaktır. yani, canım kardeşim, sinemamızda ilk serbest nazım denemesidir. yenidalga'nın bize ilk girişidir." der. canım kardeşim, ertem eğilmez, halit akçatepe'nin "bu film tutar mı?" sorusuna "film gösterime girdiğinde, sinema salonunda sen ben ve tarık olsak da bu filmi çekeceğim." karşılığını verecek kadar inandığı bir filmdir.

    çünkü; canım kardeşim, birçok soruşturmada, ankette, bütün zamanların en iyi on filmden biridir.
  • (bkz: serpil gence)
    (bkz: gecikmeli ankara treniyle gelen kadın/@ibisile)
    şu blog sayfasındaki sözcükler serpil gence'nin ağzından ve onun bütün hatıralar ıslaktır kitabından alınmaymış.
  • çok sigara içen, güzel muhabbet eden, güleryüzlü insan.
  • ot dergisinde şiir yazan onca insana rağmen hala şiirin okunmuyor oluşuna isyan etmiş. sorular sormuş ardı ardına, nedir bu şiir yazma hevesi insanların? şiir kitapları raflarda boş boş beklerken, satın alınmazken bütün bu şair olma merakı nedir?
    bir gün tarık günersel'le bir söyleşi sonrası tesadüfen aynı deniz otobüsüyle karşıya geçtik. o suadiye'de ben bostancı'da oturuyoruz. dedim ki hocam herkes yazıyor bir şeyler, herkes ayaklandı yazar olacak, şair olacak diye. dedi ki bana: "bir edebiyatta ne kadar çok eser yazılırsa içlerinden fevkalede şeylerin çıkma şansı o kadar artar." insanların şiir yazmasına sevinmeli, şiir anlaşılmıyor, okunmuyor demeyi çocuksu bir şairin hallerine benzetirim ben. neden şairler hep öldükten sonra ortaya çıkar diye sormuş akbayır çünkü şiir karşılık beklenmeden yapılan bir eylemdir. şiir bir haldir, yazdırır fakat öyle kalem kullanmadan bile bu hali yaşayan şairler vardır. demem o ki: şiir, şair için bir zorunluluktur, birine beğendirme, ünlü olma, satılsın kaygılarıyla yazılmaz. insanlar anlar, öyle güzel anlar ki sizi bir gün sizin dokunduğunuz insanlar anlayacaktır. bu hemen olmaz çünkü zaman bu insanları biriktirir, yeterince biriktiğinde ise şairin ismi bilinir. herkesin kullandığı, her şiir yazıyorum diyen insanın kullandığı dili aşınca şair olunur. şiir nefestir, bırakın nefes alsınlar. size düşen sözcükleri boyamaktır.