şükela:  tümü | bugün
  • rumen yönetmen cristi puiu'nun son filmi. romanya'nın bu seneki oscar adayı.
  • insanı insana insanla anlatan film. aile içinden detaylı bir kesit sunmuş yönetmenimiz. ve bunu bir evin içine hapsetmiş, benim gibi izleyicileri biraz da germiştir.
  • bu yıl film ekiminde izlediğim filmlerden biri. çok çok beğendim, tek mekan fikri de bir aile dramına çok yakışmış. oyunculuklar çok doğal, konular oldukça gerçekçi. son zamanda izlediğim hiçbir film kötü çıkmıyor ama bu top noktam oldu.
  • birkaç yıl içinde değeri daha iyi anlaşılacak, 89. oscar ödül töreni için muhtemel en iyi yabancı film adaylarından. (belki de ödülün muhtemel sahibi)

    3 saat boyunca geniş bir rumen ailesinin küçücük apartman dairesine konuk olma fikri insana çok da çekici gelmiyor. fakat cristi puiu sinemanın temel dinamikleriyle öylesine muazzam oyunlar oynuyor ki filmin sonlarına doğru insan o daireden hiç çıkmak istemiyor. kamerasını sosyolojik bir aygıt olarak kullanan yönetmenlere sıklıkla rastlamak mümkün fakat klişeleşmiş tekniklerin ezbere kullanımı nedeniyle bu yaklaşım genellikle bayat ve yüzeysel sonuçlara yol açmakta. sieranevada’yı başarısız benzerlerinden ayıran özellik ise sinemada sosyolojik yaklaşımı sosyo-politik karakter arketipleri yerine kendilerine has özelliklere sahip bireyler üzerinden uygulaması ve bu uygulama sırasında özgün kalabilmesi.

    puiu, kamerasını aile kurumunun üstüne çeviriyor ve karakter-mekan ilişkisini bir apartman dairesine hapsederek teknik açıdan ustalığını konuşturmayı da ihmal etmiyor. sieranevada, karakterlerinin çözülümü için gerekli olan gerilimi yönetmeninin kamera arkasındaki bu ustalığından sağlamakla yetinmiyor. farklı bakış açılarını harmanlayarak seyirciyi sıkmadan romanya’nın yakın dönem siyaset anlayışını da analiz ediyor. bu konuda çoğu filmin düştüğü tuzaklardan üç farklı dönemi odağına alarak kurtulmayı başarıyor. çavuşesku iktidarı, 11 eylül ve charlie hebdo saldırıları karakterlerin sosyal, politik ve dini görüşlerini gözler önüne sermek için birer filtre olarak kullanılıyor. filmin kurgusunun derinliklerinde bu çözülmeler yaşanırken yüzeyde ise toplumun yapıtaşı olan aile kurumunun iç dinamikleri ele alınıyor. ailevi ve toplumsal meseleler arasında ardı ardına geçişler yapılırken, bu iki öğenin paralellikleri sayesinde film doğallığını kaybetmiyor. bu sayede aile üyelerinin birbirleriyle olan ilişkileri ve toplumsal sınıflar arasındaki ilişkiler son derece tutarlı bir biçimde seyirciye sunuluyor.

    kararında oyunculuklarla gerçekçi bir aile atmosferi yaratılırken, film aktıkça seyirci de bu ailenin bir parçasıymış gibi hissetmeye başlıyor. seyirciye verilen bu özdeşleşme ve hatta içselleştirme imkanının altında yatan sebepler: temas edilen noktaların güncelliği, geçerliliği ve filmin bu noktalara dair tarafsızlığı. senaryo, kurgu, mekan seçimi, karakterler, teknik… her şeyin yerli yerinde* olduğu bu muhteşem rumen filmi, çekildiği coğrafyanın sosyolojik analizini başarıyla görselleştirirken evrensellikten de kopmayan bir başyapıt.

    ayrıca eklemeden edemeyeceğim: filmden yoğun bir şekilde nuri bilge ceylan/asghar farhadi tadı gelmekte sinema damağıma. belki de yönetmenlerin ele aldıkları konulara yaklaşımları benzer olduğu içindir. neyse sonuç olarak sieranevada da bu iki ismin filmleri kadar kaliteli bir iş. onları seven bunu da sever desek olur herhalde.
  • epey yavaş açılan bu filmin içerisine giremeyeceğimi düşünmüştüm ama ironi bu ki tam tersi oldu, film ekiminde izlediğim 15 küsür filmin en sevdiğim filmi.

    filmde vefat eden babasının bilmemkaçıncı gününde aileden birisinin takım elbisesini giyerek, onun gibi davranarak gelip onlarla yemek yediği bir gelenek için yemek sofrasına oturmaya çalışan bir aile işleniyor. fakat kimse hüzünlerini evde bırakıp bu yemeğe gelememiş. özellikle de aldatıldığını öğrenen teyze histerik krizler geçiriyor. onun tüm gece partilediği anlaşılan kızı kafayı bulmuş bir yabancı arkadaşına bakmak üzere bu eve getirmek zorunda kalıyor. onun kardeşiyse internette gezinen komplo teorilerine kafayı takmış vaziyette. komünist dönemi yücelten babanne ise tarih konuşurken empati kuracak vaziyette değil. bu konuşmalardan çok rahatsız olan çiçeği burnunda anne kız kardeş ise sinirini kocasından çıkarmanın derdinde. sonradan teşrif eden erkek kardeş ise askerlik mesleğinin deformasyonlarından bahsediyor. anne herkesin arasında dengeyi bulmaya çalışırken, aldatan eniştenin eve girmeye çalışmasıyla olaylar iyice düğümleniyor. bu sırada eşiyle patlak veren bir kavga sonucunda anlatıcımızın boşvermişliğinin bir tür koruma kalkanı olduğunu görüyoruz. yemeğe oturamayan aile sonunda binbir dalavereyle ölen babanın 'geri gelmesiyle' filmin de dili olan acı tatlı bir şekilde sonunda çorbalarını yudumluyorlar.

    film beni yavaş yavaş içerisine aldı ve bittiğinde filmin geçtiği evin (neredeyse tek mekanda geçiyor film) tüm odalarını ve karakterleri ezberimdeydi. ama filmi ilginç yapan sadece bu değil, kamerayı döndürme, keşke artistik ismini bilseydim- hikaye anlatımının en önemli unsuru olarak kullanılıyor bazı sahnelerde.
    mesela ana karakterimizin bizim gibi, filmde dönen oldukça komik ama yapanlar tarafından çok ciddi bir şekilde yapılan bir muhabbete -ses çıkarmamaya çalışarak- güldüğünü, kameranın yavaş yavaş pan yapıp en nihayetinde gülen karakteri bize gösterdiğinde anlıyorduk.
    ve biz onu gülerken gördüğümüzde sanki sınıfta gülmemeye çalışan öğrencilerin göz göze geldiğinde kahkahayı basması gibi patlayıveriyorduk salonda. bi nevi kahkaha efekti de diyebiliriz buna belki. ben gerçekten de çok çok yaratıcı buldum.
  • 2016'nın chicago film festivali'nde 'en iyi film' seçilmiş yapıttır.
  • yönetmen sanki bir evin odalarına gelişigüzel kameralar yerleştirmiş ve bu evin içindeki bir aileyi gözlemlememizi sağlamış gibi; o derece gerçekçi bir film.
    açılış sahnesinin uzunluğu ve kasveti beni de korkuttu çünkü zaten film de neredeyse üç saat; ama korktuğum gibi olmadı ve çok beğendim.
    filmin açılış sahnesi, kendi gibi çok uzun. bu kadar uzun olmasına gerek yoktu bence açılış sahnesinin çünkü pek de bir amaca hizmet etmiyor gibiydi.
    bazı filmler vardır. açılış sahnesi, kapanış sahnesi veya içindeki herhangi bir sahnesi çok uzun tutulur ve iyi ki de öyle olur çünkü bu sahne bir amaca hizmet eder. ama bu filmin açılış sahnesi bana göre bu kadar uzun tutulmasa da olurmuş.
    filmin genelinin uzun tutulması ise bu filmin dokusuyla oldukça iyi bir uyum yakalamış. ev ortamı, oyunculuklar, o kasvetli ortam neticesinde iyi bir film ortaya çıkmış.
  • çok acayip bir film. insanı esir alıyor, bırakmıyor. oyuncunun kamera görüşü olduğu "first person shooter" denilen tarz oyunlar gibi bir film. sanki ben evde tek başına bırakılmayacak kadar küçük ama akrabaların geldiği cenaze mevlüdüne götürüldüğünde kudurmayacak kadar da büyük bir çocukmuşum da evin içinde sessiz sedasız dolanarak olaylara tanıklık ediyormuşum gibi hissettim bu filmde. oradaydım ya evin içinde resmen. insan filmden koku alır mı? resmen o lahana dolmaları koktu bana. o teyzenin ağlaştığı yatak odasından yüklük kokusu geldi.

    arkadaş rumenler de ne kadar benziyormuş bize meğerse. filmden papazı çıkar imam koy, şarabı çıkar ayran koy tamam. geri her şey aynı. o filmin başında eve gidene kadar araba sahnesi nedir öyle ? yemin ediyorum iki koltuğun arasından kafamı sıkıştırıp izliyor gibiydim.

    konu da dramlar dramlar içim üğündü. yav sanat filmi seven festivalci bir insan da değilim. benim için sinema blockbuster marvel filmleri falandır. sinema tv veriyordu. imdb sine baktım iyiydi. güldür güldürün tekrarını izliyeceğime bunu izleyeyim dedim hem çok beğendim hem içime öküz oturdu. gerçekten çok acayip bir film.
  • dev bir aile toplantısını konu alır. orhan pamuk'un romanlarındaki evleri hayal edince aklımda beliren bir evde geçer. (aslında kasınca karakterleri de pamuk evrenindekilere benziyor)

    asıl diyeceğim şey, filmdeki 11 eylül olayının nasıl olduğuna takmış karakteri ile bence son yıllarda sinema dünyasının en özgün eleştirilerinden birini yapmıştır.

    özellikle ev halkını alıp odasına komplo teorisi videosu izletmeye götürdüğü sahne, diğer kişilerin bu adamın dediklerine olan ilgisizliği, adamın yüzüne yerleşmiş o 'ben her şeyi çözdüm, ee eğer çözdüysem neden bir şey yapamıyorum, müdahele edemiyorum' diye sessizce bağıran acı ifade acayiptir.
  • henüz daha ilk sahnesinde izleyiciyi filmin içerisine konumlandırış biçimi ile izleyiciyi yakalayan ve daha sonra da bırakmayan film. üstelik bunu sıradan bir romen ailesinin evindeki sıradan diyaloglar ile başarıyor.

    bilhassa, filmin romanya toplumundaki kültürel farklılıkları ve bu farklıların neden olduğu toplumsal ve siyasal çatışma alanlarını gözler önüne seren anlatısı içerisinde, hikayeyi ve karakterleri türkiye toplumu ile özdeşletirerek izlememek gerçekten mümkün değil.