şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: sifir noktasi)
  • sıfır noktası +kadın = yutan eleman

    note: bu entry asla author tabanlı deildir..
  • mısırlı feminist yazar neval el seddavi'nin 1987'de basılmış olan kitabı. ülkemizde metis yayınları tarafından basımı yapılmaktadır. kitap idam mahkumu firdevs'in hayat hikayesini konu alıyor. yazar romanın kahramanı ile kanatır cezaevinde bir görev sırasında tanışmış. çok etkilendiği bu kadının ve onun acı yaşam öyküsünü okuyucuya aktarırken kadın olmanın, fahişe olmanın ne anlama geldiğini de kaleme almıştır.
  • eksilerdeki kadından daha iyi durumda olandır.
  • ...
    erkeklerden nefret ettiğimin farkındaydım; fakat bu sırrı uzun yıllar başarıyla sakladım. en çok nefret ettiğim erkekler bana öğüt vermeye kalkışanlar ya da beni yaşadığım hayattan kurtarmak istediğini söyleyenlerdi. onlardan daha çok nefret etmem, benden daha iyi olduklarını ve yaşamımı değiştirmek için bana yardımcı olabileceklerini sanmalarındandı. şövalye gibi görürlerdi kendilerini; başka koşullarda oynayamadıkları bir roldü bu. benim düşük bir insan olduğumu anımsatarak, kendilerini soylu ve üstün hissetmek isterlerdi. kendi kendilerine, "ne harika bir insanım ben. şu sürtüğü çok geç olmadan bataktan çıkarmaya çalışıyorum" derlerdi.

    onlara bu rolü oynama fırsatı vermezdim. her allahın günü beni döven bir adamla evliyken hiçbiri beni kurtarmaya yanaşmamıştı. aşık olma aptallığım yüzünden kalbim kırıldığında hiçbiri yardımıma koşmamıştı. bir kadının hayatı gerçekten acınacak bir hayattır. oysa bir fahişe, biraz daha iyi durumdadır.

    bu yaşamı, istediğim için seçtiğime kendimi inandırabilmiştim. beni fahişelikten kurtarmak isteyenleri reddedebilmem, fahişelikte ısrar etmem, bunun benim seçimim olduğunu ve birazcık özgürlüğüm, en azından birçok başka kadından daha iyi bir durumda yaşama özgürlüğüm olduğunu kanıtladı bana.

    bir fahişe hep evet der, sonra fiyatını söyler. hayır derse fahişelik hayatı sona erer. ben kelimenin tam anlamıyla fahişe değildim, arasıra hayır derdim. bunun sonucunda fiyatım hep arttı.

    çok başarılı bir fahişe olmuştum ve en yüksek fiyatı alıyordum; çok önemli insanlar bile benim için yarışıyorlardı. bir defasında böyle önemli adamlardan birini reddettiğim için beni hapse attılar. büyük paralar ödeyerek çok pahalı bir avukat tuttum kendime. kısa süre sonra serbest bırakıldım. mahkeme benim saygın bir kadın olduğuma karar vermişti. artık onuru korumak için büyük paraların gerektiğini, ama büyük paraların onuru yitirmeden kazanılamayacağını öğrenmiştim.

    gene de bir kadın olarak sahip olduğum tutarlılık ve onurdan bir an bile kuşku duymadım. mesleğimin erkekler tarafından icat edildiğini, yeryüzündeki ve cennetteki her iki dünyayı da erkeklerin ellerinde tuttuklarını biliyordum. erkeklerin, kadınları bedenlerini satmaya zorladıklarını, en az para ödenen bedenin de eşlerinin bedeni olduğunu biliyordum. bütün kadınlar, öyle ya da böyle fahişeydiler. ben akıllı olduğum için köle eş olmak yerine özgür bir fahişe olmayı yeğlemiştim. bedenimi verdiğimde en yüksek fiyatı istiyordum. herkesin bir fiyatı vardır ve her mesleğe bir ücret ödenir.
    ...
  • “ne zaman elime bir gazete geçip de o adamlardan biriyle karşılaşsam yüzlerine tükürüyordum. mutfak raflarını kaplamak için gereksindiğim bir gazete kağıdına tükürdüğümün farkındaydım. gene de tükürüyor, tükürüğü kuruyacağı yerde öyle bırakıyordum.
    bir resme tükürdüğümü gören olsa resimdekini şahsen tanıdığımı sanır. hayır, tanımıyordum. ben yalnızca kadının biriyim. hiçbir kadın yoktur ki gazeteye resmi basılan her erkeği tanısın. ayrıca ben başarılı bir fahişeydim yalnızca. bir fahişe ne kadar başarılı olursa olsun bütün erkekleri tanıyamaz, ama tanıdığım bütün erkekler bende tek bir istek uyandırdı : elimi kaldırıp yüzlerine okkalı bir şamar indirmek.”
  • neval es-saadavi'nin ‘mısırlı kadınlarda nevroz’ konusunu araştırmak üzere gittiği kanatır cezaevi’nde tanıştığı, cinayet işlemekten dolayı idama mahkûm edilen mısırlı fahişe firdevs’in yaşamını anlatan biyografik romanıdır. müslüman bir ülkede erkeksi iktidarın gölgesinde gerçek kimliğini bulamayan, böyle bir ortamda kadın olmanın, insan olmanın, fahişe olmanın ne anlama geldiğini ölmeden birkaç saat önce saadavi’ye anlatan firdevs’in ağzından dinleriz bu öyküyü. firdevs’in yaşam öyküsünde olaylar anlatılırken tarihler, mekânların isimleri ve kişilerin kimliklerine dair çok kısıtlı bilgiler verilmiştir.
  • son kısımlarında altı çizilecek bir sürü tespit barındıran uzun öykü.

    "artık onuru korumak için büyük paraların gerektiğini ama büyük paraların onuru yitirmeden kazanılamayacağını öğrenmiştim. dönüp duran bu cehennem kısır döngü beni de kendisiyle birlikte sürüklüyordu."

    "bir gün gazeteler bir derneğe bağışta bulunurken resmimi basıp, benden sorumluluk sahibi bir yurttaş olarak bahsettiler. bundan böyle ne zaman onura ya da üne gerek duysam, bankadan para çekmem yeterli oluyordu."

    "yaşamı da ölümü de aşmıştım, çünkü artık ne yaşama arzusu duyuyor, ne de ölümden korkuyordum. hiç bir şey istemiyor, hiç bir şey ummuyordum. hiç bir şeyden korkmuyordum. bu yüzden özgürdüm. çünkü yaşamımız boyunca bizi köleleştiren isteklerimiz, umutlarımız, korkularımızdır. özgürlüğüm onları öfkelendiriyordu. hala istediğim, hala korktuğum, ya da hala özlediğim bir şey kalmış olması hoşlarına giderdi. o zaman beni bir kez daha köleleştirebilirlerdi."
  • bir gecede bir kadının biyografisi gibi anlatılmış ama bana en yakın gelen ve birden fazla, hatta milyonlarca kadın için ortak bir kadın biyografisi. mısırlı fahişe firdevs'in idamından çok fazla zaman geçti ama kadının bedeninin sadece et parçası olarak değerlendirilmesi veya erkekler tarafından "rol biçilen kadın"kavramı değişmedi. özellikle müslüman toplumlarda kadının toplumsal yerinin sınırları en özgür kadın için bile erkekler tarafından çiziliyor hala. firdevs "bu işi" zevk aldığı için, para kazanmak için ya da intikam almak için yapmıyor tersine erkeklerin koyduğu kurallarla kendi hayatını kurmaya çalışıyor.

    kitaptan en değerli kısma ve belki de okuyan herkesi en çok etkileyen kısma gelirsek; "erkeklerin, kadınları bedenlerini satmaya zorladıklarını, en az para ödenen bedenin de eşlerinin bedeni olduğunu biliyordum. bütün kadınlar, öyle ya da böyle fahişeydiler. ben akıllı olduğum için köle eş olmak yerine özgür bir fahişe olmayı yeğlemiştim." kısmı sanırım benim için en çok iz bırakan kısım oldu.

    bu kitabın adını ilk duyduğumda natoyolu'nda amcamın gecekondusunun bahçesinde; o zamanlar açlık grevinde olan tutsaklara şeker parası yollayabilmek için bileklik yapan kuzenlerim ve arkadaşlarının yanındaydım . ben daha bit kadar aklımla benden büyük devrimci ablalar ve abilerin yanında olduğum için kendimi akıllı ve değerli sanardım. bu kitaptan bahsedildiğini hatırlıyorum, daha sonra gruptan bir arkadaşı ile evlenecek olan kuzenimin kitabı ve firdevs'i anlatırken nasıl ciddi olduğunu hatırlıyorum(sanırım biraz da o zaman damat olmaya çok hevesli olan bu arkadaşın gözünü korkutabilmek için bu kadar ciddiydi), bu kadar sevilen ve çıkarım yapılabilen bir kitabın "çok aşırı kalın" ve "çok karışık" olduğunu düşünmüştüm. kuzenim olayı kadınların sınıf sömürüsü bitse bile cinsiyet sömürüsünün bitmesinin kadın egemen toplumla sağlanacağı gibi daha da ciddi bir konuşmaya başlayınca kuzenimin eşek sıpası arkadaşlarından biri konuyu dağıtmak ve sanırım biraz da kendi içlerinde dalga geçebilmek için bana dönüp "peki sen hangi noktadasın bakalım ben guluyor muyum?" demişti. verdiğim cevap bana göre çok abuktu ama "benim durduğum noktanın daha karşılığı yok" diyerek grubun maskotluğuna ve bıdık bilmişliğine terfim de bu kitap sayesinde gerçekleşmiştir.

    güzel kitaptır çok ama çok güzel kitaptır.