şükela:  tümü | bugün
  • basbakan recep tayyip erdogan in iskence hakkinda konusurken birden alevlenip soyledigini dusundugum ifade. sozunun arkasinda durmasini ve en azindan bir adet kanit sunmasini bekliyoruz. mesela mehmet tarhan i yanina alip bir fotograf cektirmesini ozellikle talep ediyorum. mehmet tarhan ya da bizim bilmedigimiz gormedigimiz iskence magduru insanlardan herhangi birinin kilina zarar gelmesi bence dogrudan basbakanin birinci dereceden suclu hissetmesini gerektirir.
  • (bkz: nur birgen)
  • arka bahçe tarafından 2002 yılında yayınlanan ve altı sayı süren x-men macerası. insanlar ve mutantlar arasında ki sürtüşme had safhaya çıkmış ve hükümet sıfır tolerans adı altında bir program başlatmıştır. buna göre gücü ne olursa olsun tüm mutantlar bir araya toplanacak karşı çıkan olursa ebesi bellenecektir.
  • türkiye'de pek uygulanmadığı için fenerbahçe'nin şampiyonlar ligi'nden men edilmesi konusu ile gündeme geldiği zaman çoğu kimse tarafından yanlış anlaşılan olgu.

    sıfır tolerans demek, hata yapan herkesi as, kes, vur, kır, parçala demek değildir. yalnızca inisiyatif alarak göstermiş olduğun esnekliği göstermeden gerekli kanunları uygula ve ilgili cezayı ver demektir.

    mesela, kırmızı ışıkta geçmenin cezası nasıl ehliyete el konulma değilse ve her suçun cezasının ağırlığı farklı ise, şüphe altında bulunan her takımın da cayi şampiyonlar ligi'nden men olarak olmayabilir.

    sıfır tolerans uygulamasında amaç verilmesi gereken cezayı ağırlaştırmak değil yalnızca mevcut müeyyidenin uygalanmasını garanti etmektir.
  • tff ve uefa tarafından fenerbahçe'ye uygulanmış, 2011 şike soruşturması iddianamesinde şüpheli sıfatıyla adı geçen diğer takımlara ise uygulanmamıştır.
    (bkz: sıfır tolerans çifte standart)
  • anladığımız kadarı ile:

    "şampiyonluğun kader maçından bir gün önce karşı takımdan arkadaşlarla yemekte buluşmanın"
    "kupa sizin, şampiyonluk bizim geyiklerinin"
    "kayıp 1 milyon euroların"
    "bir türlü ortaya çıkamayan makbuzların"
    "20:45 senaryolarının"
    "haluk ulusoy' lu şen şakrak federasyon günlerinin"
    "ezeli rakibi başkanı ile teşvik imalı telefon konuşmaların"

    içinde bulunmadığı tolerans türü.

    insanda utanma olacak utanma. sonra yumurta kapıya dayanıp, kadıköy yolu görününce, aaauuuvvvv sıfır tolerans.
  • az önce kıvanç koçak'ın müjdelediğine göre ismail saymaz'ın önümüzdeki hafta iletişim'den çıkacak yeni kitabının adı. sanırım, tahmin edilebileceği üzere boy boy afişleri yaptırılan "işkenceye sıfır tolerans" vaadinin "benzin 1 tl olacak!" vaadine dönüşüşünü anlatacak.

    http://www.iletisim.com.tr/…ıfır-tolerans-1906.aspx
  • radikal gazetesi muhabiri ismail saymaz'ın yeni kitabı. 2007 yılından bu yana medyaya yansımış ama çabuk unutulan pek çok olay irdelenmiş. tabi olayların soruşturma, dava süreçleri hakkında da bilgiler var. etkileyici bir kitap.
  • recep tayyip erdoğan'ın "işkenceye sıfır tolerans" söyleminden yola çıkan ismail saymaz'ın, polisin eline düşünce durumun hiç de öyle olmadığını gözler önüne serdiği kitabı.

    ismail saymaz'ı ele aldığı haberlerin fikri takibini yapacak sabrı ve azmi gösterdiği için tebrik etmek istiyorum. en çok da sabrı için.

    zira ben bile, avukat olduğum halde, sinir buhranları içinde okudum yazılanları.

    cmk avukatlığı yaptığım dönemde elime gelen dosyalardan da biliyorum. savcı ve hakimler, dosyada delil namına bulunan polis tutanaklarına adeta bir kuran hükmü gibi yaklaşmakta, doğruluklarından zerre kuşku duymamakta. yakın geçmişte avukatlığını yaptığım bir davada sanık, üzerine atfedilen suçu işlemediğini, müşteki ve tanık da suçu işleyenin duruşmadaki sanık olmadığını söylemelerine rağmen, mahkeme heyeti sanığı suçlu buldu. niye? eldeki tek veri olan polis tutanağı öyle yazıyor. halbuki polis tutanağını okuyunca, zorunlu müdafii olmadan ifade alındığı ve kanuna,usule tamamen aykırı yalapşap bir teşhis işlemi yapıldığı hemen göze çarpıyor. ancak bu hatalar bir tek mahkeme heyetinin gözüne çarpmıyor.

    polisin taraf olduğu davalarda bu yanlı görünüm iyice göze çarpıyor.

    nitekim çhd avukatlarından güray dağ'ın söylediği gibi:

    "...bağımsız, tarafsız, adil yargılamadan bahsediyoruz ama işin bir ucu polisse, yargı doğrudan kendini taraf hissediyor. o kolluğu korumaya dönük mekanizma arıyor kendi kendine..."

    avukat güray dağ, bu açıklamayı festus okey davasına müdahil olma taleplerini reddeden ve davanın gereksiz yere uzamasına sebep olan mahkeme için söylemişti. ancak bu lafın ardından avukat ve muhtemelen böyle düşündüğü için müdahil olma talebinde bulunan diğerleri için mahkeme, bu talepleri reddettiği gibi "mahkemeye ve savcıya hakaret içeren ve mahkemeyi etkileyerek manevi baskı altına almaya yönelik söylemler" iddiasıyla şikayetçi oldu.

    polisin ne yaparsa yapsın neden bu kadar kollandığını anlayamıyorum. her seferinde "ayağım kaydı, düştüm, silahım böylece ateş almış" deyip deyip maktulü kafasından vurmak nasıl bir ayak kaymasıdır. nişan alsa ancak bu kadar isabet eder.

    işin daha komik yanı, polislerin bu insan aklına hakaret savunmalarının itibar görmesi. o kadar itibar görmesi ki, polisin gemi azıya alarak "düğmemi kopardı, boynumu tırnakladı" diyerek şikayet etme cüretini gösterebilmesi.

    içişleri bakanlığı'nın da bu polislerden yana tutum sergileyemesi en çileden çıkartıcısı. neden vatandaşın yanında olmayı bir zul addeder ki bu bakanlık. neden vatandaşa "zararınız neyse telaffi ederiz, özür dileriz" demek bu kadar zor. ne kaybedersin? içindeki çürük elmaları temizlemektense, neden onları ödüllendirirsin?

    kitapta bu durumlarla ilgili onlarca somut örnek var. festus okey, baran tursun, engin çeber, şerzan kurt, çayan birben...olayların nasıl geliştiğini, nasıl örtbas edilmeye çalışıldığını, o polislere ne olduğunu ya da ne olmadığını görürsünüz okudukça.

    iyi ki basın var. böylece birazcık kamuoyu oluşuyor da farkındalık yaratılıyor. yoksa hiç haberimiz olmadan sümen altı edilecekler.

    daha çok şey var söylenecek ama gerçekten sinirleniyorum. sinirlenmemek için haberleri izlemeyen insanım ben. sinirlerim kaldırmıyor ne yapayım.

    ben mi çok önyargılıyım acaba, diye düşünmeden de edemedim aslında. keza kitap hakkında da benzer şüphelerim olmadı değil. çok mu yanlı? ama görüyoruz, okuyoruz, tanık oluyoruz. kamuoyunda oluşan polis ve adalet algısını yansıtıyor sadece.

    http://birazkitap.blogspot.com/…sifir-tolerans.html
  • ogrenci suclarini, cezalarini cabuk ve degismeyen sekilde yonetmelige uygun sekilde verilmesidir. ornegin, kanada ve abd, sifir hosgoruyu okulda etkili bir sekilde disiplini saglamak amaciyla kullanmaktadir. okullarda fiziksel siddet, uyusturucu, alkol, silah ve yaralayici ve oldurucu aletlere karsi sifir hosgoru politikasi vardir. amac sifir hosgoru sayesinde sifir sikintiya ulasabilmektir.

    ayrica
    (bkz: öğrenci disiplin kurulu yönetmeliği/#46940624)