şükela:  tümü | bugün
  • yurdumuzun güneybatı köşesinde saf ancak küçük topluluklar meydana getiren bu bitki, eskiden dünyada çok yaygın olmakla birlikte bugün avrupa'da ve türkiye'de kalıntı şeklinde yaşayabilir hale gelmiştir. bir başka türü abd'nin batısında yaşamaktadır.
  • türkiye’de yalnızca muğla’da yetişen, taban suyu olan nemli topraklarda yaşayabilen, 1950’li yıllarda 6 bin hektarlık bir orman oluşturuyorken bugün 1000-1500 hektar civarında bir alanda varolmaya çabalayan ağaç.akar amber yada tıgala da denilmektedir.sığla yağı, kozmetik, ilaç ve kimya sanayinde, özellikle koku tutucu özelliğinden dolayı parfümeri sanayinde çok kullanılır. esmer, gri renkli, bal kıvamında hoş kokulu ve acımsı lezzettedir.sığla yağı antik çağdan beri bilinmekte olup, halk hekimliğinde kullanılmıştır. antiseptik, asalak öldürücü ve balgam söktürücü olarak kullanılır. ayrıca halk hekimliğinde, sünnet yaralarının iyileştirilmesinde de doğal ilaç olarak faydalanılmaktadır. günlük ise hala tütsü olarak kullanılmaktadır.
    * * *
  • dünya üzerinde sadece türkiyede ve batı amerikada kısıtlı bir bölgede yaşayan çınar ağacına benzeyen bir ağaçtır.
    ülkemizde sadece marmaris dalaman arasında kalan bölgede sulak alanlarda yetişir. yaşamını sürdürebilmesi için yazın nemli, kışın ise ılıman bir iklime ihtiyaç duyar.
    sığla yağı olarak da bilinen reçinesi çok değerlidir. özellikle ilaç ve kozmetik alanında çok geniş bir kullanım alanı vardır.
  • günlük ağacının reçinesine de denir.bu reçine kozmetik,ilaç sanayi ve günlük işlerde kullanılır.sığla ağaçları koruma altındadır,ancak bilinçsizce dikilen sulfata ların topraktaki suyu emip bitirmesiyle nesli tehlikededir.
    sığla ağacının reçinesi yaralara çok iyi gelir,hatta bir yeri yaralanmış memeli hayvanlar ve kuşlar bile bu reçineyi yaralı bölgeye sürerler.zaten yararı hayvanların izlenmesiyle anlaşılmıştır.ülkemizde orman topluluğu olarak sadece köyceğiz , marmaris , dalaman ve fethiye sahil şeridinde bulunmaktadır bu tür.
    sığlanın kurumuş,posa şeklindeki kabukları da yaz geceleri yakılarak etrafa hoş kokular yayılır.bu koku bizim için güzelken sivrisinekler için korkutucudur.buhur yakılan yerin yanına yöresine kolay kolay sivrisinek, yakarca yaklaşamaz.
  • liquidambar orientalis
  • tütsü olarak kullanıldığında kötü ruhları evlerden uzak tuttuğuna inanılan madde. eskiden marmaris'te çoğu evde kullanılırmış.
    elde edildiği günlük ağacının azalmasından ve elde etmek için son derece zahmetli bir süreç gerekmesinden dolayı gittikçe unutulan bir gelenektir. ayrıca yağının uyuz hastalığına iyi geldiği de bilinir.
  • türkiye dışında çin ve rodos'ta da yetişen bir ağaç türü. reçinesi ilaç ve kozmetik sanayiinde kullanılır. mısır kraliçesi kleopatra, sığla yağını aşk iksiri ve parfüm olarak kullanırmış.
  • ayrıca yağı mısırlılar tarafından mumyalama işlemlerinde kullanılırmış. parfüm yapımında ise fiksatör olarak kullanılır. baharda ağaca çentikler atılır, temmuz gibi ise yağı toplanır. önemli bir doğal kaynak olmasına ve dünyada sadece birkaç bölgede bulunmasına rağman güneybatıdaki agaçların çoğu insan etkisi ve küresel ısınmayla birlikte kurumuştur.
  • (bkz: segla)
  • bu ağaçtan elde edilen kıymetli* yağ, ağacın gövdesinde açılan yaralar sonucu meydana gelir.
    ağaçta yaralar açılmasına karar verilen kısımdaki kabuk mart sonuna doğru yontularak inceltilir*, ağaç 1 ay kadar böyle bekletilir, mayıs sonunda kaşık denen aletle yaralar açılmaya başlanırmış. damar denen bu yaralar açıldıktan bir hafta sonra tazelenir, tazemele * işleminden 2 hafta sonra da damarlarda biriken yağ sır arkası adı verilen işlemle kaşıkla alınırmış. sonrasında esas sığla yağının alınmasına başlanır, bu da temmuzdan ekim sonuna kadar sürermiş. 15 günde bir yaralarda biriken yağ, kabuk, kambiyum ve odun tabakaları ile birlikte kaşıkla oyularak alınırmış. bu yongalara kapçık denirmiş. kapçık denen yongalar ekim sonunda bir süre suda kaynatılır, sonrada keçi kılından yapılmış torbalara doldurulurmuş. bunlar da presle sıkılarak, beklenen yağ elde edilirmiş.
    ağaca açılacak yaranın oranı olması gerekeni geçerse ağaç eğrilir ve hatta ölebilirmiş. henüz yeterince büyümemiş ağaçlarda üretim yapılması da doğru değilmiş.
    demek ki, hiçkimseye* çok fazla eziyet etmemek, yara açmamak gerekirmiş. herkes için bir dayanma sınırı varmış.