şükela:  tümü | bugün
  • freud açıkçası genel olarak saçmaladığını düşündüğüm, nazarımda ancak bir fantezi ve edebiyat malzemesi olarak hoşa gidebilecek (burçlar konusunda da öyle düşünüyorum mesela) ürünler vermiş bir insandır. freud'un hayatını fikirlerinden daha ilginç bulduğumu belirtmek istiyorum, ama zaten fikirleriyle hayatını da nereye kadar ayırabiliriz bir insanın, bunu da sorarım size.
    1856'da o zamanlar moravia denen topraklarda doğmuştur sigmund, ki şimdi çek cumhuriyeti sınırları içinde kalmaktadır moravia, ve adı pribor olmuştur (1990 yılında, çöken komünizmle şehrin "stalin meydanı"nın "freud meydanı"na çevrilmiş olduğunu da sözün ve dikkatin dağılması pahasına belirtmek istiyorum).
    babası oldukça başarısız bir pamuk tüccarıdır. moravia'da da yetersizlikten yetersizliğe koşunca aile önce almanya'ya, ardından da viyana'ya göçer. dört yaşında kısa pantolonlu bir sabi iken ayak bastığı viyana'yı sigmund sevecek ve bir seksen yıl kadar daha orda kalacaktır.
    babasıyla annesi evlendiklerinde frau freud yirmi yaşındadır ve kırk yaşındaki baba freud'un üçüncü eşidir. anlattıklarına göre zayıf, çekici, koruyucu, sevgi dolu bir kadındır ve ilerde oedipus kompleksi teorisinin de öngöreceği gibi freud'un ona karşı tutkulu, seksüel bir bağlılığı vardır. babasına karşı hep kızgınlık, nefret, kıskançlık hissettiğini, daha iki yaşında iken bile kendini ondan daha üstün gördüğünü yazmıştır freud bir tek bana okuttuğu günlüklerine.
    freud'un annesine karşı hissettikleri karşılıksız değildir ama. annesi de ilk çocuğu olan sigmund'la çok övünmektedir ve ilerde onun büyük bir adam olacağından emindir. freud hayatı boyunca çok kendine güvenli, yoğun bir başarma azmiyle ve şan şöhret hayalleriyle dolu yaşadıysa bunu biraz da annesinin ona karşı girdiği tavra bağlayabiliriz. kendisi bağlamış en azından, "annesinin tartışmasız gözdesi olan bir adam hayatı boyunca bir fethetme duygusu, bir başarılı olma inancı taşır, ki bu da onu genellikle gerçek başarıya götürür" demiş (ruhunu son çağırdığımdaki sohbetimiz sırasında dedi açıkçası bunu, ben not aldım).
    freud ailesinde sekiz çocuk vardır. ikisi zaten başka annedendirler ve kendi çocukları olan yetişkin insanlardır. sigmund'un kendi öz kardeşleri ile arası ise gayet mayhoştur. kardeşleri doğdukça anne sevgisini paylaşacak olmak ona kıskançlık ve öfke nöbetleri geçirtmektedir.
    böyle birtakım psikolojik sorunları vardır belki, ama çocukluktan beri zehir gibi işlemektedir kafası, ve bu ebeveynleri tarafından da desteklenir. mesela freud -ailede diğer çocuklara nasip olmamış- özel odasına kapanıp ders çalışır ve yemeklerini bile odasında yer vakit kaybetmemek adına. o ders çalışırken rahatsız olmasın diye kızkardeşleri piyano çalamaz hem. halbuki freud'un iki sene küçüğü hildegard gerçekten de çok yetenekliydi, belki bir clara schumann olacaktı bu aile baskısı olmasaydı (bunu da hildegard anlattı son sefer derin bir iç çekişle).
    freud liseye yaşıtlarından bir sene erken gider, ve hemen hemen her derste sınıf birincisi olur. almanca ve ibranice'yi çok iyi konuşmasının dışında lisede latince, yunanca, ingilizce ve fransızca öğrenir; italyanca ve ispanyolca'yı kendi kendine söker. gerçekten büyükmüşsün sigmund.
    askeri tarih de dahil olmak üzere pek çok ilgi alanı varken o kariyer yapmak için o yıllarda viyanadaki bir musevi için gelecek vaad eden tıbbı seçer. kendi de kullanarak kokainle deneyler yapar uzun süre ve bağımlılık yaptığı ortaya çıkıncaya dek kokaine mucize ilaç, panacea muamelesi yapar. akademik kariyerden onu üniversitedeki bir hocası vazgeçirir; profesör olana kadar çok zaman geçecektir ve ciddi maddi zorluklar çekecektir, oysa onun martha bernays'la evlenmek için acil paraya ihtiyacı vardır. böylece özel bir klinik açar. bunu izleyen yıllarda hipnoz ustası charcot'yla ve konuşarak tedavi etme fikrinin babalarından josef breuer'le çalışır; ünü, başarı grafiği annesinin en zengin düşlerini bile aşar.
    teorilerine bakıp da freud'un bir nevi seksomanyak olabileceği fikrine varıyorsanız bütünüyle yanılıyorsunuz. gayet olumsuz bakmaktadır freud sekse; onu zararlı, aşağılayıcı, hayvansı bir ihtiyaç olarak görüp, zihni ve vücudu kirlettiğini yazar. kendisi de göründüğü kadarıyla kırk bir yaş itibariyle cinsel faaliyetlerine nihayet vermiştir. zaten evliliğinde de zaman zaman iktidarsızlık çektiği ve de kondomdan ve coitus interruptus'tan (o dönemin standart doğum kontrol yöntemleri) tiksindiği için seksten kaçındığı da anlatılır.
    1920 ve 30'larda kariyerinin zirvesindeyken sağlığı da gitgide kötüleşmeye başlar freud'un. 1923'ten ölümüne dek geçen on altı yılda ağız kanseri için (günde yaklaşık yirmi puro içen de bir adammış yalnız) otuz üç ameliyat da dahil bir sürü acı verici tedaviden geçer.
    bu arada siyasal çalkantılardan da nasibini alır adamımız. hitler 33'te iktidara geldiğinde einstein ve hemingway'le beraber onun kitaplarını da yaktırır. 1938'de naziler avusturya'yı ilhak ettiklerinde (bkz: anschluss), tüm baskılara rağmen viyana'yı terk etmeyi reddeder freud, evi defalarca nazi grupları tarafından basılır. ancak kızı anna* tutuklandıktan sonra londra'ya geçmeyi kabul eder. ve dört kızkardeşini de konsantrasyon kamplarında kaybettiğini insanlık adına utanarak söylemek istiyorum bu noktada.
    freud'un sağlığı kötüleşse de zihni hiç bulanmaz ve hayatının son gününe kadar çalışmaya devam eder. ama 1939 eylülünde acılar dayanılmaz hale geldiğinde doktoruna "artık bu işkenceden başka bir şey değil ve hiçbir anlamı yok" demek zorunda kalır. zamanında ona gereksiz acı çektirmeyeceğine söz vermiş olan herr doktor biraz fazla doz morfinle bu hayata son verir ve yeryüzünden şu ana dek geçip gitmiş seksen milyar insan içinde çağımızı en çok etkilemişlerden biri olarak dünya ölülerine katılır freud.
  • enteresan savlar, keskin tespitler insanı.

    "hiçbir erkek birlikte olmak istemeyeceği bir kızla yakın arkadaş olmak istemez." demiş mesela...
  • bi kızın rüyasında dağ falan görmesini kızın içinde gizli kalmış yarrak aşkına bağlayan insan.
  • ilginc bir sahsiyettir. universitede psikoloji okuyanlar veya okumus olanlar bilirler. ilk sene aldiginiz psikoloji derslerinde surekli yatip kalkip freud'dan, freud'un teorilerinden filan bahsedilir ve surekli ondan ornekler verilir. ikinci senede bu epeyce azalir ve freud'un ismini koskoca donemde 10-15 kere filan duyarsiniz. ucuncu ve dorduncu senede dersler daha akademik ve arastirma ("research" muhabbeti) agirlikli oldugu icin freud'un ismi ya hic anilmaz, ya da anilsa da dalga gecmek veya asagilamak icin anilir. mesela bir teoriden bahsederken "freud da zamaninda xyz diye dusunmus, ne kadar komik degil mi?" diye anlatilir. sonra master/doktora seviyesine geldiginizde 2-5 yillik egitiminizde freud'un adini belki bir kere bile duymazsiniz. tabi okudugunuz okulda ozellikle freud hayrani veya takintisi olan bir hoca yoksa (istisnalar her zaman olacaktir).

    bununla birlikte psikoloji disinda bolumler okuyup da gerek zevk icin, gerek meraktan, gerek baska sebeplerden 1-2 tane psikoloji dersi alanlar genelde bu derslerde freud'un ismini cokca duyacaklari icin "bu psikoloji okuyanlar 4 sene paso freud okuyorlar galiba" gibi bir algi olusuyor. halbuki akademik olarak ciddiyeti olan okullarda her gecen sene freud'dan daha az bahsedilir ve sonra hic bahsedilmez.

    peki freud'un olayi nedir? freud'u anlayabilmek icin yasadigi doneme bakmak lazim. freud "victorian era" denen cagda (turkce'si yanlis bilmiyorsam viktorya donemi olacak) yasamistir. viktorya doneminin soyle bir ozelligi var: o donemde insanlar kapali kapilar ardinda cinselligi doyasiya yasasa da toplum icinde cinsellik muthis bir tabu haline gelmisti. yani gunduzler insanlar bir aradayken cinselligi cagristiran en ufak bir konusma cok buyuk bir ayip olarak goruluyor, geceleri (ozellikle varliklilarin) evlerde seks partileri veriliyordu. hatta olay oyle bir seviyeye gelmisti ki siz bir arkadas meclisinde, atiyorum, "bir masanin 4 bacagi var" deseniz insanlar size ters ters bakip "inanabiliyor musun, bacak dedi!" diyeceklerdir. o donemde bacak, kol, gogus gibi organlarin isimlerini cumle icinde kullanmak bile cok buyuk bir tabu olarak goruluyordu. halbuki gece olup insanlar evlerine cekildiginde isler cok farkliydi (bu ortam size gunumuzun "kizli erkekli evlerde kaliyorlar" denip gundemin degistirilmesi, sonra da halkin somurulmesi olayini hatirlatabilir, hatirlatmalidir da, o zamanlar da ortaya atilan tabularin ana amaci halki uyutup dikkatlerini baska yone cekmekti, boylece zengin daha zenginlesecek, fakir daha fakirlesecekti). (bkz: ahlak sadece orta sınıf için vardır)

    freud da iste boyle bir ortamda biraz da bu ikiyuzluluge tepki olarak ortaya tamamen cinsellige bakan teoriler atti. freud ortaya attigi teorilerde kucuk bir cocugun annesine olan sevgisi dahil herseyi cinsellige baglamisti. ona gore hayatta herseyin amaci cinsel hazza ulasmakti. freud gercekten boyle dusunuyor muydu yoksa dusunmuyor muydu bilemiyoruz ama kendisi bu fikirleri ortaya atarken kesinlikle o anki tabularla sekillenmis toplumun ikiyuzlulugune parmak basmaya calisiyordu, bir anlamda ari kovanina comak sokuyordu.

    zaten freud'un yazdiklari da beklenen tepkiyi verecekti. gunduzleri insanlar freud'un ne kadar terbiyesiz, ahlaksiz, dinsiz biri oldugundan bahsedip onu yerden yere vursa da geceleri herkes onun yazdiklarini alip okuyordu. freud'un kitaplari adeta peynir ekmek gibi satiyordu. viktorya devrinde insanlar nasil cinselligi kapili kapilar ardinda yasayip muhabbetini yasakliyorsa freud'a da ayni muamele yapiliyordu ve kitaplari sadece kapali kapilar ardinda okunuyordu.

    freud teorilerini ortaya atarken dusunce gucunu kullanmisti ve oturup fikir yurutmustu. zaten kendisi psikolog degil tip doktoruydu. freud'un ortaya attigi fikirler psikolojideki bir cok teorinin altyapisini olustursa da bugun bu fikirler akademik cevrede pek deger gormez. zaten freud da cikip akademik deney yapmamisti. freud o donemde varlikli kadinlari terapi altina almis, onlardan duyduklarini not almis, sonra noktalari birlestirip belli basli tespitlerde bulunmustu.

    bugun freud icin ne bir "sarlatan" diyebiliriz ne de "akademik bir dahi" diyebiliriz. fikirleri psikolojide devrim yaratmistir, oldukca zeki ve yaratici biridir ama ortaya attigi fikirler deney ve arastirmalarla desteklenmemistir. bununla birlikte kendisinin insanlari kandirmak gibi bir niyeti de yoktu, sadece o zamanlar eldeki kisitli imkanlarla insan aklini cozmeye calisirken bir yandan da tabulari yikmaya calisiyordu.

    1930'larin basinda naziler almanya'da yonetimi ele gecirince yakilacak kitaplar listesinde en basta freud'un kitaplari vardi. bunun uzerine freud "insanlik ne kadar da gelisme gosterdi, orta cagda olsak beni diri diri yakacaklardi simdi sadece kitaplarimi yakmakla yetindiler" seklinde olaya espriyle yaklasacakti.
  • * her sıkıştığı noktada shakespeare’den bir bölüm okuyacak kadar shakespeare’i ezbere bilen

    * s harfini söyleyemediği için sigismund freud olan adını sigmund freud olarak değiştiren

    * cervantes'in don kişot kitabını kendi dilinden okumak için ispanyolca öğrenen

    * önemli konuşmalara çıkmadan önce kokain kullanan

    * kokainin antidepresif yanıyla ilgilenirken carl coller isimli göz doktorunun kokaini göz ameliyatlarında lokal uyuşturucu olarak kullanılabileceğini keşfetmesiyle üzerinde çok çalıştığı bir buluşu elinden kaçıran

    * 40-41 yaşlarından sonra cinsel teması ve kendi tanımıyla libidoyu yaşamından çıkaran ve libidosunu tümüyle entelektüel çalışmalarına veren

    * 3 oğlunu sünnet ettirmeyecek, yahudi inancında şabat adı verilen cuma günleri mum yakma olayını evinde yaptırmayacak kadar inançlara karşı çıkarken, bazı sayıların uğurlu veya uğursuz olduğuyla ilgili batıl inançlara sahip olup kendiyle çelişen

    * evdeki despot ve otoriter tavırları sebebiyle bazı çocuklarında kekemelik ve pelteklik görülen

    * evlerinin alt katını muayenehane olarak kullanmaya başladıktan sonra, 46 yıl aynı odada aynı muayenehanede sabah 8’den akşam 10’a kadar hiç durmadan çalışan, günü monoton ve yalnız geçiren

    * edebiyata, sanata, resme çok ilgi duymasına rağmen müzikle arası hiç arası olmayan hatta nefret eden

    * her gün tıraş olmasına karşılık ayak tırnaklarını hiç kesmediği için çorapları sürekli delinen

    * bilinçsiz bir anında ağzından istemediği bir söz çıkacağı ya da istemediği bir harekette bulunacağı korkusuyla bilincini bulandıran alkolü çok az tüketen

    nöroloji alanında uzmanlaşmış ve psikanalizin atası olarak anılan avusturyalı bilim insanıdır.

    kaynak
  • evet bu sefer konumuz freud. hani şu sapık herif, daha ufacık yaşımızda annelerimize beslediğimiz “aşk” sebebiyle babalarımızı öldürmek istediğimizi varsayan adam. rüyamızda gördüğümüz balonların sıkmak istediğimiz (neden meme sıkarız ki) memelerin sembolleri olduğunu söyleyen zat. oral dönemimizi doğru düzgün atlatamadığımızdan dolayı sigarayı bırakamadığımızı, anal dönemimiz kötü geçtiği için temizlik hastalığına yakalandığımızı, fallik döneminde küçük kız çocuklarının kendilerinde penis olmadığını farkedince (bilinçaltlarında) suç işledikleri için penislerinin kesildiğini düşünerek, kendilerinin eksik olduğunu bu yüzden penis kıskançlığı içinde yaşadıklarını söylediği sapık, sevimsiz herif.

    evet freud’la bu şekilde alay edebiliriz, aşağılayabiliriz ve tepkisel indirgemecilikle doldurabiliriz etrafı. yalnız bu, şu anda freud’un şekillendirdiği dünyada yaşadığımız gerçeğini değiştirmez. sorun şu ki freud çok çalışmış (çektiği kokainler sayesinde olabilir), sürekli üretmiş ve çok şey söylemiş. neredeyse her şeyi. ne daha sonra ispatlanan “bilinçaltı” teorisi doğru olduğu için söylediği her şeyi doğru kabul edebiliriz, ne de söylemlerinin çoğunu oluşturduğu, ispat edilemeyecek ve yanlışlanamayan savları nedeniyle her söylediğinin yanlış olduğunu kabul edebiliriz.

    freud sevimsiz bir adamdı, yaşadığı zamanın star’ı gibi bir şeydi. sokakta görenler hemen tanır, kıçlarına başlarına imza attırırlardı. (attırmazlardı heralde, ünlüden imza almak ne zaman başlamıştır acaba?) iki kez nobel’e aday gösterildi, hem tıp, hem de edebiyat alanında, ikisini de kazanamadı. hatta tıp alanında aday gösterildiğinde einstein (herkesin sevdiği einstein) jüriye mektup göndererek “saçmalamayın, sakın ödülü freud’a vermeyin, sonuçta o sadece bir psikiyatrist” demiş.

    şimdi bakalım freud neler demiş. öncelikle “bilinçaltı” . zibilyon tane deneyden sonra bilinçaltını kabul ediyoruz. freud “ne yaptığımızı biliyoruz” iddiasını reddetmiş. mesela birine aşık oldunuz ve evlenmeyi düşünüyorsunuz, size soruyorlar “neden” diye. büyük ihtimalle şöyle dersiniz, “artık evlenmek için kendimi hazır hissediyorum” “onu seviyorum” “o çok akıllı ve çekici” vs vs. ve bütün bunlar doğru da olabilir. yani siz en dürüst olduğunu zannettiğiniz anda bile –yalan söylemeseniz bile- gerçek şu ki o sırada sizin seçimlerinizi etkileyen farkında olmadığınız nedenler var. mesela benimle evleniyorsunuz çünkü aslında ben sizin babanıza benziyorum, ve benimle evlenerek aslında size ihanet eden babanıza sahip oluyorsunuz.

    ve freudyen teorinin en süper kısmı, sonsuz haklılık! (bayılıyorum buna, bayılmak ne kelime, bütün hayatımı bunun üzerine inşa ettim ben!) yani biri size gelip “off ya saçmalıyorsun! “ derse (ya’yı uzatma biçiminden etilerde mi yoksa unkapanında mı oturduğunu anlayabilirsiniz ama konu bu değil) neyse size gelip “off ya saçmalıyorsun!” derse vereceğim cevap (bir freudyen olarak) “bütün bunlar bilinçaltında oluyor bebeğim, zaten sana saçma gelecek” olur.

    ama bu evlilik örneği zorlama bir örnek olsa bile, gerçekten bir çok durum var buna benzeyen. örneğin neden daha ilk görüşte hoşlandığınız ya da hoşlanmadığınız insanlar olabiliyor? nasıl tamamen ifade edemeyeceğiniz durumlar, tartışmalar içine girebiliyoruz? nasıl oluyor da tam da en hatırlamamız gereken zamanda isimleri unutabiliyoruz? neden yeni sevgilimize yanlışlıkla eski sevgilimizin adıya sesleniyoruz?? neden hoşlandığım kıza mustafa dedim ben??farkında olmadığımız bu bilişsel sistemler sebebiyle.

    ki böyle sistemlerin olması da çok fazla sorun teşkil etmezdi eğer bilinçaltımız mantıklı bir bilgisayar , gerçekten akıllı bir sistem olsaydı. ama freud’a göre bu böyle değil. çünkü üç farklı süreç sürekli beynimizin içinde vahşice savaşıyor. evet bizi ele geçirebilmek için. bardaki hatunun göğüslerine nutella döküp yalayabilmem için. ya da bunu durdurmak için. sonuçta galip gelen işleme göre hareket ediyoruz, mantıklı bir insan olduğumuz için değil, içimizdeki bu üç yaratığın savaşının sonucuna göre davranıyoruz. bunlar id, ego ve süperego adlı yaratıklar.

    id… yani içimizdeki hayvan. yalnızca yemek, işemek, sevişmek, ısınmak istiyor. inanılmaz derecede aptal. yalnızca zevkine göre hareket ediyor. zevk almak, ve bunu şimdi, hemen almak istiyor. yani zevk için saf tutkudan oluşan bir hayvan.

    ama tabi ki hayatımızda işler böyle yürümüyor. tamam istiyorsun aslanım da, yapabilecek misin? istediklerini elde etmek için bir çok şeyler yapman gerekli, bunlar için
    planlamalar yapman gerekli vs vs. ve bütün bu planlama safhası sistemi de “ego” yani şimdiki zamanda yaşayan “ben” yani “kendimiz”. ego demişken hemen otostopçunun galaksi rehberindeki zaphod’a selamı çakalım, aynen onun dediği gibi: “etrafımda egomdan daha büyük bir şey varsa hemen yakalanıp öldürülmesini istiyorum!” ego ise şimdiki zamanda, gerçeklik ilkesine göre hareket ediyor. ego bilincin kaynağı, yani yaptığımız planlar, bazen vazgeçişlerimiz, herşey.

    ve diğer canavar: superego. toplumdan ve ailemizden, sosyal çevremizden aldığımız kuralların içselleştirilmiş hali. yani ne oluyor, bir şeyler istiyorsunuz, arzuluyorsunuz, ama bazen bunlar için cezalandırılıyorsunuz, ayıplanıyorsunuz. bazı tutkular yasak, bazı davranışlar kabul edilemez ve hepsiniz bir cezası var.
    böylelikle kendimiz (ego), id ve supergo arasında kalıp “aradaa kaldımm hep aradaa” diyen susam sokağı karakterine bürünüyoruz.

    yalnız unutmamamız gereken bir şey var, tamam id gerizekalı, aptal. yalnızca “yemek yee, sevişş, işee, ısın olmm ısınn” diye emirler yağdırıyor. ama süperego da gerizekalı. yani süperego “hmm bunu yaparsan şöyle olur dostum” diye açıklama yapan 68 kuşağının hippisi, şimdinin filozofu falan değil. o da sadece “aa kendinden utanmalısın!!” “yakışıyor mu sana??” “şunu yapmayı kess artıkk” “iğrençsin, utanmaz!” deyip duruyor. ve sen, benim yakışıklı dostum, güzel dilberim, sen o bir taraftan “hadi zevkk!!” diye çığlık atan id’inle, “kendinden utanmalısın” diyen süperego’n arasında sıkışıp kalmış o zavallı ego’nsun. (dolapta şarap var, birer kadeh atıp, süperegomuzu susturup, sevişelim mi?)

    ve tabi bütün bunlar, bilincimizde, yani farkında olduğumuz bir süreçte değil, içimizde, bilinçaltımızda sürekli devam ediyor. onları bulamazsın, onlar işlerini gizlice sürdürürler.

    şimdi de freud’un o psikoseksüel gelişim konusunu konuşalım. kişilik gelişiminin 5 ana dönemi var. ve freud’a göre eğer bu beş dönemden birinde sorun yaşamışsanız, o dönemde sıkışıp kalmışsınız demektir.

    oral dönem: ağzımızdan zevk alıyoruz, her şeyi ağzımıza götürüyoruz, yalıyoruz, çiğniyoruz. olur da bebeği meme emmekten men edersek, büyüdükten sonra karşımıza “oral kişilik” olarak çıkıyor.yani çok fazla yemek yiyen, sakız çiğneyen, sigara içen vs. erken dönemlerinde o tatmini tam alamadıkları için şimdi almaya çalışıyorlar.

    anal dönem: işte tuvalet eğitimi falan, eğer süreç yanlış giderse, çok cezalandırılırsanız falan, anal kişilik oluyorsunuz. hayır dötten vermiyorsunuz, bunun yerine cimri, aşırı titiz, kurallara bağlı, eleştirilmeye tahammülü olmayan ama sürekli eleştiren falan biri oluyorsunuz.

    sonra işler sapıtmaya başlıyor. sonraki dönem: fallik dönem. cinsel organlarımızı araştırıyoruz beyler ve hanımlar. eğer erkekseniz, dişilere karşı erkekliğiniz kabarıyor ve eğer dişiyseniz ilgiye ya da hakimiyete karşı bir ihtiyaç duyuyorsunuz. ve sonra ilginç bir şey oluyor. oedipus kompleksi dediğimiz şey. hani şu annesine aşık olan bu yüzden babasının yerine geçebilmek için babasını öldüren mitolojik kahraman. hala ufaklığız unutmayın. ve beyler (yani erkekler) bu hepimizin başına geliyor.

    olay şu: üç ya da dört yaşındayız, fallik dönemdeyiz. neye karşı meraklanmaya başladık? çükümüze karşı meraklanmaya başladık. ve dışarıdan bir obje arıyoruz bunun için. kim var etrafımızda hem nazik, hem sevgi dolu ve harika? annelerimiz. “anne iyidir, anneyi seviyorum” diyoruz ama aklımıza bir şey daha geliyor (aklımıza derken, bütün bunlar bilinçaltında oluyor tabi, akıl makıl yok)… engel olarak babamız var.

    gerçekten de bu yaşlardaki erkek çocuklardan genellikle “ben annemle evlenicem” diye laflar duyabiliyoruz. sonra hikaye şöyle devam ediyor… babayı öldüreceğim… (hemen the doors’dan “the end” şarkısını açıyoruz… father…yes son… i want to kill you… mother?...i want to f…ahheyeahyeah yee” )her üç dört yaşındaki erkek bebe düşünür bunu. ama çocuktaki hayal dünyası ve gerçek dünya içiçe olduğundan çocuk bu düşüncelerinin babası tarafından farkedildiğini düşünür. e baba büyük ve artık bize kızgın, ebemizi miker isterse…kendimize soruyoruz, “bize en kötü ne yapabilir baba?” (haha önce sizi dövdürüp sonra çarmıha gerdirir , inanmıyorsan isa’ya sor). e bütün ilgimizin çükümüzde olduğu dönemde aklımıza tabi ki şu geliyor: “çükümüzü keserrr!!” ve bu yüzden baba kazanır ve biz kendi kendimizi bu cinsel düşüncelerden uzaklaştırırız…bu dönem de “gizlilik” dönemi olur.

    jenital dönem ine kadar seks isteğimizi bastırırız. ergenlik dönemi ise şu an hepimizin içinde bulunduğu dönem zaten. ama ne demiştik süperego da gerizekalı. sadece “ah hayır, bunu yapma” demekle kalmıyor “ah hayır, bunu düşünme, utanmaz pislik” de diyor. bir yandan id tarafından dürtüklenen sapkın fantezilerimiz, hastalıklı düşüncelerimiz … “onu öldüreceğim, diğerini becereceğim!” diğer taraftan “hayır! hayır hayırrr!!” diye çığlık atan süperegomuz. (haha ghkollum ghkollum!! )ve bütün bunların hepsi bastırılmış, hiçbir zaman bilincimize, yani farkındalığımıza kadar gelememiş. hepimiz gollummuşuz da haberimiz yokmuş.

    peki bütün bunları nasıl baskı altında tutabiliyoruz. cevap: “savunma mekanizmaları”

    yani kendimiz hakkında bilmek istemeyecek arzulara ve düşüncelere sahibiz. bunları kendimizden saklıyoruz ve ortaya çıkmasını engelliyoruz ve bunu yaparken savunma mekanizmalarımızı kullanıyoruz:

    yüceleştirme: mesela çok fazla enerjiye sahipsiniz, cinsel enerji ya da agresif enerji. bunu cinsel ya da agresif şekilde bir hedefe yönelteceğinize başka bir şeye odaklanıyorsunuz, mesela sanata. mesela picasso yu düşünebilirsiniz, içindeki cinsel ya da agresif enerjiyi tablolarına akıtırken. mesela bedri baykam, peçetelere attırırken…

    yer değiştirme: utanç dolu düşüncelerinizi veya arzularınızı daha makul hedeflere yönlendiriyorsunuz. mesela babası tarafından dövülmüş çocuk, babasından nefret ediyor ve onun canını acıtmak istiyor, ama bu çok zor olduğundan bunun yerine köpeğe kötü davranıyor çünkü o daha makul bir hedef. (hayır çavuşu tokatlamak buna girmiyor…sanırım…)

    yansıtma: kendimde rahat olmadığım bir takım düşünceler var ve bunu kabul edip sahiplenmek yerine başkasının üstüne atıyorum. mesela homofobiklik. bir erkeği görüyorum ve ona karşı içimde bir tutku besliyorum (içimde dediğim yine bilinçaltında, farkındalık seviyemde değil) ve bundan utanıyorum, bu yüzden tutku duyduğum herif bana baktığında “ne bakıyosun lan, ibne misin??” diye çıkışıyorum. yani kendimde olanı ona malediyorum. freud’a göre genelde başkalarının sürekli homoseksüel olduğundan dem vuran erkekler aslında kendi içlerindeki erkeklere karşı olan arzuyu yansıtıyorlar.

    rasyonelleştirme (bahane) yanlış bir şey yaptığımda bunu toplum tarafından daha fazla kabul görecek şekilde rasyonelleştiriyorum. mesela çocuğumu dövmekten aslında zevk alıyorum ama tabi ki “ah nasıl zevk alıyorum” demiyorum, bunun yerine “bu çocuğun iyiliği için ne yazık ki bu çocuğu dövmem şart” diyorum.
    geri çekilme: eski bir döneme geri dönme, çocuklarda sıkça olur. stres veya travmada ağlamaya, parmaklarını emmeye falan başlarlar.
    bu savunma mekanizmalarına ihtiyacımız var, çünkü işe yaramadıklarında başımıza kötü şeyler gelebilir. örneğin histeri:

    aslında hiçbir fiziksel sorunumuz olmadığı halde histerik körlüğe ya da histerik sağırlığa maruz kalabiliriz. fiziksel bir sorunumuz yok ama göremiyoruz veya duyamıyoruz. tutukluk, titreme, panik ataklar, amnezi… ve bu fikre göre bütün bunlar semptomlar. bilinçaltımızdaki sorunların semptomları.ve freudyen teoriye göre bunu aşmanın yolu gerçeği ortaya çıkarmak. kendinden bir şeyler saklıyorsun, bilinçaltında, ve bunun acısını çekiyorsun, ve en içindeki o bilinmezi ortaya çıkarttığında, sorunlar çözülüyor.

    ve bir diğer konu, rüyalar… freud’a göre rüyalarımızda gördüklerimiz aslında dileklerimizin, isteklerimizin, arzularımızın, korkularımızın sembolleşmiş hali. içimizde yeşeren, bazen yeşermemesini isteyeceğimiz bir çok düşünce, hayal olabiliyor ve bunları baskı altında tuttukça kendilerini rüya içinde başka bir kılığa bürünerek gösteriyorlar.

    şimdi gelelim en önemli konuya… freud’un teorileri ne kadar bilimsel? oldukça tartışmalı. çünkü bilimin en önemli özelliği “yanlışlanabilir” olmasıdır. yani karl popper’dan beri bu böyledir. ancak freud’un bir çok teorisinin denenmesi, test edilmesi, dolayısıyla kesin olup olmadığının anlaşılması imkansızdır. (mevcut duruma göre). yani o deyişle “doğru değil, yanlış bile değil!”

    astrolojiyi ele alalım, gidip size “iki gün içerisinde bilmem ne yıldızı bilmem ne güneşine yaklaştığı için, içinizde sıkıntı yaşayacaksınız” dediğinde bu da kesinliği test edilebilir bir şey değildir. ama eğer size “bugün bir kediye çarpacaksın, sonra eve döndüğünde sevgilinin sakladığın bütün pornoları bulduğunu farkedeceksin” deseydi, evet bu kesinliği test edilebilir bir şey olurdu.

    bilimde yanlışlanabilirlik kriteri çok önemlidir. bir teori üretirsiniz ve herkes bunun yanlış olduğunu ispatlamaya çalışır, ayakta kalanlar geçerli teorilerdir. evrim teorisi bu yüzden harika bir teoridir, onbinlerce kez yanlış olduğu ispatlanmaya çalışılmıştır ve hala bütün görkemiyle ayaktadır.
    sonuç olarak freud çok konuşmuştur, çok şey ortaya atmıştır, çok fazla teori sunmuştur ve bir çok şeyin kapılarını açmıştır. bugün freud’un teorisini kullanan freudyenler de var, ama gerçek şu ki bunların çoğu akademisyen değil.

    http://oyc.yale.edu/psychology/psyc-110/lecture-3
  • sosyal medyada şöyle bir alıntı dolaşıyor uzun süredir:

    "olgunlaştıkça kimseyle uğraşasın gelmiyor. kendini yetiştirememiş insanlardan uzaklaşıyorsun. seni hasta edecek insanlarla birlikte olmaktan vazgeçiyorsun."

    görsel sonuçlarının adresini verdim ki nasıl bir salgına dönüştüğünü görebilelim diye.

    şunu sormak istiyorum:

    arkadaşlar, freud sizin lisedeki bunalım arkadaşınız mıydı? sosyal medyanızdaki atarlı sözler paylaşan kişi miydi? instagram'da damar story'ler paylaşan platoniğiniz miydi?

    yani freud nasıl biriydi ki onun ağzından yazılmadığı apaçık ortada olan bir şeyin altına onun ismini yazma gafletinde bulundunuz? hadi bunu yaptınız ve başkaları beğendi.
    siz beğenen biri olarak niye bu sözün kime ait olduğunu doğrulama gereği duymadınız? hadi duymadınız diyelim, niye biri de çıkıp "abile/ablalar bu söz freud'un hangi kitabında geçiyor?" diye sormadı?

    hadi sormadı diyelim, kimsenin aklına gelmedi mi 80 yıl önce vefat eden freud, neden 2000'ler türkçesiyle konuşuyor, diye sormak?

    gerçekten anlamıyorum.

    yani, bir insanın "bu sözü kendi adımla yayımlasam tutmaz, o yüzden altına freud'un adını yazayım," demesini bir noktaya, bakın bir noktaya, kadar anlayabilirim.
    fakat, yüzlerce/binlerce kişinin kendilerine sunulan bir şeyi olduğu gibi kabul etmesini, inanın, anlamıyorum.

    freud'un böyle bir sözü yok arkadaşlar. kaldı ki niye olsun?

    ayrıca: marquez'in "birisi kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında, cırt diye açılıveriyor ve kanamaya başlıyor yeniden oluk oluk." diye başlayan bir sözü de yok
    (bkz: #121659465)

    ayrıca: dostoyevski'nin "iyi adamlar yalnızlıktan ölüyor, iyi kadınlar kötü adamların penceresinden gök yüzüne bakarken," dediği bir söz de yok.
    (bkz: #65308035)

    özetle, saçmalamayın.
  • söylemediği sözleri, ısrarla ve zorla söylediği iddia edilen psikanalist. adam mezarından çıkıp tamam söyleyeyim de rahatlayın dese şaşırmayacağım. öyle bir zulüm.

    görsel
    "hiçbir erkek birlikte olmak istemeyeceği bir kızla yakın arkadaş olmak istemez."

    arkadaşlar freud böyle sözler söylemez, arkadaşlarınıza yürümek için freud'u kullanmayın. freud böyle anlama gelecek bir şey söylemek istese bile seçeceği kelimeler bunlar olmazdı.

    görsel
    "freud şöyle diyor: 'hatalı olduğunu anlamak ve özür dilemek beynini kullanabilen insanlara özgüdür.'

    özür beklediğiniz insanlara facebook'ta, twitter'da, instagram'da bu tarz sözler fırlatmak yerine doğrudan "kırıldım." mı yazsanız acaba?

    görsel
    freud "bütün depresyonların nedeni insanın sevgisini yitirmesidir." dediyse muhtemelen şöyle devam etmiştir: "arkadaşın çok olur ama zor gününde yok olur. benden sana bir akıl, aklın varsa tek takıl."

    görsel
    "sinirlenince ağlayan insanlar daha içten ve güvenilirdir."

    psikolog zeynep selvili de bu zulme dayanamayıp bu sözü paylaşan başka bir hesabı alıntılayarak şöyle demişti: "ve devam eder, 'asıl korkmanız gereken götü yere yakın olanlardır." * https://twitter.com/…?t=8w01j4xgghqgvnnfuq6_gw&s=19

    görsel "karşınızdaki kişiyi dinliyor musunuz yoksa konuşmak için sıra mı bekliyorsunuz?" der freud ve kendi sorusuna yapıştırır cevabı: "suskunluğum asaletimdendir."

    görsel
    "olgunlaştıkça kimseyle uğraşasın gelmiyor. kendini yetiştirememiş insanlardan uzaklaşıyorsun. seni hasta edecek insanlarla birlikte olmaktan vazgeçiyorsun." diyor ve konuyla alakalı şöyle devam ediyor, "vazgeç gönül, vazgeç seni anlayan yok."

    görsel
    "özür dilemek, senin haksız olduğun, karşı tarafın haklı olduğu manasına gelmez. verdiğin değerin egondan yüksek olduğunu ifade eder."

    adama kendi ego kavramını çürüttürmüşler. çünkü sanılanın aksine güçlü, sağlam bir ego, istenilen bir kişilik özelliğidir. neden ego istenen bir kişilik özelliğidir dedim? çünkü: https://drdogansahin.com/…tulursak-aslinda-ne-olur/

    görsel
    "küçük meselelerde aklını dinle, büyüklerdeyse yüreğini." demiş freud ve devam etmiş "ama ne olursa olsun karı koca arasına girme, onlar barışır, kötü olan sen olursun."

    bir "are u sex? are u cola?" dedirtmedikleri kaldı adama.

    edit: freud'un söylediği iddia edilen sözlerden oluşan "mutlu olma ihtimalimiz" isimli bir aforizmalar kitabı var; ancak çoğu sözü freud'un söylediği şüpheli. şüpheliyi nezaketen yazdım.

    #direnfreud
  • 1. insanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi ve sevmemeyi öğrenirler. bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. insanların “tecrübe” dediği şey budur. kalbiyle bağlantısını kesmiş bir insana “tecrübeli” denir.

    2. evrendeki en büyük gösteri sen aklını keşfettiğin an başlar.

    3. özür dilemek, sizin haksız olduğunuz manasına gelmez. karşınızdaki insana verdiğiniz değerin, egonuzdan yüksek olduğunu gösterir.

    4. birine duyduğunuz sevgi ve sinir doğru orantılıdır. en çok sevdiğiniz insana, herkesten çok sinirlenirsiniz.

    5. mutluluk dediğimiz şey, yoğun bir şekilde bastırılmış ve engellenmiş olan ihtiyaçların kısa süreliğine tatmin edilmesinden başka bir şey değildir.

    6. yaşamın amacı ölümdür.

    7. köpekler arkadaşlarını sever, düşmanlarını ısırırlar. insanlar ise tamamen farklıdır: saf ve karşılıksız sevgiyi beceremezler. kişisel ilişkilerindeyse sevgi ve nefreti karıştırıp dururlar.

    8. vicdan dediğimiz şey, içimizde alevlenen belli bir arzunun, dış dünya tarafından reddedildiğinin iç dünyamız tarafından algılanmasıdır.

    9. insanların çoğu özgürlüğü gerçekten istemezler; çünkü özgürlük sorumluluk gerektirir ve insanların çoğu da bundan korkar.

    10. özgürlük insanlara medeniyetin bir armağanı değildir. hiç medeniyet yokken insanoğlu çok daha özgürdür.

    11. güçsüz olduğumuz noktayı kabullenerek kendimizi güçlü kılabiliriz.

    12. ruhunun derinliklerine in ve ilk önce kendini tanımayı öğren. bunu yaptıktan sonra, bu hastalığa neden yakalandığını anlayacak ve belki de bir daha hastalanmayacaksın.

    13. bir gün dönüp geçmişe baktığınızda, mücadelelerle geçen yılların hayatınızın en güzel yılları olduğunu fark edeceksiniz.

    14. bilgi hazinelerine ulaşabilen insanların sayısı ne kadar artarsa, dini inançlardan kopuş da o kadar yaygınlaşır.

    15. erkek sevdiği zaman arzu yoktur; arzuladığı zaman ise, aşk yoktur.

    16. insanın sağlığını koruyan iki faktör vardır: işini sevmesi ve hayatı sevmesi.

    17. bir insan bir yere bakıyorsa orada ilgilendiği bir şey vardır; bir insan bir yere hiç bakmıyorsa orada ilgilendiği bir şey mutlaka vardır.

    18. hiç şüphesiz kader, seni hastalıklarından kurtarmayı benden daha kolay yapacaktır. ama senin histerik acılarını ikimizin ortak umutsuzluğuna dönüştürebilirsem bu işten kazançlı çıktığına sen de kendini inandırabileceksin.

    19. insanların büyük çoğunluğu, hayran olacakları, karşısında boyun eğecekleri, onlara hükmedecek ve hatta bazen kötü davranacak bir otoriteye ihtiyaç duyarlar.

    20. kişi komplekslerini yok etmeye değil onlarla uyumlu olmaya mücadele etmelidir. dünyadaki davranışlarını uygun şekilde yönlendiren onlardır.

    21. hayat çok zordur; karşımıza bir sürü acı, hüsran ve imkansız vazifeler getirir. yarıştırıcı çareler olmadan hayatın üstesinden gelemeyiz. bu çarelere üç örnek sayabiliriz: acımızı hafifletecek güçlü saptırmalar, acımızı geçirecek ikame mutluluklar ve acıya karşı bizi duyarsızlaştıracak uyuşturucu maddeler.

    22. insan hayatının anlamını ve değerini sorgulamaya başladığı anda hastalanır; çünkü ikisinin de nesnel bir varlığı yoktur. bu soru tatmin edilmemiş bir libidonun, başka bir şey olduğunun itirafıdır ki bu da üzüntü ve depresyonla sonuçlanacak bir mayalanma sürecidir.

    23. kitleler asla gerçeğin peşinde koşmamıştır. yanılsamalar isterler ve yanılsamasız yapamazlar.gerçek olmayanları, sahteleri, rüyaları gerçeğin üstünde tutarlar; gerçeklerden çok, gerçek olmayanların etkisinde kalırlar. bu ikisi arasında ayrım yapmama eğilimi oldukça yüksektir.

    24. bugüne değin hiç yanıtlanmamış olan ve otuz yıldır kadın ruhunu araştırmama karşın benim de şimdiye kadar yanıtlayamadığım o büyük soru şu: bir kadın ne ister?

    24. kavga etmek yerine küfretmeyi seçen ilk insan uygarlığın kurucusuydu.

    freudun insan karakterini açıklamada kullandığı kavramlar olan id ego süper ego kavramları bu cümleyi anlamamıza yardımcı olacak

    id: insanın içgüdüleridir en temel istekleri açlık cinsellik öfke v.b bunlar kişinin elinde olmayan kontrol edemediği genetiğinden miras ve her bireyde olan özellikleridir insanın en temel iki içgüdüsü cinsellik ve şiddettir .

    süperego:çevrenin beklentileridir yasaklar günahlar ahlaki kurallar vicdan v.b bunlarda kişinin kendi kontrolünün dışındaki çevresel özellikleridir .

    ego: ise id ve süperegonun arasında denge kuran karakter özellikleridir sağlıklı insanların egosu sağlamdır aradaki denge ne kadar iyi bulunursa kişi o kadar sağlıklıdır.

    edit: lisede psikoloji dersime gelen akademisyen "insan hayatını yönetenin seks ve şiddet dürtüleri olduğunu, hayatı boyunca seks ve şiddet dürtülerini kontrol altında tutmaya ve seks-şiddetin insan hayatına yıkıcı etkilerini ve bu dürtünün davranışlara yansımasını " anlatmıştı.
  • dümdüz konuşup gideceğim.

    yaptığı pek çok şey günümüzde "çöp" olarak kabul edilmez. psikolojide çoğu referans kendisine verilir.

    adam insanların zülfüyarine dokunduğu için ağrına gidiyor kimisinin. gerçekleri yüzüne söyleyen eşi dostu dehleyip; kendisini eğleyene yanaşan yurdum kendine güvensiz insan profili için ağır bir adamdır. can sıkar tabii insanı yüzleştirdiği için.
hesabın var mı? giriş yap