şükela:  tümü | bugün
  • bu zat şu kitabında* şöyle bir aforizma parçalamış: "bir anne, bütün sevgi gösterilerinin çocuğunun cinsel içgüdüsünü uyandırdığının ve sonraki yoğunluğunu kazanmasına hazırladığının farkına varacak olsa belki de dehşete kapılacaktır. yaptığı şeyi cinsellikten uzak, "saf" sevgi olarak değerlendirir, çünkü her şeyden önce çocuğun cinsel organlarında temizlik sırasında kaçınılmaz olanın ötesinde heyecan yaratmaktan dikkatle kaçınır. ama bilindiği gibi cinsel içgüdü sadece örgensel (genital) bölgelerin dolaysız uyarımıyla uyarılmaz. sevecenlik dediğimiz şey de bir gün örgensel bölgeler üzerindeki şaşmaz etkisini mutlaka gösterecektir."

    bütün bulgularını haz ve nefs odaklı inşa etmiş, kendi zihniyetinin ve hedonizminin çıkarlarını bilimsel verilerle dahiyane biçimde kılıflandırmış bir bilim insanı, elbette anne-çocuk bağlantılarını da bu şekilde yorumlayacaktır. adamın kaç kitabını okuduk, bir tane pasajını okuyup "yuh ayı" diyip buruşturulmuş froytları çöpe basket atmıyoruz elbette. ama insanda niyet belli olunca nitelikli bir akla da sahip olsa varabileceği datalar, yönelebileceği kanallar standartlaşıyor ve görüldüğü üzere çirkinleşiyor. neil degrasse'nin cosmos serisinde kurşun maddesini anlattığı bir bölüm vardı. yarım asır evvel kurşun ölümüne tehlikeli bir madde olmasına rağmen kolay işlenebiliyor, maliyeti ucuz diye her şeyde kullanılıyor ve gitgide çeşitli hastalıkların doğmasına, çalışma şartlarına bağlı olarak işçilerin akıllarını yitirmesine, açıklanamayan ölümlere sebep oluyordu. sonra halk işkilleniyor, bazı araştırmacılar konuyla ilgili üreticileri açıklama yapmaya mecbur ediyordu. en sonunda adını şimdi hatırlamadığım dönemin seçkin bir bilim adamı bu egoist sermayedarların üzerindeki baskıyı azaltmak suretiyle banka hesabına yatırılan dolgun bir maaş karşılığında son derece sağlam, bilimsel bir makale yayınlayarak kurşunun ne kadar şeker, ne kadar cici bir madde olduğunu anlatıyor. o şerefsiz bilim adamı para için mesleğini itibarsızlaştırıyor, freud da kendi için. tek fark bu..
  • insan yapıcıdır, üretmeyi ve yeni hedefler edinmeyi sever; bu, bilinen bir gerçektir. öte yandan insan, neden her şeyi yıkmaya, paramparça etmeye düşkündür, sorarım size. hadi cevap verin, neden? bu konuda söyleyecek birkaç sözüm daha var. insanlar amaçlarına ulaşmaktan, yapmaya çalıştıkları yapıyı bitirmekten korktukları için yıkmayı, parçalamayı bu denli seviyor olmasınlar? belki de insan, kurulan yapıyı uzaktan seyretmeyi seviyordur.( yeraltından notlar) freud un psikoanalizi sanırım tam olarak dostoyevski nin bu cümlesiyle hayat bulmuştur.
  • "bir zaman gelecek ve bizler tüm ümitlerimizden tek tek vazgeçmek zorunda kalacağız. işte o vakit anlayacağız ki; bir zamanlar körü körüne bel bağladığımız ümitler, aslında hayatımıza daha fazla acı ve zorluk katan yanılsamalardan başka bir şey değil." demiş kendileri.
  • turkiye'deki bireyin su anki ozetini bu mubarek insan yapmistir kanimca.
    bu mubarek insana gore:" insan guclu bir onder tarafindan yonetilen, guclu bir grup icinde olmak isteyen duzensiz bir hayvandir.birey onderi yuceltirken kendisini yetersiz olarak algilar."
  • egoyla ciddi bir problemi olan psikanalist.
  • yahudi kökenlidir. doğu avrupa'da doğup orada yasamıştır. çok ciddi saptamaları vardır. özellikle (bkz: cinsellik) ve (bkz: ego) nun insanların asıl dürtüsü olduğunu öne sürmüştür. çok da haklıdır efendim.
  • sadece, "tarihteki ilk medeni insan, karşısındakini mızrakla öldürmek yerine ona küfretmeyi seçendir." sözüyle bugünün türkiye'sine ışık verebilir.
  • "bütün başlar, masanın ucunda oturan ve konuklarına gülümseyerek bakan iri yarı jellife'e döndü. sağ eliyle bıçağını -ekmek bıçağını değil, et bıçağını- tutuyordu. "bu ne anlama geliyor dr. freud?" diye sordu yaşlıca bir hanımefendi. "bayan banwell'in ev sahibimizin saldırgan dürtülerini harekete geçirdiği anlamına geliyor" dedi freud. "herkesin kolayca anlayabileceği cinsel rekabet şartlarından doğan bu saldırganlık, elinin yanlış alete uzanmasına neden oldu ve kendisinin bile farkında olmadığı arzuları açığa vurdu."

    tek bir hareketten zilyon tane anlam çıkaran, carl jung'un ve ernest jones'un yediği haltlar üstüne kalmasına rağmen arkadaşlarını satmayan, olayları sadece yalanlamakla kalan, 'onlar benim düşüncelerimi geliştirecekler' şeklinde bir düşünce besleyen, saygı dolu büyük insan. oedipus/elektra kompleksinin savunucusu. ona göre her kız çocuk babasını, her erkek çocuk da annesini arzular. her ne kadar tüy ürperten sevimsiz ve katılmadığım bir tespit olsa da öyle demiş.