şükela:  tümü | bugün
  • id tarafından harekete geçirilen, süperego tarafından sınırlandırılan, gerçeklik tarafından bozguna uğratılan ego, içinde ve üzerinde çalışan güçler ve etkiler arasında uyum sağlama ekonomik görevine hakim olmaya çabalar; ve biz, neden bu kadar sıklıkla ağlamamıza engel olamadığımızı anlayabiliriz. ''hayat kolay değil.''

    hardcore be freud.
  • eğitim dersleri sebebiyle yıllardır ismini duyduğum uzmandır kendileri.
  • adamın dibidir kısaca.
  • "insanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi ve sevmemeyi öğrenirler. bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. insanların “tecrübe” dediği şey budur. kalbiyle bağlantısını kesmiş bir insana “tecrübeli” denir. " diyerek duyguların körelmesini;

    "insanların çoğu özgürlüğü gerçekten istemezler; çünkü özgürlük sorumluluk gerektirir ve insanların çoğu da bundan korkar." diyerek sorumluluk almanın ne kadar önemli olduğunu;

    "özgürlük insanlara medeniyetin bir armağanı değildir. hiç medeniyet yokken insanoğlu çok daha özgürdü." diyerek kendimizi soktuğumuz kalıplar/durumlar ile özgürlüğümüzü nasıl kısıtladığımızı;

    "ruhunun derinliklerine in ve ilk önce kendini tanımayı öğren. bunu yaptıktan sonra, bu hastalığa neden yakalandığını anlayacak ve belki de bir daha hastalanmayacaksın." diyerek de kendini tanımanın her şeyin başı olduğunu anlatan bilim insanı.
  • muhafazakar yapıların şifresini çözmek ve yıkıma uğratmak hususunda özellikle fransız filozofların (örneğin michel foucault) düşüncelerine başvurduğu hekim ve düşünür.
  • ismet inönü cumhurbaşkanıyken bir gün köşkte freud üzerine bir toplantı düzenler. o zamanlar böyle cumhurbaşkanları varmış demek ki. neyse, milli eğitim bakanı hasan âli yücel (işe bakın, böyle de milli eğitim bakanları!), sabahattin eyuboğlu ve daha başkaları vardır toplantıda. avrupa'dan yeni gelmiş, konuyla ilgili ihtisas yapmış genç biri anlatmış önce freud'u. sonra inönü, sizler ne düşünüyorsunuz diye sormuş. hasan âli, freud'un bir gerçeği bulduğunu, fakat buluşunu abarttığını söylemiş. buna karşılık inönü, "keşke biz de bir gerçek bulsak da abartsak âli bey," demiş...

    hatıratlarda inönü'nün muhabbetin finalinde topu ağlara gönderir gibi zikredildiği bu karşılığı bir yana, burada asıl önemli olan, hasan âli'nin, şu insanda tebessüm uyandıran "buluşunu abarttığı..." fikridir. bu önemli bir saptamadır. zira hasan âli psikanaliz uzmanı olmasa da mesela freud'un çağdaşı, zaman zaman çalışma arkadaşı olan, sonraları çatışsalar da onu ve teorisini çok iyi bilen jung da aynı şeyi söyler. freud'un sorunu abartmaktır. mesela, "soruyu hatırlamıyorum ama cevap seks!" diyecek kadar kâşifi olduğu koskoca bilinçdışını bütünüyle cinselliğe indirgemiştir...

    neticede demem o ki, o toplantıda "çağın en güzel gözlü maarrif müfettişi" * önemli bir laf etmiş vesselam...
  • "özgürlük insanlara medeniyetin bir armağanı değildir. hiç medeniyet yokken insanoğlu çok daha özgürdü."
  • okudukça daha çok keyif aldığım psikanalitik kuramın kurucusu ve lacan, walter benjamin gibi çok önemli düşünürlere ilham vermiş değerli bir bilim insanıdır. günümüzde bir çok edebî eleştirmen freud'un kuramından yola çıkarak edebî eserleri yeniden okumaktadır. son zamanlarda okuduğum ve çok keyif aldığım shakespeare'in macbeth adlı eserinin freudian okumasını şiddetle tavsiye ederim.

    macbeth adlı eserde okuyanlar bilir, machbeth eser başında 3 cadının söylediği "kral olacaksın" cümlesini ciddiye alır ve kral olmak uğruna kral duncan'ı öldürmesi gerktiğini düşünür ancak bunu yapabilecek gücü kendisinde bulamaz. bu noktada lady macbeth devreye girer ve macbeth'i bu işi gerçekleştirmeye itekler. freudian okuma lady macbeth'i macbeth'in idi olarak görür zira lady macbeth eser ortalarında artık hiç görünmez çünkü artık macbeth'in ona ihtiyacı kalmamıştır.
  • psikanaliz, konuşturarak iyileştirme yönteminin ilk uygulayıcılarından olan avusturyalı nörolog. ''totem ve tabu'' isimli kitabında yasak ile ilgili çok güzel bir kısım var. çekmecedeki notlarımı karıştırırken buldum, ne diye not almışım acaba.

    ''yasağın başarısı, dürtüyü, yani dokunma hazzını bastırmaktan ve bilinçaltına sürgüne göndermekten ibaretti sadece. hem yasak, hem de dürtü mevcut olmaya devam ediyordu. zira dürtü ortadan kaldırılmamış, sadece bastırılmıştı. yasak da devam ediyordu, çünkü kendisine son verilmiş olsaydı, dürtü bilinç alanına ve edimin uygulanmasına ulaşacaktı. bu sonuna varılamayan bir durumdu. psişik nitelikli bir sabitleme meydana getirilmişti. diğer her şey ise, yasak ve dürtüye ilişkin bu daimi çatışmadan kaynaklanıyordu. yasağın gücü -yani baskın özelliği- bizzat bilinçaltındaki karşıtıyla olan ilişkisinden kaynaklanır. saklı konumunda frenlenmemiş olarak bekleyen hazdan, yani bilinçli idrakten yoksun, içsel bir gereklilikten güç alır. dürtüsel haz devamlı olarak yer değiştirir. böylece içinde bulunduğu hapishaneden kurtulmaya çalışır. yasak olan hususun yedeklerini -yedek nesne ve yedek davranışlar- buluşmaya çalışır.''

    ha bu arada totem ve tabu çok güzel bir kitap. tavsiye ederim.